Kadın düşmanlığında sınır tanımayan Erdoğan bugün yine kükredi: “…kadını anne, eş sıfatlarıyla desteklemeye devam ediyoruz” dedi. Kadının kadın olarak hiçbir kıymetinin olmadığı, ancak eş ve anne olarak dikkate alınabileceğini vurgulayan bu alt çizme 18 yıl boyunca izledikleri hatla da uyum içindedir.*
Bir hafta önce de İçişleri Bakanı sıfatı taşıyan Süleyman Soylu cinayetlerin azaldığını, herkesin titizlendiğini belirterek “Nereden çıktı bu kadına şiddet, kadın cinayeti? Erkeklere sesleniyorum, ayıptır” diye sözümona onları azarlamıştı. Bu nasıl “titizlenme”yse kadın cinayetleri yüzde bin 400 artmış durumda. Bir de titizlenmeseler kimbilir ne olacak!
Bugün konuşan Erdoğan ise mülkiyet ilişkileriyle birlikte ortaya çıkan ve en küçük ekonomik birim olmanın yanı sıra kadının erkeğin kölesi haline gelmesini de simgeleyen aileyi bir kez daha kutsayarak, “Bizim milletimizin ataerkil veya anaerkil değil, aile-erkil olduğunu söylüyoruz. Aile kavramı bizim için bu kadar hassas, önemli” diye buyurarak kavram dağarcığımıza da tıpkı “enflasyon faizden doğar” “aforizmasında” olduğu gibi “aile-erkil” kavramını ekledi.
Erdoğan bu keza doğruyu söyledi. Çünkü onlar için ayrı bir cins olarak kadın yoktur, kadının eşitliği, özgürlük arayışı, hayatı üzerine karar alma hakkı diye bir şey yoktur, olamaz. Kadın ancak erkeğin kölesi olduğu aile kurumuna sıkı sıkıya bağlıysa vardır, aksi takdirde olacakları her gün üç-beş kadının katledilmesinden biliyoruz.
Özel mülkiyetin ortaya çıkışı ve bununla birlikte iki cins arasındaki doğal iş bölümünün erkeğin belirleyici olduğu bir hiyerarşi biçimini alması, bu ilişkinin erkeğin denetimindeki aile kurumuyla ebedileştirilmeye çalışılması tarih boyunca sayısız evrim geçirdi. Sistemler değişti, üretim tarzları değişti, kadının konumu da biçimsel olarak değişti ama “öz” olarak aynı kaldı. Bu, çağlar boyunca süren cehennemi bir sürekliliktir.
Özel mülkiyet sisteminin en küçük birimi olan aile içinde kadının konumu erkeğe mülkünün miras yoluyla devrini sağlayacak ve o mülkü büyütmesine katkıda bulunacak çocuklar doğurmaktır. Bu o kadar böyledir ki, köleci toplumda sadece kölelerin değil mülk sahibi olmayan erkeklerin de evlenme hakkı yoktur. Kapitalizmde ise evlilik tüm sınıfları halesi altında toplayan kutsal bir kurumdur artık. O kurumun ayakta tutulması içinse tarihin tüm gericilik birikimini o kutsallık halesinin etrafına serpiştirdi, kadını bir taraftan üretime çekerek evin dışına çıkarırken diğer taraftan da o gerici halelerle aile denilen kuyuya zincirleme ısrarını sürdürdü.
Erdoğan şimdi bu gerçeği en çıplak biçimiyle özetliyor: Kadın sadece anne ve eş olarak vardır. Mühim olan tüm tarihsel gericilik birikiminin, ideolojik-kültürel kodların üretilmesinin ocağı olan ailedir, kadının tüm benliğini o aileye, o gerici normların üretilmesine vermesidir.
“Kutsal aile”, kadının köleleştirilmesini şiddet ile rızayı iç içe geçirerek garantiye alan bir kurumdur, kadının köleliği üzerinden yükselir. Tüm faşistler gibi Erdoğan da gerici kodların aile içine taşınmasında kadına belirleyici roller yüklüyor. Kadın bunları yaptığı ve sürekliliğini sağlayabildiği oranda değerli ve “makbul”, aksi halde onlara her şey mübah sayılıyor.
Fakat devir de değişiyor…
(*) İktidara geldiğinden bu yana -yani tam 18 yıldır-, toplumu yeni bir kalıba döküp biçimlendirme işini esas olarak kadınlar üzerinden inşa etmeye çalışan AKP, ayrımcı, baskıcı ve cinsiyetçi politikalarla yol almaya çalışıyor.
AKP, iktidara geldiği ilk yıllarda topluma şirin gözükmek için kadınların hakları konusunda daha ılımlı bir politika tutturmuştu.
Fakat 2007’den başlayarak “ailenin bekası için kadının önemi”nin altı çizilmeye başlandı. 2011’de Kadından Sorumlu Devlet Bakanlığı Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı olarak değiştirildi. Bununla da yetinilmedi. 2018’de Aile, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na çevrildi.
2016’dan itibaren ‘evlilik mağdurları’ diyerek çocuk istismarını meşrulaştıracak düzenlemeleri gündeme getirdi. Çocukları alıkoyarak tecavüz eden ve bu nedenle cezaevlerinde bulunan 10 bin erkeğe af çıkarmaya çalışan AKP, taslağı Meclis’ten geçirmek için fırsat kolluyor. Son 10 yılda ‘reşit olmayanla cinsel ilişki’ başlığı altında 145 bin 939 çocuk istismarı davası Adalet Bakanlığı verilerinde yer aldı.
Meclis’te “Boşanma Komisyonu” oluşturdu. Aile kurumunun güçlendirilmesi için boşanmanın zorlaştırılması, kadının nafaka hakkının süreye bağlanması, kadının mal rejiminden kaynaklı yüzde 50 payının verilmek istenmemesi, aileye yönelik psikolojik rehberlik ve danışmanlık hizmetinin dini temele oturtulmak istenmesi gibi bir dizi adım attı ve fiilen uygulamaya başladı.
Eşcinselliği hastalık olarak tanımlayan söylemler eşliğinde LGBTi+ları hedef haline getiren politika ve uygulamalar trans kadınların IŞİD vari yöntemlerle katledilmesine, şiddete uğramalarına alan açtı.
Kadınların yıllar süren mücadelesiyle gündeme getirdiği İstanbul Sözleşmesi’ne 2011’de imza atan fakat daha sonra gerici, ayrımcı, kadın düşmanı politikalarını adım adım derinleştiren AKP, İstanbul Sözleşmesi’ni hedef alarak uygulanmasına engel olmaya, imzasını çekeceğini duyurmaya başladı.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!