Sakarya’nın Hendek ilçesindeki Büyük Coşkunlar Havai Fişek fabrikasında 3 Temmuz’da gerçekleşen büyük patlama ve işçi katliamının göz göre göre geldiği tutuklanan dört kişinin ifadeleriyle de gözler önüne seriliyor. İfadeler; bu fabrikada da denetim ve kontrollerin tıpkı Soma’da olduğu gibi haberli yapıldığını, iş güvenliği uzmanının bağlı olduğu firmayla fabrika sahibi arasındaki ilişkinin gerekli önlemlerin alınıp-alınmadığının denetlenmesini doğrudan etkilediğini, denetimin patronun gösterdiği yerlerde ve izin verdiği sınırlarda yapılabildiğini, işçilere üretim baskısının yanısıra koruyucu ekipmanın verilmediğini, depolarda birikmiş malın boyutlarından müdürün bile haberdar olmadığı bir ciddiyetsizliğin sözkonusu olduğunu (ki bu böyle de olmayabilir ama ifadeler bu yönde) gösteriyor.
Patron tutuklanmak zorundaydı ya polis ve müfettişler?
Bu kadar aleni ihlaller zincirinin olduğu bir katliamda bakanlarla birlikte fabrikayı teftişe çıkan, MÜSİAD heyeti tarafından moral ziyaretle kucaklanan fabrika sahibi ve MÜSİAD Sakarya Şube Başkanı Yaşar Coşkun da tutuklanmak zorunda kaldı. Babası Ali Rıza Coşkun’la birlikte dün gözaltına alınan Yaşar Coşkun’u tutuklatanın toplumsal tepki olduğu açık, Soma gibi olmamasıysa bu tepkinin sürekliliğine ve örgütlü bir karakter kazanmasına bağlı.
Ayrıca fabrikayı denetlemekle sorumlu Sakarya Emniyet Müdürlüğü ve Ankara’dan gelen müfettişler ve dolayısıyla bağlı oldukları kurumlar hakkında bu katliamda da herhangi bir işlem yapılmayacağını öngörmekse zor değil!
Daha önce tutuklanan Sorumlu Müdür Hasan Ali Velioğlu, ustabaşı Erşan Öztürk, Sorumlu Müdür Asiye Angın ile iş güvenliği uzmanı Aslı Bozkurt’un anlattıklarıysa bu organize katliamın tüm şifrelerinin Soma ya da diğer katliamlarla aynı olduğunu gösteriyor.
Velioğlu, Öztürk, Angın ve Bozkurt’un basına yansıyan ifadeleri, alınmayan önlemleri ve denetimsizlikleri tüm açıklığıyla ortaya koyuyor.
“İşçiler, ‘burası patlayacak’ diyordu”
İş güvenliği uzmanı olarak çalışan ancak 22 Mayıs’ta görevinden istifa eden Aslı Bozkurt ifadesinde şöyle konuştu;
Olayın olduğu gün Sakarya’daydım. O bölgenin güvenli olmadığını bildiğim için fabrikaya gitmedim.
Fabrikanın Çin mahallesi olarak adlandırılan bölümüne çok fazla gitmezdim. Bunun nedeni orada çalışan A.Ç.’nin işini çok iyi yapan bir iş güvenliği uzmanı olmasıydı. Ancak bu bölümde de diğer bölümlerde olduğu gibi aksaklıklar görüyordum. En önemli sorun ise işçilerin yanlarına çok fazla malzeme almalarıydı.
İşçilerden bana sürekli şikâyet gelmekteydi. İşçiler bana, ‘burası patlayacak, başımıza bir şey gelecek, bir şey yapın’ diyordu. Yapmış olduğum incelemeler sonucunda her şeyi iş sağlığı güvenliği kurul toplantı tutanaklarına yazmama izin verilmiyordu, çünkü benim çalıştığım özel işletme bu şirketle çalışmaya devam ediyordu. Benim gücüm de bir yere kadar. Yeşil renkli binanın, bana ana barut deposu olduğu dahi söylenmedi. Burayı atıl bir bina zannettiğim için hiç denetlemedim. Denetlenecek yerleri bana onlar gösteriyordu. Ayrıca çalışanların kişisel koruyucuları ve donanımları da bulunmamaktaydı.
“Depoların bazılarına hammadde konulduğunu bilmiyordum”
Ustabaşı Erşan Öztürk ise ifadesinde patlamanın yaşandığı fabrikada 30 senedir çalıştığını belirterek ifadesinde şöyle dedi;
Fabrikada imalat fazlası malzeme ve stokta olması gerekenden fazla malzeme yoktu. Üretilen mallar kolilendikten sonra sevkıyata hazır hale gelir, depoya götürülür. İşçilere daha fazla mal üretimi için baskı yapmadım. Baskı yapılmasına da şahit olmadım. Fabrikadaki denetimler Sakarya İl Emniyet Müdürlüğü tarafından yapılır. Ankara’dan denetime gelenler olur. Denetim olacağı bana bir gün önceden söyleniyordu. Zaten tedbirli çalıştığımız için ekstra bir önlem almıyorduk. İşçilere koruyucu kıyafet vermiştik. Ama sıcak olduğu için bizi dinlemeyerek giymiyorlardı. İmal edilen ürünlerin konulduğu depoların bazılarına hammadde konulduğunu bilmiyordum.
‘Üretilen malların ne kadarı satıldı ne kadarı depolandı bilmiyorum’
Sorumlu müdür olan Asiye Angın ise ifadesiyle fabrikadaki ciddiyetsizlikleri gözler önüne serdi:
İşçi başına düşen üretim miktarı ustabaşı tarafından belirleniyor. İşçiden bu miktarda üretim yapması isteniyor. Üretim çıkmadığı zaman da bu durum işçiden soruluyor. Bu geçmişten günümüze devam eden bir süreçtir. Patlamadan 15-20 gün önce jelatinleme bölümündeki arkadaşım Kosova’ya gönderilmek için üretilen ürünlerden rahatsız edici bir koku geldiğini söyledi. Bunu fabrikanın sahibi Yaşar Coşkun’a, Hasan Ali Velioğlu’na ve Erşan Öztürk’e söylediğini tahmin ediyorum. Daha sonra Erşan Öztürk kâğıdın yapışmasında kullanılan tutkalın fazla sürülmesi nedeniyle nemlenme olduğunu anlamış, bu mallar kurumaya bırakılmıştı. Pandemi sürecinde üretim yavaşladı. Ancak üretilen malların ne kadarının satıldığını ya da depoda saklandığını bilmiyorum. Şikâyetçilerin beyanlarında söyledikleri denetleme olmadan önce bize bilgi geldiği ifadesi doğrudur. İl emniyet müdürlüğü tarafından denetleme yapılırdı. Denetleme olmadan önce şirkete nasıl bilgi geldiğini bilmiyorum. Ben patlamanın muska bölümünde olduğunu düşünmüyorum.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!