Cornel West ile söyleşi
Srecko Horvat
1992 yılında, dört beyaz polis memuru -kendilerinin King’i silahsız bir şekilde yerde uzanırken durmadan dövdüğünü gösteren kamera kayıtlarına rağmen- siyahi Rodney King’e saldırmaktan suçsuz bulundu. Hüküm, Los Angeles direnişleri olarak anılan protesto ve şiddeti başlatmış oldu. Bu direnişlerin, ertesi yıl Cornel West’in en etkili kitabı Race Matters’ın yayımlanmasına ilham olduğu belirtiliyor.
West, siyahi kültürel teori, eleştirel düşünce, müzik, din ve felsefe alanlarında günümüzde en seçkin akademisyenler arasında yer almaktadır. O, Democracy Matters ve son zamanlarda Black Prophetic Fire (Siyah Kehanet Ateşi, 2014) gibilerini içeren birkaç ufuk açıcı metnin yazarlığını yapmıştır. Harvard ve Princeton dahil birçok üniversitede çok sayıda profesörlük ve öğretim üyeliği yapmaktadır.
Bu hafta, İlerici Enternasyonal üyesi Srecko Horvat, West ile enternasyonalizm, çok kutuplu dünyada dayanışma, hızla değişen iklimin tehlikeleri hakkında konuştu.
Srecko Horvat: Siz, Enternasyonal devrim hakkında kapsamlı yazılar yazdınız ve ondan ilham aldınız. Franz Fanon, Ali Şeriati, Karl Marx, Rosa Luxemburg, Emma Goldman, Martin Luther King ya da diğerleri. İlk sorum şu, nlardan ne öğrendiniz ve biz bugün onlardan ne öğrenebiliriz? Eğer bugün enternasyonalizm içi boş bir kelimeden fazlası olmak istiyorsa ne tür geçerli, güçlü ve devrimci fikirlere ihtiyacı vardır?
Cornel West: Benim için enternasyonalizm her zaman başlangıç noktasıdır. Çünkü o olmaksızın, birçok şeyi, kendi hükümetinizin özellikle de iç ve dış siyasette sınırlarını ve basiretsizliklerini görebilmeniz mümkün olmayacak.
Günümüzde, modern dünyada milliyetçilik, ulus devletlerin, kişilerin hayatlarının merkezinde yer alan en güçlü ideolojidir. Bu ideoloji, şiddet ve kamu yönetiminin kurumları üzerinde tekelini sağladı, insanların gündelik yaşamlarını nasıl anlayacakları ile ilgili söylemin argümanlarını biçimlendirdi. Milliyetçilik bana göre sıklıkla bizi, ulus devletlerin ulus devletlere ve benim bulunduğum yerden bir imparatorluğun diğer ulus devletlere nasıl bağlandığını görmemize izin vermeyen bir sakatlık ve engeldir.
Enternasyonalizm sadece ahlâki ve ruhani seviyede değil, fakat ayrıca tarihsel, yapısal ve psikoanalitik terimlerle analitik seviyede bir başlangıç noktasıdır. Bu, Avrupa (1492-1945) ve Amerika Birleşik Devletleri çağı (1945 -) gibi özel tarihsel dönemler içindeki merkezi anların yanı sıra dünya çapında etkisi olan güçleri anlamakla başlar.
Şimdilerde Amerikan imparatorluğu ciddi sorunlar, parçalanma, çürüme, yozlaşma, tepede örgütlü bir açgözlülük ve bazı politikacıların tekelinde olan kurumsallaşmış korku anlamına geliyor. Bir yanda neofaşizm, diğer yanda neoliberalizmle karşı karşıyayız.
Bir alternatifimiz olmalı, çokuluslu ve enternasyonal dayanışma tamamen bu demektir. Kurumsal bir kapasite olmaksızın en büyük enternasyonal görüşler dahi soyut kalır. Bu görüşler ete kemiğe bürünmek, yasallaşmak ve kurumsallaşmak zorundadır.
Srecko Horvat: Son yıllarda -pandemi ile, Afganistan’dan geri çekiliş, Ukrayna’da savaş dolayısıyla Amerika Birleşik Devletleri Nato ve Rusya arasındaki savaş- Amerika Birleşik Devletleri İmparatorluğu’nun etkisi azalmakta ve çürümekteydi. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra en güçlü ülke olarak Amerika Birleşik Devletleri etrafında örgütlenen dünya düzeni de çöküyor. Ayrıca çok kutuplu dünyaya tanıklık ediyoruz. Pasifik’teki yeni çatışma olasılıkları ile Çin’in rolü daha önemli oluyor. Dünya haritası hızlıca değişiyor. Yakın gelecekte bu yeni çok kutuplu düzeni ve Amerika Birleşik Devletleri’nin rolündeki zayıflamayı nasıl görüyorsunuz?
Cornel West: Gelecek her zaman bitmemiş, tamamlanmamış ve açık uçludur. Dünya çapında görülen baskın eğilimler derinden neofaşist eğilimlerdir. Bu dönemde karamsar ve umutsuz olmaktan nefret ediyorum; fakat şu an ilerici enternasyonalist, sol görüşlü bir vizyon ya da program sağlayan büyük müdahalemiz yok.
Diğer yandan neoliberalizm tamamen zedelenmese de meşruluğu ve adaleti yönünden radikal bir şekilde sorgulandı, saygınlığını yitirdi. Pandemi sonuçlarını hâlâ hissettirirken grotesk bir servet eşitsizliği, çirkin bir yabancı düşmanlığı ve inanılmaz bir depresyon var. İnsanlar Amerika Birleşik Devletleri’ndeki neoliberal düzen ve onun uluslararası görünümlerine bir alternatif arıyor.
Amerika Birleşik Devletleri’nde baskın eğilimler aynı kalırsa, bizler paranın ve militer yabancı düşmanlığının büyük gücü üzerine inşa edilmiş faşist bir koalisyon ile karşı karşıya kalacağız. Bu, özellikle beyaz üstünlüğü anlamına gelirken ayrıca Yahudi, Arap, Müslüman, göçmen, kadın, gay, lezbiyen ve trans karşıtlığı anlamına da gelir. Bütün bunlar kimi ekonomik olarak acı çeken, derinden aldatılmış ve korkutulmuş önemli sayıda yurttaşımızı canlandırıp harekete geçiriyor.
Srecko Horvat: Son zamanlarda örneğin Alman hükümeti İkinci Dünya Savaşı’nı takip eden politikalarından U dönüşü yaparak silahlara 100 milyar Euro yatırım yapma kararı aldı. Bugün pasifist olarak adlandırılan savaş aleyhinde konuşanlar dahi silah endüstrisini destekliyor. Avrupa’nın başka yerlerinde daha fazla duvar inşa ediliyor ve orduya yatırım artıyor. Avrupa’daki bu hızlı militarizasyonu nasıl görüyorsunuz?
Cornel West: Avrupa’nın kendi güvenliğiyle ilgili kaygıları büyürken, dünyanın çeşitli bölgelerindeki felaketler nedeniyle insanların kitlesel olarak yer değiştirmeleri göz önüne alındığında, çoğunlukla göçmen karşıtı olan kendi iç neofaşist hareketleriyle başa çıkmak zorundadır.
İkincisi, Avrupa güvenliği için Amerika Birleşik Devletleri’ne doğru ani ve kontrolsüz bir şekilde yöneliyor. Öyle anlaşılıyor ki bu umutsuz adım, Rus yayılmacılığı gibi ortaya çıkmış şeye karşı görünüyor. Şimdi Ukrayna’nın işgalinin insanlığa karşı işlenmiş bir suç olduğunu düşünüyorum. Buna hiç şüphe yok. Rusya’da -Ukrayna’nın da parçası olduğu ve varlığının sayılmadığı-, Rusya imparatorluğunun muzaffer geçmişine dayalı endişe ve kontrol hisleri olan derin otoriter ve neofaşist elitleri var. Bu, sizi geriye, Avrupa çağının erken dönemlerine -insanlar burada yaşamıyor, toprakları bizimdir vb- götüren tipik bir kolonizasyon dilidir.
Umarım Avrupa görkemli devrimci ve ilerlemeci geçmişiyle bağlantıya geçer. Avrupa çağına baktığınızda yalnızca sömürgecilik ve emperyalizm değil, ayrıca sömürge karşıtı devrimci direnişleri, emperyalizm eleştirilerini ve Marx-Engels tarafından yapılan kapitalizm eleştirilerini ve dahasını görmenin önemli olduğunu düşünüyorum. Afrika, Latin Amerika, Asya ve kendi emperyalist ülkem Amerika Birleşik Devletleri ile sömürge ve emperyalizm karşıtı direnişlerle dayanışma içerisinde kalarak iyileştirilmesine ve itibarının geri kazanılmasına ihtiyaç duyulan bir gelenek var.
Srecko Horvat: Son olarak burada kendi ülkem Hırvatistan’da sıcak bir dalgaya tanık oluyoruz. İspanya, Portekiz ve Fransa’nın her zamanki sıcaklıklardan daha yüksek hava sıcaklıklarına tanık oluyoruz. Geçen ay Hindistan ve Pakistan’daki başka iklim krizi semptomlarını bir kenara bıraksak dahi aşırı hava koşulları ve yükselen sıcaklıklar gördük. Şunu söyleyebilirim, ’70 ve 80’li yıllarda güçlü bir nükleer karşıtı hareketiniz olduğunda bu aynı zamanda savaş karşıtı bir hareket olurdu. Fakat bugün iklim hareketi savaş karşıtlığını gerektirmiyor ve savaş karşıtı hareket iklim hareketi için gerekli bir hareket değil. Bu farklı ama tamamlayıcı hareketler nasıl bir araya gelerek bütünlüklü ve daha güçlü bir hareket haline gelir?
Cornel West: Çok önemli bir noktaya parmak bastığınızı düşünüyorum. Savaş karşıtı ve iklim hareketini bir araya getirmeye muktediriz. Ki bu ekolojik yıkımla mücadele, silahlanmanın acımasızlığı, kapitalizmin yırtıcılığı, kâr saplantısı, doğanın tüketilişi, işçiler, bir tür ticari ve pazar değeri üretmek için dokunabildiğiniz her şeyle el ele gider.
Geçen ay Mary House’da “Katolik İşçi Hareketi’nin” kurucusu olan Dorothy Day’in bu büyük mirası hakkında konuşma yapmam istendi. Torunu Martha hapisten yeni çıkmıştı. Suçu da, savaş karşıtı mücadelenin anlamlı bir örneği olan nükleer denizaltıların üstüne kan dökmüş olması idi. Sonuç olarak tutuklandılar ve yeni serbest bırakıldılar. Bu muhteşem bir kutlama. Dorothy Day, Philip Berrigan ve diğerlerinin mirası savaş, nükleer, emperyalizm, ırkçı, cinsiyetçi ve kapitalizm karşıtlığı arasındaki ilişkiyi her zaman anladı. Buraya ışık tutmalıyız. Ne yazık ki hak ettikleri ilgiyi göremediler.
Şimdi sizin de bildiğiniz gibi gündemimizde ‘Yoksul İnsanlar Kampanyası var, -ekolojik yıkımın ekonomik ve askeri yıkımla, işçilere ve sendikal harekete saldırısıyla el ele gittiği yolların eleştirisine benzeyen Dorothy Day, Martin Luther King gibi- eleştirisi bu kampanyanın mesajlarından biri olmuştur. Bu, enternasyonal vizyonu, küresel analizi ve güçlü yerel pratiği olan bir çeşit dayanışma yaratma girişimidir. Bu, mücadelemizi sürdürdüğümüz Hırvatistan için de geçerlidir, canavarın karnı olan ABD imparatorluğu için de… Aslında en önemlisi kardeşim, son sözün bizzat halklar tarafından söyleneceğidir.
jacobin‘ın 17 Kasım 2022 tarihli sayfasında yayınlanan “Progressive Politics Without Internationalism” başlıklı makale Alınteri Çeviri Grubu tarafından Türkçeleştirilmiştir.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!