Köz ve Alınteri olarak 1 Mayıs’ın ardından farklı illerde düzenlediğimiz değerlendirme söyleşilerinin Ankara ayağını gerçekleştirdik. Söyleşide 1 Mayıs’a giderken yürütülen ortak çalışma, 1 Mayıs günü ortaya çıkan tablo, devrimci odak ihtiyacı ve önümüzdeki dönemin siyasal görevleri ele alındı.
Alınteri adına yapılan konuşmada, 1 Mayıs’ta yakalanan ortaklığın ve geliştirilen iradenin yalnızca 1 Mayıs günüyle sınırlı olmadığı, bundan sonraki süreç açısından da önemli bir anlam taşıdığı vurgulandı. Türkiye solunda ve devrimci hareket içinde bir süredir farklı bir mücadele hattına duyulan ihtiyacın daha görünür hale geldiği belirtildi. Parlamentarizmin, sendika bürokrasisinin ve CHP’nin etkisi altında şekillenen mücadele anlayışına karşı devrimci bir mücadele hattının birleşik biçimde örgütlenmesi gerektiği ifade edildi. 1 Mayıs’ın bu arayışın somutlaştığı önemli başlıklardan biri olduğu belirtildi. Sendika bürokrasisinin ve CHP’nin 1 Mayıs’ı daha baştan devletin icazet sınırları içinde kabul eden tutumuna karşı Taksim iradesinin geliştirilmesinin önemine dikkat çekildi.
Bu yıl İstanbul’da Taksim İnisiyatifi’nin kurulması ve Mecidiyeköy’de ortaya çıkan tablonun, yalnızca devrimci güçler açısından değil daha geniş kesimlerde de farklı bir mücadele hattı arayışının bulunduğunu gösterdiği ifade edildi. Mecidiyeköy’de yüzlerce gözaltına rağmen binlerce kişinin Taksim iradesi etrafında bir araya geldiği hatırlatıldı. Bu kitlenin önemli bir bölümünün örgütsüz ve arayış içindeki kesimlerden oluştuğu, fakat alana gelerek ve orada kalmaya çalışarak özneleşme eğilimi gösterdiği belirtildi. Bu durumun, devrimci güçlerin ısrarlı ve birleşik bir mücadele hattı yaratmaları halinde örgütsüz kitlelerin de bir odak etrafında toplanabileceğini gösterdiği vurgulandı.
Söyleşide 1 Mayıs’a yalnızca İstanbul üzerinden bakılmaması gerektiği de ifade edildi. İzmir’de CHP’li belediye başkanının konuşturulmaması ve bağımsız emek güçlerinin ortak deklarasyonla tutum alması, Ankara’da ise devrimci güçlerin ortak kortej ve NATO ve Emperyalist Savaş Karşıtı Birlik kortejiyle ortaya koydukları irade aynı hattın farklı örnekleri olarak değerlendirildi. Böylece 1 Mayıs’ın çeşitli illerde sendika bürokrasisinin ve düzen muhalefetinin sınırlarını aşan bağımsız bir devrimci tutuma sahne olduğu belirtildi.
Dünya ve Türkiye tablosu da 1 Mayıs değerlendirmesinin ayrılmaz bir parçası olarak ele alındı. Emperyalist-kapitalist sistemin dünyanın yeniden paylaşımı doğrultusunda yeni işbölümleri yeni sömürü biçimleri ve yeni kontrol mekanizmaları yaratmaya çalıştığı ifade edildi. Türkiye gibi ülkelerin bu tabloda ucuz işgücü ve ucuz asker kaynağı olarak konumlandırılmak istendiği, AKP-MHP iktidarının da bu işbölümünde kendisine yer açmaya çalıştığı belirtildi. Bu siyasal yönelimin içeride daha vahşi emek sömürüsü, doğanın talanı, aile odaklı toplumsal restorasyon, dinci-gerici ideolojik hegemonya ve kadınlara, gençlere, işçilere dönük saldırılarla birlikte ilerlediği vurgulandı. Buna karşılık toplumun farklı kesimlerinde de büyük bir öfkenin biriktiği ifade edildi. Doğa katliamlarına karşı gelişen direnişler, kadın hareketinin bastırılamaması, gençliğin 19 Mart sürecinde daha belirgin hale gelen geleceksizlik tepkisi, işçi direnişleri ve madencilerin hak gasplarına karşı sürdürdüğü mücadeleler bu birikimin örnekleri olarak aktarıldı. Ancak bütün bu direnişlerin birleşik bir hatta bağlanmasını sağlayacak devrimci öncü güçlerin zayıflığının temel sorun olmaya devam ettiği belirtildi. Toplumda nesnel olarak büyük bir kaynama olmasına rağmen bu kaynamaya öncülük edecek derli toplu bir merkezin yaratılamamasının devrimci hareket açısından yakıcı bir sorun olduğu ifade edildi. 1 Mayıs’ın, bu sorunu aşmak için birleşik, bağımsız ve devrimci bir mücadele hattında ısrar edilmesi gerektiğini gösterdiği vurgulandı.
Konuşmanın son bölümünde 1 Mayıs sonrasındaki siyasal tabloya da değinildi. CHP’ye dönük operasyonlar, belediyelere kayyum atamaları, muhalefet dinamiklerini baskı altına alma girişimleri ve NATO ile ilişkiler üzerinden Türkiye’nin emperyalist işbölümünde daha ileri bir karakol haline getirilmek istendiği belirtildi. Önümüzdeki NATO toplantısının bu açıdan kritik bir gündem olduğu, daha toplantıya aylar kala yasakların ilan edilmesinin de iktidarın bu başlıkta nasıl bir hazırlık içinde olduğunu gösterdiği ifade edildi. 1 Mayıs’ta açığa çıkan dinamiğin NATO karşıtı mücadeleye taşınmasının ve bu topraklardaki güçlü anti-emperyalist hafızanın yeniden canlandırılmasının önemli bir görev olarak önümüzde durduğu söylendi.
📍Ankara
⬇️Alınteri ile Köz’ün birlikte düzenledikleri "1 Mayıs'ın ardından siyasal tablo" başlıklı söyleşi gerçekleştirildi pic.twitter.com/v0YWnxdYNQ
— Alınteri Gazetesi (@GazeteAlinteri5) June 7, 2026
Köz adına yapılan konuşmada ise 1 Mayıs’a nasıl gidildiği ve bugün nasıl bir siyasal tabloyla karşı karşıya olunduğu dünya ve Türkiye ölçeğinde ele alındı. Emperyalist paylaşım kavgasının arttığı, bu kavganın savaşlar ve siyasal çekişmeler biçiminde kendisini gösterdiği belirtildi. Rojava’nın teslim alınamaması, Filistin’de emperyalistlerin istedikleri sonucu elde edememesi, İran’a ilişkin hesapların şimdilik hüsrana uğramış olması ve Suriye’deki tablonun belirsizlikler taşıması emperyalistlerin sıkışmışlığının örnekleri olarak değerlendirildi.
Sunumda, Türkiye’de hem bir “yumuşama/açılım” sürecinin yürütülmeye çalışıldığı hem de CHP’ye dönük operasyonlarda görüldüğü gibi düzen içi bir burjuva partisine dahi sert biçimde müdahale edildiği ifade edildi. Bu nedenle şiddet ile yumuşamayı birbirinden kopuk iki ayrı süreç olarak değil aynı sıkışmışlığın iç içe geçmiş görünümleri olarak ele almak gerektiği vurgulandı.
AKP-MHP iktidarının yalnızca devrimci güçlere değil kendi icazet sınırlarını zorlayabilecek düzen içi unsurlara dahi tahammül göstermediği belirtildi. 2026 1 Mayısı’nın önceki yıllardan farklı olarak devrimcilerin sorumluluk aldığı, inisiyatif geliştirdiği ve yalnızca CHP ile DİSK’in arkasında sıralanan bir sol tablosuna mahkûm olunmadığını gösterdiği ifade edildi. Önceki yıllarda ya şikâyetle sınırlı kalan ya da dar kadro eylemleri biçiminde gerçekleşen tutumların yerine, bu yıl devrimcilerin kendi öz güçleriyle siyasal faaliyet yürütmeye çalıştıkları belirtildi. Taksim İnisiyatifi’nin de bu nesnel koşulları değerlendiren bir irade ortaya koyduğu ifade edildi.
Taksim tutumunun “Taksim mi daha devrimci, Kadıköy mü daha devrimci” gibi dar bir karşıtlık üzerinden ele alınmaması gerektiği vurgulandı. Asıl meselenin, işçi sınıfının gerçek öncüsü olabilecek devrimcilerin kendi bağımsız eylemini koyabilmesi olduğu belirtildi. Bu nedenle Taksim’de ortaya çıkan başarının yalnızca Kadıköy’e gitmemekle ya da Taksim’e yürümekle değil devrimcilerin kendi güçleriyle bağımsız bir siyasal faaliyet örgütleyebilmeleriyle ilgili olduğu ifade edildi.
Konuşmada, Alınteri ve Köz’ün yaklaşık altı ay önce devrimci odak yaratma ihtiyacını birlikte ifade ettikleri hatırlatıldı. Bu girişimin yalnızca iki kurumla sınırlı olmayan, dışarıya açık ve sınıf içinde devrimci bir çizgiyi somutlayacak bir birliğin çağrısı olduğu belirtildi. Asgari ücret kampanyasında, Rojava’ya saldırılara karşı yürütülen çalışmalarda, 8 Mart, Newroz ve 1 Mayıs çalışmalarında iki kurumun yoldaşça ve ortak bir siyasal hedef doğrultusunda birlikte hareket ettiği ifade edildi. Bu ortak çalışmanın yalnızca temsili eylemlere sıkışmayan, emekçilere devrimci bir biçimde ulaşmayı hedefleyen bir faaliyet olarak yürütüldüğü vurgulandı. Bildirilerde ve siyasal ajitasyonda işçi sınıfının sorunlarının yanı sıra Kürtlerin taleplerinin, Kürdistan’ın ilhakının, Filistin’in ve anti-emperyalist başlıkların da ele alındığı belirtildi. Böylece liberalizm ile Kemalizm arasında sıkıştırılmaya çalışılan devrimci hareketin bağımsız bir devrimci siyasi hat çizebileceğinin gösterildiği ifade edildi.
Alınteri ve Köz’ün ortak çalışmasının devrimci odak ihtiyacının yalnızca sözlü bir propaganda olarak kalmadığını, pratik içinde sınandığını gösterdiği belirtildi. Birçok birleşik mücadele deneyiminin başarısızlıklarla sonuçlandığı, eylem birliklerinin dahi çoğu zaman sürdürülemediği bir tabloda iki kurumun altı ayı aşan bir süreçte ortak işleri yoldaşça örgütleyebilmesinin önemli bir kazanım olduğu vurgulandı. Rekabetçi, dar grupçu ve apolitik tutumların aşılması halinde devrimci temelde ortaklaşmanın mümkün olduğu ifade edildi.
Köz konuşmacısı, iki kurumun da ‘71-‘72 kopuşunu sahiplenmesinin ve işçi sınıfına önderlik edebilecek bir partinin yokluğu sorununu tartışmaya açık biçimde ele almasının bu ortaklığın zeminlerinden biri olduğunu belirtti.
Burjuvazi içinde büyük bir kavganın yaşandığı, solun güçlü fakat devrimci hareketin zayıf olduğu koşullarda devrimciliğin bayrağının yeniden yükseltilmesi gerektiği ifade edildi. Önümüzdeki NATO zirvesine de özel olarak değinildi. NATO karşıtlığının genel geçer bir anti-emperyalizmle sınırlı kalmaması gerektiği, Türkiye Cumhuriyeti devletinin NATO’nun bir parçası olduğu gerçeğinden hareketle “asıl düşman kendi yurdunda” çizgisinin sınıf içinde somutlanması gerektiği vurgulandı. NATO gündemine karşı nasıl bir direnç gösterilebileceğinin devrimci güçlerin sınıf içinde bu çizgiyi ne kadar somutlayabileceğine bağlı olduğu belirtildi.
Söyleşide 1 Mayıs’ın yalnızca geride kalmış bir eylem günü olarak değil devrimci odak yaratma iddiası bakımından önemli bir deneyim olarak ele alınması gerektiğinin altı çizildi. 1 Mayıs’ta ortaya çıkan birleşik iradenin, bağımsız sınıf tutumunun, Taksim’de ve farklı illerde açığa çıkan arayışın önümüzdeki siyasal süreçlere taşınması gerektiği vurgulandı.
Söyleşi, 1 Mayıs’ın gösterdiği olanakların ve eksiklerin ışığında devrimci güçlerin daha örgütlü daha birleşik ve daha bağımsız bir sınıf hattı yaratma sorumluluğunu üstlenmesi gerektiği vurgusuyla sürdü.
Konuşmaların ardından salonun soru, görüş ve yorumlarına geçildi. 1 Mayıs’ta Alınteri ve Köz kortejiyle “Devlet madencinin değilse madencinin devleti gerek” şiarlı pankartıyla yürüyen Leninistler söz alarak bu kortejle yürümelerindeki temel sebebin devrimci odak inşası için izlenen siyaset ve yapılan çağrı olduğunu dile getirdiler. Türkiye sosyalist tarihindeki bir araya gelişlerin işlemeyişine ve tasfiyeyle sonuçlanmasına dikkat çeken Leninistler, devrimci odak çalışmasını ise Bolşeviklerin birleşmesi olarak gördüklerini söylediler. 1 Mayıs alanında madencilerle iletişim kurduklarını ve onların direnişlerinin, 1 Mayıs’a katılımlarının verdiği sınıf bilincini birebir gözlemleyebildiklerini ilettiler. 1 Mayıs sonrasında kortej ile beraber OSTİM’de Köz ve Alınteri imzalı 1 Mayıs bildirilerini dağıtmaya gittiklerinden bahsettiler. Kortejin sloganlarının, siyasi içeriğinin niteliğinin ve kortejin niceliğinin devrimci odak çalışmasının kazanımı olduğunu vurguladılar.
Sorular ve görüşlerin devamında ise ağırlıklı olarak Ankara’da 1 Mayıs’ın düzen muhalefeti ve sendikal bürokrasiyle ilişkisinin tarihi, devrimci imkanları, Taksim tartışmasının bağımsız ve devrimci 1 Mayıs açısından önemi, NATO zirvesine ek olarak Antalya’da gerçekleşecek COP31 zirvesine verilecek karşılığın önemi üzerinde duruldu.
Söyleşi 14 Haziran’da yapılacak Ethem Sarısülük mezar anmasına çağrıyla sonlandırıldı.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!