Bu fotoğraf bende sadece öfke yaratıyor!*



Bu fotoğraf açgözlü emperyalistlerin ve bölge gericiliklerinin, ülkelerini yangın yerine çevirdikleri milyonlarca Suriyelinin fotoğrafı


Kızçe

Hayır hayır bu fotoğraf bende bir burukluk hissi uyandırmıyor. Öfke uyandırıyor. İliklerime kadar hissediyorum öfkeyi. Emperyalist, kapitalist barbarlığa olan öfkem büyüdükçe büyüyor. Bu fotoğraf aslında açlıktan ölen bir çocuğun fotoğrafı değil!

Bu fotoğraf açgözlü emperyalistlerin ve bölge gericiliklerinin, ülkelerini yangın yerine çevirdikleri milyonlarca Suriyelinin fotoğrafı. Savaşın yıkıcılığından kaçmaya çalışırken denizlerde boğulan, adlarını bile bilmediğimiz ama aynı havayı soluduğumuz milyonların fotoğrafı. Aylan bebeğin, pazarlarda satılan Ezidi kadın ve çocukların fotoğrafı.

 “Vatan-millet” naralarıyla yangın yerine meşalelerle koşuşturanların fotoğrafı. Ağızlarından salyalar akıtarak “Kobane düştü düşecek!” diyenlerin fotoğrafı. Reyhanlı’da, Suruç’ta, 10 Ekim’de katledilen dostlarımızın, arkadaşlarımızın, yoldaşlarımızın fotoğrafı. Bu fotoğraf Amerikan polisinin yere yatırıp boğazına çökerek katlettiği George Floyd’un fotoğrafı.

Kapitalist tekellerin Hindistan’daki, Güney Afrika’daki büyük fabrikalarında, kar uğruna hayatlarını harcadığı, oyun nedir bilmeden büyüyen ya da ölen çocukların fotoğrafı. Migros’ta kötü ve esnek çalışma koşullarına karşı direnirken polislerin kolunu kırdığı işçinin fotoğrafı. Fabrikada, tarlada, merdiven altı atölyelerde emeği sömürülen işçinin fotoğrafı. İşçiyi satan sendika ağalarının fotoğrafı.

Yaldızlı saraylarınızı, parıldayan evlerinizi, ışıl ışıl gökdelenlerinizi alın terleriyle inşa ederken ölen ve masraf olur diye cenazesini kaldırmak için dahi ambulans çağırmadığınız inşaat işçilerinin fotoğrafı. Evine ekmek götürmek için sokak sokak dolaşırken pandemi ihlali cezası yazdığınız, nasırlı elleriyle isyan eden atık kağıt işçisinin fotoğrafı. PTT’de, Simbo’da, SML’de Kod 29’a ve esnek çalışma koşullarına karşı mücadele eden işçinin, emekçinin fotoğrafı.

İkizdere’de toprağını, yaşam alanını sermayedarlara peşkeş çekmeye çalıştığınız; gazladığınız, copladığınız direnen köylülerin fotoğrafı. Marmara kıyılarında ortaya çıkan denizi öldüren. Evet evet “denizi öldüren” müsilajın fotoğrafı. Ormanlarını yağmaladığınız tilkinin, keçinin, sincabın, kuşun ve yok ettiğiniz doğanın fotoğrafı.

Kadın düşmanı politikalarınızla kuşatmaya çalıştığınız, nasıl giyineceği, nasıl güleceği, ne zaman sokakta olacağı konusunda erkek egemen zihniyetinizle ahkam kestiğiniz, “İstanbul Sözleşmesi Feshedilemez!” diyerek mücadele eden kadınların fotoğrafı.

Kapılarına kilit vurduğunuz üniversitelerin, KHK’larla ihraç ettiğiniz, “Kanlarında banyo yapacağız” dediğiniz akademisyenlerin fotoğrafı. Boğaziçi’nde gazladığınız, copladığınız, boğazlarını sıktığınız, evlerini bastığınız, “Akademi Bizimdir!” diyen öğrencilerin fotoğrafı. Cüppelerini çiğnediğiniz akademisyenlerin, hukukçuların fotoğrafı.

Evine ekmek götüremediği, faturasını ödeyemediği için intihar eden, açlığa mahkum ettiğiniz işçinin, köylünün, çiftçinin, esnafın, müzisyenlerin, tiyatro-sinema emekçilerinin fotoğrafı.

Bu “Bıçak kemikte” dizesinin fotoğrafı. Bu fotoğraf “Kırıntıları değil, dünyayı istiyoruz” diyenlerin ve mutlaka kazanacak olan işçilerin, emekçilerin fotoğrafı.

*Fotoğraftaki çocuğun adı Nahla Osman. Babası ve ablasıyla İdlip’teki bir sığınmacı kampında kalıyordu. Babasının onu kampta dolaşmaması, kaçmaması için ayağından zincirlediği, dönem dönem kafese kapattığı belirtiliyor. Açlıktan bayıldığı farkedilince kaldırıldığı hastanede verilen yemeği çok hızlı yemeye çalışırken boğularak hayatını kaybetmişti. Osman’ın bu trajik ölümü Suriye’yi bir heyulaya dönüştürenlerin medyaları tarafından haberleştirildi.