Soma örgütlenme ve mücadele çağrısıdır!



Soma Katliamı; nedenleri, gerçekleşmesinin hemen ardından meydana gelen olaylar, yapılan açıklamalar ve hukuki süreçte olup bitenlerle burjuvazi ve devletinin sınıf düşmanı karakterinin açıkça dile geldiği bir okul gibidir. İşçi sendikası denilen kurumun ibretlik sınıf işbirliği tutumu, sömürünün en vahşi biçimlerinin hüküm sürdüğü bu ocakların denetlenmesiyle yükümlü bakanlıklar ve bağlı kurumların tüm kuralsızlıklara göz yumarak olur …


Soma Katliamı; nedenleri, gerçekleşmesinin hemen ardından meydana gelen olaylar, yapılan açıklamalar ve hukuki süreçte olup bitenlerle burjuvazi ve devletinin sınıf düşmanı karakterinin açıkça dile geldiği bir okul gibidir. İşçi sendikası denilen kurumun ibretlik sınıf işbirliği tutumu, sömürünün en vahşi biçimlerinin hüküm sürdüğü bu ocakların denetlenmesiyle yükümlü bakanlıklar ve bağlı kurumların tüm kuralsızlıklara göz yumarak olur vermesi, dayıbaşlarıyla iç içe geçmiş bir emek sömürü rejimi, Soma ve çevresindeki halkın vahşi emek sömürüsüne itiraz edemeyecek derinlikte bir yoksulluğa sürüklenmesi gibi pek çok gerçeğin tüm çıplaklığıyla açığa çıktığı bir okul bu.

Üretim zorlaması ve rödovans sistemi

Özelleştirme politikaları, “TKİ’ye ne kadar kömür satarsam o kadar alır” anlamına gelen rödovans sistemi, bunun kamçıladığı üretim zorlaması, azami kar-asgari maliyet yaklaşımıyla günlerdir alttan alta tutuşup işçilerin çalıştığı alanı karbonmonoksitle dolduran eski ocaklardaki yangınlara müdahale edilmemesi, üretimin bir an bile durmasına tahammül gösterilmemesi, bu yangınların saldığı gazı boşaltacak havalandırma sisteminin bozuk olması, sensörlerin çalışmaması, yaşam odasının bulunmaması… gibi pek çok başlıkla katliamın anatomisi çıkarılmıştı. Katliamın göz göre göre geldiği, işçilerin son ana kadar bile başlarındaki dayıbaşları üzerinden “hadi hadi” denilerek üretime zorlandıkları, içerisi dumanla dolmuşken bile bu kar sarhoşluğuyla çalıştırılmaya devam etikleri…

Fıtrattır dediler!

Her şey ortadaydı. Soma halkı yüzlerce işçinin katledildiği bu katliamın acısı ve öfkesiyle doluyken kente giden zamanın Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, madencilikte bunun olabilirliğine vurgu yapıyordu. Enerji Bakanı ise “fıtrattır” diyordu. Soma halkının kendilerine yönelik tepkilerine karşı sergiledikleri düşmanca tutum Erdoğan’ın müşaviri Yusuf Yerkel’in madenci Erdal Kocabıyık’ı tekmelemesiyle dile geliyordu. O katliam anında ölümden dönmüş bir madencinin sedyeye konulurken sedyenin kirlenip, kirlenmeyeceğini düşünmesiyse işçi sınıfı cephesinden pek çok gerçeğin özeti oluyordu.

Yerkel’i ödüllendirerek sınıf düşmanlığının altını çizdiler

Katliam anında kente gelen Erdoğan’ı protesto eden işçilerden Erdal Kocabıyık’ı tekmeleyerek sınıf düşmanlığında nasıl bir militanlıkla hareket ettiğini kanıtlayan o zamanki Başbakanlık Özel Kalem Müdürü Yusuf Yerkel’in aylık 6 bin Euro maaşla Frankfurt Başkonsolosluğu’na “Ticaret Ataşesi” olarak atanmasıysa işçi sınıfına karşı başka bir meydan okuma anlamına geliyordu.

Hukuk onların hukuku!

Katliamın hemen ardından başlayan hukuk süreci de bu düzenin kimin düzeni olduğunu, hukuk denilen silahın patronları koruyup kollamak için nasıl kullandığını gözler önüne seren bir nitelikte seyretti.

İlk önce davayı, katliamın yaşandığı Soma’dan kaçırdılar. Sorumluluğu bulunan devlet görevlilerini ve bu sorumluluk ağının en tepesindekileri yargılama dışında bıraktılar. O kadar ileri gittiler ki Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 2020 yılının ekim ayında verdiği kendi kararını dairedeki görev değişiklikleri ve yeni atamaların ardından 2021 Şubat ayında bozdu. Bu kararla birlikte tutuklu kalan 4 sanık da tahliye edildi. Katliamın sorumluları kişi başına bir hafta bile yatmamış oldu! 7 bin 500 yıl hapsi istenen madenin sahibi açık bir hukuk operasyonuyla kurtarıldı!

Daha önce “olası kastla insan öldürme” suçundan ceza alan sanıklar “bilinçli taksirle ölüme ve yaralamaya neden olma” suçundan yargılanmaya başlandı.

Yargıtay’ın bozma kararının ardından dava Nisan 2021’de yeniden görülmeye başlandı.  Akhisar Ağır Ceza Mahkemesi, Haziran 2021’de Yargıtay kararına uyulmasına, sanık Can Gürkan’a “bilinçli taksirle insan öldürme” ve “yaralama suçu”ndan 20 yıl hapis cezası verilmesine karar verdi. Yönetim Kurulu Üyesi Haluk Evinç beraat etti, mühendisler Efkan Kurt ile Adem Osmanoğlu 12 yıl 6 ay hapis cezalarına çarptırıldı.

Temyiz edilen yerel mahkeme kararı, Yargıtay 12. Ceza Dairesi tarafından oy çokluğuyla 4 Nisan 2022’de onandı. Can Gürkan’ın kesinleşen 20 yıllık hapis cezasının infazı için tekrar cezaevine gönderilmesi bekleniyor(!). Öte yandan dava dosyası geçtiğimiz hafta, yaşam hakkı ile etkili başvuru hakkının ihlal edildiği belirtilerek Anayasa Mahkemesi’ne taşındı.

İşçi katilleri dışarda elini kolunu sallayarak dolaşmaya devam etmedi sadece, Soma AŞ’nin yeniden faaliyet yürütmesine de olur verilerek despot emek sömürü rejimi bir kez daha ödüllendirildi.

Soma’da yakınlarını kaybeden ailelerin avukatlarından Selçuk Kozağaçlı ve Can Atalay keyfi tutuklamalarla hapsedilerek de aynı mesajın altı çizilmiş oldu.

İş cinayetleri bu düzenin fıtratında var!

Soma’ya Ermenek, Büyük Coşkunlar Havai Fişek fabrikası ve binlerce işçinin katledildiği iş cinayetleri eklendi. 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası’nı çıkarıp, bununla övünenler, onu işlevsizleştirmek için ellerinden geleni yaptılar. Maden patronlarının seslerine açık kulakları, yasanın uygulanmasını sürekli olarak ertelemelerine, değişiklik yapmalarına yansıdı.

Soma Katliamı gibi Türkiye tarihinin en büyük katliamının ardından hiçbir şeyin değişmeden sürmesiyse işçi sınıfının örgütlülük düzeyinin zayıflığını olduğu kadar, örgütlü olduğu haliyle onu temsil ettiğini iddia eden kurumların sınıftan uzaklığını da bir kez daha ortaya koydu.

Gerek burjuvazinin gerek devletinin ve gerekse kendilerine sınıf örgütüyüz diyen sendika ve meslek örgütlerinin bu tutumları işçi sınıfının alenen ölüme sürüldüğü, tüm yasaklardan muaf tutulduğu, hiç yerine konulduğu pandemi sürecinde de tüm açıklığıyla ortaya çıkmadı mı?

Ölenleri anmak…

Tüm bu gerçekler, Soma’nın da tüm iş cinayetlerinin de sınıfın kendi öz örgütlülüğüyle sınıf düşmanlarından hesap sorma çağrısı olmaya devam ettiğini açıkça gösteriyor.

İSİG Meclisi’nin verilerine göre AKP’li yıllarda en az 29 bin 150, sadece 2022’nin ilk dört ayında da en az 479 işçinin iş cinayetlerinde hayatını kaybettiği bu ülkede vahşi emek sömürüsü rejimine karşı örgütlü mücadele sınıf mücadelesinin en temel ayaklarından birini oluşturuyor. Ölenleri anmak bu mücadelede daha kararlı bir duruş sergilemek demektir.