Enflasyon ve hayat pahalılığının yarattığı görünür yoksullaşma bu yıl sınıfın siyasal tercihlerinde belirgin bir kopuşu ifade etmese de yaygınlaşan bir sorgulamayı beraberinde getirdi. Ücretlerin erimesine, inşaat gibi işkollarında ödenmemesinin yaygınlaşması ve diğer hakların gaspı eklendi.
Sendikal örgütlenme yönelimindeki artış, patronların kolektif saldırganlığının biçimlerini ortaklaştırdı. Devletin çoğalttığı kodlarla işçilerin tüm haklarının gaspını kapsayacak sayısız kıyım devreye girdi. İşçilerin bu kıyımlara ve saldırı yöntemlerine karşı başlattıkları inatçı direnişler, sömürüye karşı toplumsal bilincin gelişmesine katkıda bulundu.
2020’den başlayarak pandeminin de fırsata dönüştürülmesi çabalarıyla iç içe geçen sayısız uygulamayla önümüzdeki dönemde hayal edilen emek sömürüsü rejiminin temel çizgilerini ortaya koydu. Bazı direnişlerle patronlara geri adım attırılırken bile hayalini kurdukları bu sömürü rejiminden vazgeçmeme kararlılıklarını kabul ettiklerini uygulamaya koymayarak pratikte gösterdiler. 2022 yılı kuralsız çalışmanın, işçinin canına sudan ucuz muamelesi yapılmasının somut ifadesi olan iş cinayetlerindeki istikrarlı artışla da karakterize oldu.
İSİG Meclisi’nin açıkladığı verilere göre 2021 yılının ilk 11 ayında iş cinayetlerinde en az 2017 işçi yaşamını yitirdi. İş cinayetlerinin yanı sıra ekonomik ve toplumsal krizden dolayı intiharlar da arttı. Ekonomik toplumsal kriz intiharlarla çarpıcı bir şekilde dile geldi. İSİG Meclisi’nin verilerine göre son sekiz yılda en az 502 emekçi intihar ederek hayatına son verdi. 2021 yılı zaten ardı ardına gerçekleşen intiharlarla başlamıştı. Sadece Şubat ayında işçi kenti Kocaeli’nde, bir haftada yedi emekçi yaşamına son vermişti.
Sağlık emekçileri üzerindeki baskılar hekim istifalarını tetikledi. Devletin zoru, koşulları düzeltmek yerine bu istifaları yasaklamak biçiminde devreye girdi. Hekimler ve sağlık işkolunun diğer emekçileri devletin gerek pandemi politikalarını gerek sağlığın piyasalaşmasıyla halkın sağlık hakkını gasbetmesini ve gerekse ekonomik-sosyal hakları için Ankara’ya yürüdü, yasakları tanımayan hekimler burada bir forum gerçekleştirdi (27 Kasım). Hükümet gelişmeler karşısında sağlık hizmetinin ekip işi olduğu gerçeğine aykırı olarak hekimlere zam yapacağını açıkladı. Onları bile kategorize eden bu zam tiyatrosu sağlık emekçilerinin tepkisiyle karşılandı. Daha sonra düzenleme geri çekilirken, sağlık emekçileri 15 Aralık’ta “Emeğimiz, geleceğimiz ve sağlık hakkımız için G(Ö)revdeyiz” diyerek greve çıktı.
Devletin işçi direnişlerine karşı zor araçlarını devreye sokması Bel Karper ve İndomei Adkoturk’taki sendikal örgütlenme ve bunun tanınmamasına yönelik gerçekleşen grevlerde daha aleni biçimde karşımıza çıkarıldı: Grev hakkını kullanan işçiler grev kırıcıları engelledikleri için jandarma ve kaymakamlığın patronun aktif icraatçıları gibi çalışarak ceza üstüne ceza yazmasıyla konuştu. Yine Migros direnişi ve son olarak İnşaat-İş’in Türkerler Holding’e karşı mücadelesinde bu kaymakamlıklar patronların özel kalemi gibi çalışarak direnişlerin yapılacağı yerlere özel yasaklamalar getirdiler. Emek yoğun sektörler açısından yeni sömürü cennetlerinden biri olarak görülen Urfa gibi bir ilde sendikal örgütlenme çalışması işçi sınıfının mücadele kültürü yaratmasına sahne oldu. Bu sahnede sendika ağalarının patronla apaçık ortaklığı teşhir oldu.
Kısacası 2021 yılı sendikal örgütlenmeye dönük saldırılar, artan işsizlik ve daha fazla yoksullaşma, hakkını arayan işçinin karşısına polisi çıkarma, ceza yağdırma, Kod-29 gibi kodların daha fazla kullanılması gibi ekonomik ve siyasi saldırganlığın tüm biçimlerinin devrede olduğu, işçilerin bu saldırıya karşı çeşitli direnişler gerçekleştirdikleri bir yıl oldu. 2021’in son aylarında ağırlaşarak hükmünü sürdüren krizin patronlar lehine bir fırsata dönüştürülmesi çabasının bakiye olarak 2022’ye aktarıldığı bu koşullarda işçi sınıfı cephesinde yaşanan belli başlı direniş, saldırı ve gelişmeleri şu başlıklarda toplayabiliriz:
Sendika örgütlenmeye karşı saldırı ve direnişler:
2021 yılı işçi sınıfının vahşi sömürü cennetinin yaratılması çabasına karşı doğal bir refleks olarak sendikalaşmaya daha fazla yöneldiği bir yıl oldu. Kocaeli’nde Birleşik Metal-İş’in örgütlendiği Mitsuba, Trakya’da Tek Gıda-İş’in örgütlendiği Bel Karper ve İndomie Adkoturk, Türk Metal’in örgütlendiği Xiaomi Salcomp, Birleşik Metal-İş’in örgütlendiği Baldur, DİSK Tekstil’in örgütlendiği Uğur Tekstil gibi uzayıp giden bir liste var ve bunlardan bir kısmında işçiler işten atıldı, yapılan direnişlerle işlerine geri döndü, bir kısmında direnişler sürüyor.
– DGD-SEN’de örgütlendikleri için Kod-29’la işten atılan onlarca Migros işçisi, hem atıldıkları Şekerpınar’daki depo önünde hem de Migros’un sahibi Özilhan’ların büro ve villalarının önünde olmak üzere 104 gün boyunca direniş sürdürdü. Sayısız kere gözaltına alındılar, Beykoz Kaymakamlığı Özilhanlar’ın villasının önünde yapılan eylemler için özel yasak kararı çıkardı. Oldukça inatçı olduğu kadar çeşitli eylem biçimlerinin bir arada kullanıldığı direniş kadın işçilerin kazandıkları sınıf bilinciyle dikkat çektiği kadar bu depolardaki sömürü koşullarını toplumun gündemine soktu.
– Burjuvazinin yeni sömürü üslerinden Urfa’da patronlar, DİSK Tekstil ve elbette devlet işbirliğiyle kirli bir operasyon yürüttü. Sendikal örgütlenmenin gelişmemesi, gelişecekse bile patronların gözü kulağı olacak sarılıkta bir sendikacılık sınırlarında hareket edilmesi şeklinde özetleyeceğimiz bu kirli operasyonda DİSK/Tekstil Bölge Temsilcisi Mehmet Türkmen’in sendika genel merkezi tarafından görevden alındı.
Operasyon sadece Türkmen’in görevden alınmasıyla sınırlı kalmadı. İlk önce Özak Tekstil’de sendikaya üye yaklaşık yetmiş işçi zorla yıllık ya da ücretsiz izne gönderildi. Uğur Tekstil patronuysa bir kez daha sendika üyesi işçilerin işine son verdi ve işçiler jandarma tarafından fabrikadan atılırken, kapısına kilit vurulduğu yalanı tekrarlandı. İşçilerin bu saldırıya karşı direnişleri çeşitli biçimlerle devam ediyor.
– Bel Karper’de Tek Gıda-İş’in örgütlenmesine karşı işçi kıyımını devreye sokan patron, sendikal yetki alındıktan sonra da masaya oturmayınca grev kararı alındı. Grev başladığı andan itibaren de birçok gerçeği adeta teşhir ederek 230. gününe dayandı. Baskının, mobbingin, kıyımın devrede olduğu İndomie Adkoturk’ta da benzer şeyler sözkonusu oldu. Grev kırıcılarına tutum alan işçilere kaymakamlık ve jandarma eliyle ceza üstüne ceza yazıldı. Polis, Valilik önüne gidip dertlerini anlatmak isteyen işçilere saldırdı. Polisin saldırı anında kullandığı “polis süpür” komutu birçok toplumsal kesimce tepkiyle karşılandı. Direnişin kararlılığı karşısında burjuva devlet, “işçiden yana, çözümcü güç” maskesiyle devreye girdi. Bakanlık’ta sendika yönetimi ve patronu bir araya getirdi, patron yetkiyi tanıdığını ve sözleşme yapacağını söylemesine rağmen aradan günler geçtiği halde o masaya oturmadı. Grevci işçiler de, ‘İmza atılmadan grev çadırı kalkmayacak!’ diyerek direnişi sürdürdü, sürdürüyor. Bel karper ve İndomie Adkoturk direnişleri uluslararası tekellerin buralara hangi sözlerle yatırım yaptıklarını, bu sözlerin başında da “kesinlikle sendikalaşma olmayacak” geldiğini, bu açıdan da devletin onlar adına dizginsiz bir saldırıyı devreye soktuğunu çarpıcı bir şekilde resmetti.
– Kocaeli’ndeki Mitsuba’da çoğunluğu genç ve kadın olan işçiler, fabrikadaki emek sömürü rejimine karşı haklarını almak için Birleşik Metal-İş’te örgütlendi. Patron yetki alındığı anda bildiğimiz saldırılara girişti, işçiler buna karşı kendi inisiyatifleriyle iş bırakıp fabrikaya kapandı. Polis ve valilik tehditlerini, arabulucu tekiflerini de kabul etmeyerek direnişi sürdürdü ve kararlılıklarıyla patrona geri adım attırdı.
– Türk Metal Sendikası’nda örgütlenen, örgütlenmeden haberdar olan fabrika yönetiminin hakaretlerine, baskılarına, e-devlet şifrelerinin zorla alınması muamelelerine maruz kalan, bunlara itiraz ettikleri için ilk önce 15’i Kod-29’la işten atılan, onların kapı önündeki direniş sürerken içerde çoğunluk sağlanıp yetki alınınca onlarcası bu kez Kod-49’la işten atılan Çin sermayeli Xiaomi Salcomp Fabrikası’nda işçiler günlerce fabrikaya kapandı. Direniş karşısında devletin de devreye girmesiyle patron geri adım attı ve işçileri işe geri alırken 1 Ekim’de sözleşme imzalayacağı sözü verdi.
Bu direniş de tıpkı Bel Karper, Cargill, Adkoturk direnişleri gibi uluslararası tekellere burjuva devletin bir sömürü ceneti vaat ettiğinin, bu vaadin işçilerin örgütlenme yönelimiyle bozulduğunun ve durumu arabuluculuk yaparak “çözmeye” çalıştığının tipik ifadelerinden oldu. TM gibi bir sendika bile bu patronlar için fazlaydı. Nitekim verilen söz yerine getirilmedi, sözleşme halen imzalanmadı. Bu arada kıyım peyderpey devam etti.
– Sinbo Fabrikası’nda çalışan işçiler Tüm Otomotiv ve Metal İşçileri Sendikası’nda (TOMİS) örgütlenince ilk önce pandemi fırsatı olarak patronlara sunulan ücretsiz izne çıkarıldılar. Ücretsiz izin süresi doldğu halde işbaşı yaptrılmayınca fabrika önünde direnişe başladılar. Bu direnişle işbaşı yapan işçilere yönelik sendikal baskı devam etti ve öncü işçilerden Dilbent Türker bir bahane yaratılarak Kod-29’la işinden atıldı. Türker sendikasıyla birlikte fabrika önünde yeniden direniş başlattı. Bu direnişi daha sonra Ankara yürüyüşü ve başka biçimlerle devam ettirerek Kod-29’a karşı mücadelenin de simgesi oldu, patronların bu ahlaksızlığının teşhiri gerçekleşti. Direniş bir yılını geride bırakmak üzere ve bu arada asgari ücretteki artış nedeniyle yılın son gününde bile fabrikada “kapasite daralması” bahanesiyle işçi kıyımı yapıldı.
– Dev Tekstil’de örgütlendikleri için işten atılan SML Etiket işçilerinin direnişi tekstil işkolundaki örgütsüzlüğü, patron saldırganlığını ve sömürünün derinliğini bir kez daha hatırlattı,
– 2021’de sınıf cephesinden öne çıkan gelişmelerden biri de online yemek platformu Yemek Sepeti ya da genel olarak motokuryelerin örgütlenmeye, seslerini duyurmaya çalışmaları oldu. Vaşi bir sömürünün hüküm sürdüğü ve başlı başına bir işkoluna dönüşmüş bu alanda Nakliyat-İş, TÜMTİS ya da çeşitli platformlar üzerinden bir araya gelen işçilerin örgütlenme çabası devam ediyor.
– Dev uluslararası gıda tekeli Cargill’te Tek Gıda-İş’te örgütlendikleri için işten atılan işçilerin sayısız biçimle tam 1280 gün devam ettirdikleri direnişte sendika yetki belgesi aldı. Bu kazanımın ardından işçiler 19 Ekim’de iyiniyet göstergesi olarak direniş çadırlarını kaldırdı. Patronla oturulan masada ilk taleplerinin mahkemelerden çıkan kararların tanınması ve işe iadelerin gerçekleşmesi olacağını belirttiler. Bu kararlı direniş de uluslararası tekellere vaat edilen sömürü cennetinin ve buna karşı gelişen sınıf tepkisinin anlamlı bir fotoğrafı oldu.
– Taşeron PTT işçilerinin bağımsız sendika PTT-Sen’de örgütlenmelerine karşı başlayan kıyım ve direniş 2021 yılının diğer önemli gelişmesi oldu.
Madenciler bu yıla da damgalarını vurdular
Uyar Madencilik işçilerinin yıllardır ödenmeyen tazminat hakları için Bağımsız Maden-İş öncülüğünde başlayan direniş, bu yıla da damgasını vurdu. 2020’de başlayan madenci direnişi, 2021’de de yıllardır tazminat hakları ve ücretleri ödenmeyen işçilerin kararlı duruşuyla devam etti. İşçiler tazminat haklarını bu direniş sayesinde kazandı. Son direnişlerinde Ankara’ya gitmişlerdi ve geri dönüş yolunda yaşanan kazada Bağımsız Maden-İş Genel Başkanı Tahir Çetin ve Madenci Ali Faik İnter yaşamını yitirdi. Madenlerdeki hareketlilik yıl boyunca sürdü. Tazminat haklarının ödenmesi talebiyle Umut-Sen öncülüğünde direniş başlatan işçilere karşı devletin patronları kollamasıyla nasıl bir aç gözlülükle hareket ettiklerini bir kez daha gösterdi.
Belediyeler’de toplu sözleşmeler ve direnişler
2018’de çıkarılan KHK’yla belediyeye bağlı taşeron şirketlere geçirilen ve 3 yıl boyunca sözleşme yapmadıkları halde yasal süreleri 2021’de dolunca sözleşme hakkı kazanan işçilere belediyeler yüzde 7 gibi komik bile denilemeyecek zam oranları dayattılar. Buna karşı ilk olarak Kadıköy’de arkasından Maltepe’de grevler başladı. Bu grevlere yönelik CHP’li Belediyeler saldırgan bir tutum aldı, halkı işçilere karşı kışkırtma yoluna gitti. Buralarda örgütlü Genel-İş Sendikası’nın şubelerini de atlayan genel merkez işçilerin iradesine sunmadığı sözleşmelere imza attı. Bu tutum Ataşehir ve Kartal’da da benzer biçimlerde sürdürüldü.
Atık kağıt işçilerine yönelik saldırı
2021 yılının en çarpıcı gelişmelerinden biri de çöpün bile bir rant alanına dönüştürüldüğü açgözlülük ve motivasyonunu bundan alan saldırganlık oldu. Erdoğan ailesinin de işin içinde olduğu bu saldırganlıkta geri dönüşüm işinin tekelleşmesi sözkonusuydu. İşçilerin depoları yakıldı, sokaklarda adeta avlandılar, polis saldırısıyla gözaltına alındılar, aralarından tutuklananlar oldu, tutuklular daha sonra serbest bırakıldı. Bu saldırganlığın 2022’de de devam edeceği apaçık.
Kısacası 2021 yılı işçi sınıfına dönük saldırıların olduğu kadar direniş ve örgütlenme arayışının da damgasını vurduğu bir yıl oldu.
Enerji işçileri
AKP’nin enerji dağıtım faaliyetlerini özelleştirmesinin ardından ülke geneline irili ufaklı onlarca firma faaliyete geçti. Bu sektörde Sabancı gibi tekelci sermayedarların yanı sıra Cengiz gibi AKP döneminde palazlanan yandaş sermayeler de var. Özelleştirme süreci sonrasında ücretleri dramatik olarak düşen enerji işçileri, sarı sendikaların patronlarla imzaladıkları sefalet zammı dayatan toplu sözleşmelere “Artık yeter” dedi. Cengiz Holding’e bağlı BEDAŞ’ta patlak veren enerji işçilerinin isyanı, kısa zamanda Ankara, Adana, Zonguldak’a yayılarak sarı sendika TES-İŞ’in egemenliğini kırdı. Bu süreçte enerji işçilerinin DİSK/Enerji-Sen’de örgütlenmeye başlamasıyla DİSK/Enerji-Sen de ülke barajını aşmış oldu.
Yeni sarı sendika olan Hak-İş’e bağlı Enerji-İş, İstanbul’da BEDAŞ işçilerine kendi sendikalarında örgütlenmeleri karşılığında aylık 700 TL vermeyi teklif etti. Teklif yasadışı olmasına rağmen herhangi bir yaptırım da gelmedi. Sarı sendikaların, devletin ve sermayenin baskısı altında DİSK/Enerji-Sen’de kalmaya devam eden işçilerin mücadelesi devam ediyor.
İnşaat işçileri
İnşaat işçileri cephesinde de oldukça zorlu bir yıl oldu 2021 yılı.
Kriz, artan enflasyon ve kur dalgalanmaları işkoluna işsizlik ve ücretlerin düşmesi, daha fazla yoksulluk biçiminde yansıdı. Patronların ücret ve diğer hakları gasp etme eğilimi daha da belirginleşti. İşçiler bu yıl her iki anlamda da sarayın müteahhidi Rönesans Holding’in merkez ofisi önünde yaptıkları geceli gündüzlü direnişle olduğu kadar son olarak Türkerler Holding’e karşı fazla mesaileri ve bayram-tatil hakları için yaptıkları direnişin özel kaymakamlık yasakları ve zırhlı araçlarla gerçekleşen operasyonvari saldırıyla damga vurdular.
Bu yılın Ocak ayında Gülermak ve YSE İnşaat ortaklığının yükleniciliğinde yapımı devam eden Pendik-Kurtköy-Sabiha Gökçen Havalimanı metro inşaatı şantiyesinde SEAŞ isimli taşeron firmaya bağlı olarak çalışan İnşaat-İş üyesi 40 işçinin Aralık ve Ocak ayı ücretleri ödenmediği gibi, zorla “Aralık ve Ocak ayları ücretleriyle, hafta sonu ve mesai ücretlerimizi aldık” belgeleri imzalatılmak istendi. “Alacağı kalmamıştır” belgesini imzalamaları dayatılan işçilere “Bu belgeyi imzalayın, biz size Aralık ayı asgarilerinizi verelim, çıkıp gidin” denildi. Bu dayatmaları kabul etmedikleri için yatakhaneleri boşatmaları dayatıldı, aksi taktirde jandarmayla çıkarılacakları şeklinde tehdit edildiler. Yatakhanelerinin kilitleri söküldü, yemek verilmeyeceği söylendi. Bu zorbalığa karşı başlayan direnişle işçiler haklarını aldı.
– Şubat ayında İnşaat İşçileri Sendikası, Skyland AVM’de Eroğlu İnşaat’ın tazminat haklarını gasbetmek istediği, pandemiyi fırsata çevirdiğini açıktan beyan ederek işsizlik ödeneği gibi haklardan yararlanmalarını engellemeye çalıştığı, tanıdığı bakanlardan, vali ve devlet görevlilerinden bahsederek tehdit ettiği işçilerin hakları için Dev Yapı-İş’le birlikte direndi. Direnişte gözaltılar oldu, 5 gün sonra kazanıldı.
– Haziran’da Antalya Manavgat’ta TOKİ, Eneray Yapı ve 3El Mühendislik işbirliğinde inşa edilen 222 TOKİ konutları şantiyesinde taşeron firma Fansa Yapı bünyesinde çalışan İnşaat-İş üyesi 14 işçinin ödenmeyen ücretleri ve eksik yatırılan sigorta primleri için Eneray Yapı’nın Ankara’daki genel merkezi önünde direniş başladı, polis müdahalesi oldu, TOKİ’nin önüne gidildi, bir süre sonra görüşme gerçekleşti, haklarını aldılar.
– Karaköy’de bulunan Galataport şantiyesinde çalışırken DİSK Dev Yapı-İş’e üye oldukları için “iş güvenliği önlemlerine riayet etmedikleri” bahanesiyle işten çıkarılan ve tazminat hakları gasbedilen işçilerin 30 Haziran’da “işe iade” talebiyle başlattıkları direniş, firmaya sundukları taleplerin kabul edilmesiyle sonlandı. (14 Haziran)
– İnşaat-İş, ana firmanın Rönesans Holding olduğu Elazığ TOKİ, İstanbul Finans Şehir Merkezi ve Başakşehir Şehir Hastanesi şantiyelerinde taşeron firmalar Tüsem Elektrik ile Berke Mekanik Birleşim bünyesinde çalışan üyelerinin gasp edilen ücret, kıdem, AGİ hakları için şirketin Maltepe’deki Piazza Merkezi Ofisi önünde başlattığı direniş, işçilerin tüm haklarının ödenmesiyle kazanımla sonuçlandı. (8 Ağustos)
– Yüklenici firmanın Rönesans Holding olduğu Elazığ ve Malatya TOKİ inşaatlarında çalışıp ücret, tazminat, AGİ haklarını alamayan ve aylardır oyalanan İnşaat-İş üyesi işçilerin, Rönesans’ın sahibi olduğu ve genel merkezinin bulunduğu Piazza AVM önündeki direnişleri kazanımla sonuçlandı. İşçiler bir hafta boyunca lüks AVM’nin önüne yorganları ve döşeklerini yığdı, burada gece gündüz direndi. Yoğun bir destek ve dayanışmayla buluşan direniş kazanımla sonuçlandı. (8 Eylül)
-İnşaat-İş, Finans Şehir Merkezi şantiyesinde çalışan otuz dört üyesinin ödenmeyen hakları için alt yüklenici konumundaki Tele Mobil’le firmanın çağrısıyla görüşmelere başladı. Firma yetkililerinin sorunu çözmeye yanaşmayan ve işi işçilere tehdit ve hakaret savurmaya vardıran tutumu nedeniyle masayı terketti ve ana yüklenici firma olan Kalyon’la devam edileceğini açıkladı. Direniş kazanımla sonlandı. (22 Ekim)
– İnşaat-İşçileri Sendikası, işçilerin haklarını gasp eden, haklarını istemelerini hakaret ve küfür yağdırarak karşılayan Özkılıç Group’a birçok projesinde ihale veren TOKİ’yi Halkalı Atakent Mahallesi’ndeki binası önünde protesto etti. (22 Kasım)
– İnşaat-İş üyesi işçiler Türkerler Holding’in ofisinin bulunduğu ve Türkerler Holding’e ait Mahall Ankara AVM’nin önünde direnişe başladı. Özel güvenlikçilerin saldırısına uğrayan işçiler, daha sonra firma yetkililerinin talebiyle görüşmeye çağrıldı ve işçilerin kıdem ve ihbar hakları ödendi. Bu arada şantiyede polis kapsamlı bir arama yaparak işçilere gözdağı vermeye çalıştı (20 Aralık/Ankara)
-24 Aralık’ta da Türkerlerin İstanbul’daki ofisi önünde direniş başladı. İşçiler bu sefer de fazla mesaileri, hafta sonu resmi tatillerdeki haklarını talep ettiler. Direnişin 3. gününde Beşiktaş Valiliği özel yasak çıkardı, işçiler saldırıyla gözaltına alındı. Bu yasak Üsküdar’a da uzandı ve işçiler eylem yapacakları şantiyeye giderken zırhlı araçların da katıldığı bir operasyonla darbedilerek gözaltına alındılar.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!