Faşist iktidar bloku üst üste binen sayısız kriz dinamiğinin patlamasından, bir yerde çakacak küçük bir kıvılcımın yangına dönüşmesinden nasıl korktuğunu, bulduğu her fırsatı saldırı mesajı vermekte kullanarak gösteriyor. AKP’li Melih Bulu’nun Boğaziçi’ne kayyum olarak atanmasına karşı gelişen direnişe dönük saldırgan tutumu da hemen akabinde MİT ve polise orduya ait silahları kullanma yetkisi veren bir düzenlemeye gitmesi de bunun ifadesi oldu.
Boğaziçi direnişine katılan öğrencilerin evleri tasarlanmış bir devlet terörüyle basıldı. Kapılar kırıldı, duvarlar patlatıldı, insanlar uzun namlulu silahlar eşliğinde yere yatırıldı, gözaltında alınan öğrencilere çıplak arama dayatıldı, tecavüz ve ölümle tehdit edildiler. Her adımı tasarlanmış bu devlet terörüyle “başını kaldıranın başını ezerim” mesajı verdi. Direnişi bastıramadığı oranda da adeta çıldırarak “onlar terörist” tekerlemesine sarıldı.
Bu gelişmeler yaşanırken önceki gün Resmi Gazete’de yayınlanan bir yönetmelik değişikliğiyle MİT ve polise, orduya ait silah ve teçhizatları kullanabilme yetkisi verdi. Bu değişikliğe neden gidildiğinin altı da “Milli güvenlik, kamu düzeni ve kamu güvenliğini ciddi şekilde tehdit eden terör, toplumsal olaylar ve şiddet hareketlerinin meydana gelmesi durumunda…” vurgusuyla çizildi. Üstüne bir de dost ve müttefik ülkelere de TSK, MİT ve Emniyet’in taşınabilir mallarının yani silah, mühimmat ve araçlarının gönderilebileceğini eklendi. Yani bu katmanlı kriz günlerinde “hem içerde saldırıları tırmandıracağım hatta gelişecek her türlü toplumsal kalkışmaya karşı gerekirse savaş uçaklarını, füzeleri, tankları kullanacağım hem de ‘dışarda’ giriştiğim yayılmacı-kirli işlere devam edeceğim” denmiş oldu.
Her fırsatta “darbe tezgahlanıyor” propagandası yaparak kemikleşmiş tabanını ajite eden, toplumsal gericilik birikiminin hassas noktalarına dokunarak diri tutmaya didinen rejimin kendisini tahkim etme saldırılarında yeni bir düzleme sıçramış olmasının aleni ifadesi olan bu gelişmeler, son olarak Erdoğan’ın Boğaziçi direnişini “Öğrenciler bu işin içinde değil bu işin içinde teröristler var. Öğrencilikle alakası olmayan CHP’nin il başkanı orada, kendisi DHKP-C militanıdır” sözleriyle kapsamı genişletilerek sürdürüldü.
Buna bir de ‘majestelerin muhalefetini’ yaratma hamlelerine hız kazandırmak eklendi. Erdoğan kolektif saldırganlıklarının ruhunu köpürtecek yeni planlar yapmak, “biz birlikteyiz, aynı yolda ilerliyoruz” mesajı vermek için Bahçeli’yi evinde ziyaret ettikten sonra bu sefer de “yerli ve milli muhalefetin inşası” başlığı altında Saadet Partisi Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Oğuzhan Asiltürk’ü evinde ziyaret etti, ittifak çağrısında bulundu. Bu ziyaret ve çağrıların arkasının Akşener’le geleceği bekleniyor.
Nasıl bir daralma-sıkışma içinde olunduğunun, yapıp ettiklerinin toplumsal karşılığının giderek sınırlandığının ve bu sorunu da tepeden müdahalelerle yaratılacak organik muhalefetin katacağı dostlar alışverişte görsün “dinamizmiyle” aşılmaya çalışılacağının ifadesi olan bu gelişmelerin arkasının parti kapatmalar, yeni soruşturma furyalarıyla geleceği, organik olmayan muhalefetin dallarının daha bir kırılması gibi çeşitli hamlelerin devreye girmesiyle geleceği açık.
Polis ve MİT’e toplumsal hareketlere karşı ordunun silahlarını kullanma yetkisi vererek korkularını açık ettikleri kadar saldırganlıklarının tırmanacağının mesajını da alenen veren faşist iktidar koalisyonunun tüm bu girişimlerinin birikmiş toplumsal öfkenin akacak kanal bulmasıyla anlamsız kalacağınıysa yaşayıp göreceğiz. Bu belki kolay olmayacak, hemen gerçekleşmeyecek ama alttan alta biriken bu öfkenin orada burada çeşitli patlamalar biçiminde yaşanıyor olması bile geleceğin hangi yönde ilerleyeceğini açıkça ortaya koyuyor. Bu gerçeğe asılmalıyız.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!