Şimdi Kars fetih mi edildi?



Korkunun silahın gölgesiyle yatıştırıldığı ve fakat o silahların namlusunun bir kentin demokratik dinamiklerine çevrildiği bu sembolik tutum, bundan sonrasının da özeti niteliğindedir.


31 Mart yerel seçimlerinde muhalefet partilerinin de blok tavır almalarına rağmen MHP’den HDP’ye geçişi engellenemeyen, HDP’ye geçtikten sonra; malzemelerine ve çalışanlarının maaşına haciz koymaktan malzemelerin tahrip edilmesine ve saldırı düzenlenmesine kadar iş yapamaz hale getirmek için birçok yöntemin denendiği Kars Belediyesi’ne, Belediye Eş Başkanı Ayhan Bilgen’in “Kobanê soruşturması” bahanesiyle tutuklanmasıyla aynı anlarda kayyum atandı. Belediye’yi önceki MHP’li belediyeden 338 milyon 380 bin TL’lik borçla devraldığı ve faaliyet yürütmesi sayısız yöntemle engellenmeye çalışıldığı halde Bilgen; suyundan yoluna, altyapısından çöp toplanmasına kadar sayısız sorunla boğuşan Kars gibi kozmopolit bir ilde 1 yıllık sürede birçok adım attı, çözülmez görünen birçok soruna Meclis’i de demokratik bir tarzda işleterek çözüm geliştirdi. Bu arada kayyum atanması için sayısız mizansen hazırlandı, bunların her biri bunun altyapısını oluşturacak mizansenlerdi: Çeteler devreye sokuldu, iş ve otopark gibi talepleri reddedilince HDP’li belediyenin kendilerine dağa çıkmayı teklif ettiği, kabul etmedikleri için de taleplerini reddettiği yönünde sayısız düzmece şikayet biriktirildi.

En nihayetinde bu kirli oyunlar, baskı ve abluka altında görevini yapan Kars Belediyesi Eş Başkanı Ayhan Bilgen’in zaten yargılanıp, beraat ettiği hatta tazminat aldığı “Kobanê soruşturmasına” bir kez daha dahil edilmesiyle devam etti. Bilgen, gözaltındayken kente kayyum atanmasını engellemek için “istifa edeceğim” açıklamasında bulundu. Bilgen’in bu açıklamasına; aralarında Belediye Eş Başkanı Şevin Alaca ve başkan yardımcılarıyla il genel meclis üyelerinin de bulunduğu 19 HDP’linin KCK soruşturması kapsamında gözaltına alınmasıyla yanıt verildi. Her açıdan yargının açık bir zor aygıtına ve Saray’ın şef değneğine dönüştüğü gizlenmeden yürütülen bu pratiğe, Bilgen’in dün tutuklanmasıyla aynı anlarda kente Vali Türker Öksüz’ün kayyum atanmasıyla devam edildi.

HDP’lilerin gözaltına alınması, belediye Meclis’indeki çoğunluklarının da görevden alınarak düşürülmesine rağmen belediye meclisinden çıkarılacak ve HDP dışından bir partiden olacağı kesinleştirilmiş yeni bir belediye başkanının seçilmesine bile tahammül edilmedi!

Oldukça sembolik bir hamleydi bu… Burjuva hukukun kağıt üzerindeki müeyyidelerinin bile tanınmamasıyla ilan edilen ve aslında mevcut faşist iktidar blokunun “uyarıma geldiği gibi davranacağım ve hukuk da dahil tüm güç aygıtlarını buna göre kullanacağım”ın yeni bir ilanıydı.

Kayyum olarak atanan Kars Valisi Türker Öksüz’ün belediyeye geliş biçimi, sergilenen “tiyatro” da bu ilanın altının çizilmesinin başka bir ifadesi oldu. Öksüz belediye binasının önünde ve polis ablukası altında kıldığı namazla içeriye girdi! Fetihçi zihniyetin bu simgesel devamlılığı Kürt halkına açık bir mesajdı: En basitinden ulusal kimliğine sahip çıkan, Kürdüm diyen ve bunu HDP ile siyasi bir duruşa dönüştüren tüm Kürtler “iç düşmandır”!

Fakat bu ilanı bile tarihteki “sömürge valilerinin” korkularıyla iç içe geçen meydan okuyucu tutumlarıyla yaptılar. Silahın gölgesinde kılınan ve pek çok açıdan sembolik anlamlar-mesajlar taşıyan, fotoğrafları bilinçli olarak servis edilen o namaz; az çok siyasallaşmış halkın ve sadece Kürt halkının da değil, Kars’ın o kozmopolit yapısı içinde Bilgen’in seçilmesinde somutlaşan toplumsal dinamiğin başının ezilmek istendiğinin ifadesiydi. Aynı zamanda bu dinamikten korkunun…

Korkunun silahın gölgesiyle yatıştırıldığı ve fakat o silahların namlusunun bir kentin demokratik dinamiklerine çevrildiği bu sembolik tutum, bundan sonrasının da özeti niteliğindedir. Kendilerinden olmayan herkese karşı silahın, silaha dönüştürülen yargının gücüyle savaşacaklarının özetidir bu. Korkunun özeti olduğu gibi…

Bu korkuyu potansiyele duyulan korku olmaktan çıkarıp, sahici bir somutluğa dönüştürmedikçe olup bitenler sadece daha “şaşılaşı”, daha trajik bir nitelik kazanacaktır. O potansiyeli açığa çıkarmaksa tarihsel bir görevdir.