Erdoğan yıllar önce İçişleri Bakanlığı’na bağlı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’yla (AFAD) ilgili “Kızılay’dan sonra en büyük ekip” demişti. Fakat mesele de burada başlıyordu. Deprem hazırlığı adı altında karikatürize edilmiş tatbikatlar dışında bir önlem geliştirilmemesinde, bunun yerine “olursa büyük ekiplerimiz var, müdahale eder” manasına gelecek böbürlenmelerde… Kentlerin toplanma alanlarının bile AVM’lere açılmasında, rant değeri yüksek bölümlerinin sermayeye peşkeş çekilmesinde. Bu değerin özel bir sermaye birikim aracına dönüştürülmesinde. Fay hatları üzerinde kurulan Nükleer Santrallerde, duble yollarda, havalimanlarında. Yerleşim alanı için zemini uygun olmayan yerlere imar izni verecek bir rantçılıkta, siyasi yolsuzluklarda. Asalak müteahhit takımına her türlü kolaylığın sağlanmasında, denetim ve kontrolden imtina edilmesinde. Saymakla bitmez…
Depremin yaratacağı yıkımı minimum seviyeye çekmeyi hedefleyen bir hazırlık yerine bunları yapan bir anlayış, bütçesi halkın vergileriyle oluşturulan AFAD’la övünerek adeta cambazlık yapıyor. Bu çok övülen ekibin son derece kof bir müdahale ekibi olduğunuysa yaşanan “afetlerdeki” pratiğinden biliyoruz. Kaldı ki bu kadar övülen ve “deprem riskini önemsiyoruz” vitrini olarak kullanılan bu kurum için ayrılan bütçenin sınırlılığı bile iktidarın halkın canıyla ne kadar alakadar olduğunun başka bir itirafı gibidir. Savaşa milyarlar akıtanlar AFAD’a 2 milyar TL’nin biraz üstünde bir bütçe ayırıyorlar. Ona da Erdoğan’ın kullandığı “ikinci örtülü ödenek” muamelesi yapıyorlar.
Maraş-Antep merkezli büyük depremler silsilesi yaşadığımız bugün, bu gerçekle bir kez daha karşı karşıyayız. Daha önceki depremlerde müdahale için kâğıt üzerinde yazan koordinasyon sistemini kurmaktan, ekiplerin başına bir sorumlu tayin etmekten bile aciz olduğu açığa çıkan bu AFAD, şimdiki depremde de ortalıkta gözükmüyor. Depremin yarattığı yıkımla bir başına bırakılmış halk kendi olanaklarıyla kurtarma çalışmaları yürütüyor.
Buna rağmen AFAD Başkanı çıkıp “ulaşılamayan bir bölgemiz yok ama sürekli arama kurtarma birlikleri ile takviyelerimiz devam ediyor” deyebiliyor. Üstüne bir de sosyal medya hesabından yapılan paylaşımla halktan para istiyor. Bunu da “Depremden etkilenen illerimizde yürütülen çalışmalara destek vermek isteyen vatandaşlarımızdan yoğun talep gelmektedir. Yardımda bulunmak isteyen vatandaşlarımız “DEPREM” yazarak 1866’ya SMS (20 TL) gönderebileceği gibi banka hesap numaraları üzerinden de bağış yapabilecektir” gibi bir cambazlıkla yapıyor!
“Deprem vergisi” gibi bir vergi boyunduruğunun konulduğu bir ülke burası oysaki. O paraların depreme hazırlık dışında her şeye kullanıldığının bizzat bakanları tarafından pervasızca ifşa edildiği… Duble yollara, raylı sisteme, fabrikalara harcandığı söylenen deprem vergileri konusunda hesap vermeyen bu iktidar, şimdi halkın büyük bir yıkımla karşı karşıya olmasını, bu karda kıyamette kendi başının çaresine bakmasını izliyor. Elindeki gücü kullanmayı bile “bağış” adı altında adeta rüşvete bağlıyor, rüşveti dayatıyor.
Sorarlar bir gün, sorarlar. Ağlayan, feryat eden, “nerede devlet” diyen bu halk bu kadarına da “artık yeter!” demeyi canı yana yana öğreniyor, öğrenecek.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!