Seferihisar açıklarında meydana gelen ve İstanbul dahil birçok kenti etkilerken, İzmir’in özellikle Bayraklı ilçesinde ciddi hasarlara ve 114 insanın ölümüne yüzlercesinin yaralanmasına, binlercesinin bir anda evsiz kalmasına neden olan 6.9 şiddetindeki 25 saniyelik depremin ardından alışılmış sahneler devam ediyor. Burjuva muhalefet de iktidardaki siyasi blok da depremin bu ölçekte bir toplumsal yıkım yaratmasının hesabını vermeye yanaşmıyor.
Suçlu bu toplam olduğu halde sosyal medya üzerinden bir dayanışma ağı kurarak kitaplık kuran gençlere suçlu muamelesi yapılıyor ve depremde hayatını kaybeden Arda Baran anısına kurulan kütüphane polis zoruyla kaldırılıyor.
Gençlerin dayanışma ağı üzerinden kurdukları kütüphaneye böylesine cevvalce müdahale edilirken insanların canına kastedenlere dönük herhangi bir yaptırım olmadığı gibi, “evet ya biz bundan hata ettik” lafzı bile edilmiyor.
Oysaki CHP’li belediyeler, AKP’li bakanlıklar ve onlara bağlı müdürlükler sulak arazi üzerine kurulan o binalara nasıl izin verildiğini izah etmeliler. Topu birbirine atan burjuva siyasetin bu elitleri, ardına ardına çıkarılan imar aflarının, rant ve kar hırsıyla sulak yerlere bina kurulmasına seyirci kalmanın, yapılması gereken denetim ve kontrollerin rüşvet çarkında öğütülmesinin hesabını vermeliler. 17 yıldır toplanan yaklaşık 36 milyar dolarlık deprem vergilerinin nereye gittiğine dair bir açıklama yapmalılar.
Bunların hiçbiri yapılmıyor. Ama gençlerin bir nebze de olsa halkın acılarına dokunmak için gerçekleştirdikleri dayanışma pratikleri düşman ilan edilebiliyor.
Bakanlar “deprem vergileri nereye gitti?” sorularına hakaret edercesine link atarak yanıt verebiliyor. Depremzedeleri ziyaret eden Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, mağduriyetini anlatan depremzeyedeyi “Devlet bedava mı versin?” tepkisiyle karşılayıp, yıkılan evlerin sadece yüzde 50’sinin devlet tarafından karşılanacağını söyleyebiliyor. Depremzede korumaları tarafından itilip kakılabiliyor!
Devletin o 36 milyar doları ne yaptığının hesabını vermek akıllarından bile geçen bir ihtimal değil tabi! İnsanlar yakınlarını kaybetmiş, evsiz kalmış, sokaklarda perişanlık yaşamış umurlarında değil onların. Hesap vermeleriyse bizim sesimizin örgütlü bir şekilde çıkarılmasına bağlı. Bu olmadığı sürece saatler sonra enkaz altından sağ çıkarılan Elif ve Ayla bebeklerin yarattığı sevinçle sarhoş olmamız kafi görülüyor.
Bugün üniversite öğrencilerinin sosyal medyadan bir araya gelerek oluşturduğu İzmir Deprem Dayanışma Ağı’nın başlatmış olduğu “Kitap dayanışma kampanyası”nın Aşık Veysel Rekreasyon alanında bulunan standı ve içerisinde çocuk kitaplarını barındıran kitaplığı polis tarafından kaldırılır, yarın “çadır verdik ya neyinize yetmiyor?” denilir. Bugün derdini anlatan depremzedeye bakanın korumaları şiddet uygulayıp, “Ne yani devlet bedava mı versin?” denilir; yarın yeni bir evin yüzde 50’sini ödeyecek gücü olmayan emekçilere “ne halin varsa gör” denilir.
Deprem vergilerinin hesabını vermek ne kelime, sesini yükseltenin kafasına polis copu indirmek sıradan bir davranışa dönüşür.
Biz “yeter artık, hesap vereceksiniz!” demedikçe….
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!