Nəriman Bakı
15 Şubat gecesi Türkiye’de ana akım TV kanallarında “Türkiye Tek Yürek” ortak yayınında depremzedeler için bağış kampanyası düzenlendi. Tek ve en hafif deyimle rezillik olan gece Türkiye’nin hem sınıf çelişkilerinin boyutunu gösterdi hem de tekelci burjuvazinin küstahlığını…
TV’de depremzedeler için yardım kampanyası fikri 9 Şubat’ta bir ‘tartışma’ ile başladı aslında. Fatih Altaylı HaberTürk olarak bir yardım gecesi yapmayı planladıklarını ancak RTÜK’ten gelen “talimatla” yapamadıklarını canlı yayında açıkladı. Daha yayın bitmeden bu sefer RTÜK başkanı Ebubekir Şahin -imalı biçimde- Altaylı’nın “manipülasyon yaptığını” söyledi. Altaylı da RTÜK’ün talimat verdiğinin yalan olmadığını söyleyip meslek kariyerini ortaya koyarak “hodri meydan” çekti. İnsanlar depremde canhıraş bir şekilde hayatta kalmaya çalışırken, depremzedelere yardıma koşarken anlaşıldı ki devlet depremin daha 3. gününde şov planı yapmaya başlamıştı.
Kimin parasını kime veriyorsunuz siz?!.
Yardım gecesinin aslında ilk absürtlüğü Merkez Bankası dahil kamu yatırım fonların bağışladığı milyarların hem niteliği hem de niceliği ile ortaya çıktı. Burjuva hukukunda bile kamu kurumlarının aynî, nakti tüm sermayesi, serveti o devletin vatandaşlarına aittir. Kamu vatandaş adına o malları toplar, biriktirir, dağıtır, işletir vb. Kamu kurumlarının mülkü olduğundan dolayı da bunların (Merkez Bankası hariç) bütçesi meclis tarafından oluşturulur, Sayıştay tarafından da denetlenir. Hal böyle olunca da daha en baştan şu soru gündeme geldi: Kamu kurumları kimin parasını kime bağışladı?
Nicelik olarak da durum pek farklı değil. Dün gece toplamda 115 milyar TL (eski para ile 115 katrilyon lira) toplandı. Ancak bu miktarın 74 milyar TL’si, yani yüzde 74’ünü, kamu finas kurumları vermiş oldu. Bir cepteki alıp diğer cebe koymanın adı da bağış oldu.
Gözden kaçan en önemli konulardan birisi ise kamu bankası olan bankaların bağış miktarlarının Bankalar Kanunu’nun 59. maddesine aykırı biçimde olması: Bankalar ve konsolide denetime tâbi kuruluşlarca bir malî yılda yapılabilecek bağış miktarı, banka öz kaynaklarının binde 4’ünü aşamaz.
Ziraat Bankası’nın 30 Eylül 2022 verilerine göre özkaynağı 165 milyar tl. Kanunun öngördüğü miktara göre Ziraat Bankası yapabileceği bağış miktarının yasal sınırı 672 milyon olması gerekirken, banka dün gece 20 milyar (özkanağının yüzde 20’sini) bağışladı. İnternette kısa bir aramada dün geceki kampanyaya katılmayan Akbank 1 gün önce (14 Şubat’ta) 650 milyon lira yardım yapacağını duyurmuştu.
Diğer ilginç bir nokta ise Merkez Bankası’nın 30 milyar bağışlaması. Merkez Bankası’nın kanunen bağış yapma yetkisi olsa da bağış miktarının Bankalar Kanunu’na tabi olması gerekir. Merkez Bankası da Ziraat Bankası gibi kanuna aykırı biçimde bağış yapmasının yanı sıra Merkez Bankası ile ilgili esas sorunu HDP milletvekili Garo Paylan tarif etti: Merkez Bankasının bağışı para basma, o da enflasyon olarak halka geri dönecek.
Bağış gecesinden bağımsız olarak depremin 2. gününde Erdoğan’ın açıkladığı kamunun/devletin deprem için 100 milyar-cık ayırması da ayrı bir konu. Öyle ki, 2023 bütçesinden -sadece bir ayda- devlet binalarının kiralarına 6 milyar, örtülü ödenekten 188 milyon, borçlar faizi olarak ise 21 milyar TL harcandı. Okuyucunun dikkatini bütçeden harcanan miktara değil zamana çekmek istiyoruz. Sadece 1 ayda harcanan miktarlar bunlar. Basit bir hesapla savaş bütçesinden bu üç kaleme harcanacak yıllık miktar 326 milyar lira. Ama deprem için ayrılan para bunun 3’te 1’inden az, sadece 100 milyar TL.
Sonuçta kamu finans kurumlarının bağış miktarları gösterdi ki, devlet deprem sonrasındaki yokluğunu kamunun parasıyla yasaları çiğneyerek bir şov malzemesine dönüştürdü.
Özelin de özeli
Bağış şovu elbette kamu kurumları ile kalmadı. Anlı şanlı holdinglerin bağış miktarları sosyal medyada büyük alay konusu oldu. Esas işleri inşaat olan holdingler 10,2 milyon civarında bağış yaptılar. Ama ortaya çıktı ki, yaptıkları bağış miktarı sattıkları bir dairenin parası kadar. Ya da Boyner gibi şirketler en fazla birkaç günlük cirolarını bağışlamışlar.
Kapitalistlerin bağışlarında ise birkaç “özel” durum var. Birincisi bu kan emiciler babalarının hayrına bağış yapmazlar. Yasal olarak yaptıkları bağışları vergiden düşme hakları vardır. Hiç merak etmeyelim, bağışlarının vergiden düşülmesi için gerekli dilekçeyi bağış yapmadan önce hazır etmişlerdir.
İkinci özel durum ise, inşaat çakallarının dün gece verdikleri bağış miktarı birkaç milyondan, birkaç on milyon düzeyinde kalırken, 2023 bütçesinde sadece müteahhitlerin iç edeceği para aylık 2,3, yıllık 27,6 milyar TL. DepremZadelerin bağışları ise kazançları yanında çekirdek parası denemeyecek miktarlarda kaldı. Bir de utanmadan bağış yaptılar.
Kan emicilerin bağışlarının üçüncü özel durumu ise şudur: Bu kan emicilere devletin verdiği nakdi ya da vergi alanındaki teşvikler. 5’li çetenin en bilineni ve Erdoğan’ın inşaat baronu Cengiz Holding dün gece 2 milyar TL bağışladığını davul zurna ile duyurdu. Ancak 15 Şubat akşamı Cengiz Holding 2 milyar TL bağışlarken, 16 Şubat günü Resmi Gazete’de yayınlandı ki, kat be kat fazlasını kazanacağı belli, 3 milyar liralık yatırım yapacağı alüminyum işletmesi için devletten yüz milyonlarca liralık teşviki çoktan almış!
Kapitalistlerin milyonları, milyarları bir kalemde “bağışlamasının” arka planı bir yana, dün gece sosyal medyada hemen herkes bu kadar servetin nasıl elde edildiğini ciddi biçimde sorguladı. Herkesin bildiğini politik bir biçimde çekinmeden söylemek lazım: Kapitalistlerinin vicdan aklamak, bonkör gözükmek için savurdukları paralar bizden çaldıklarıdır. Nokta.
Vicdan ve Pişkinlik
Yardım gecesinin en dramatik denebilecek anları ise çocukların ve hem deprem bölgesinden hem de eskiden depremleri yaşamış insanların bağışları anında kendisini gösterdi. Küçük çocuklar kumbaralarını kırıp harçlıklarını bağışladılar. Deprem bölgesinden olup da görece daha iyi durumda olanlar bağış yaptı. Yalova, Düzce, Van, İzmir depremini yaşayanlar yaralara bir damla ilaç olmaya çalıştılar.
Bu vicdan anları ise yine pisliklerin içinde kayboldu.
İşçilerin sömürülmesine ses çıkarmayan, sömürülmeleri için sermaye ile el ele, kol kola çalışan Türk-İş, Hak-İş, Memur-Sen’in ağaları “kendi ceplerinden”(!) 10 milyonlar bağışladılar. İşçi sınıfı canını yok sayarak arama-kurtarmaya, yardıma koşarken bu ağaların bu paraları nasıl elde ettiğinin hesabını vakit kaybetmeden sormak şarttır.
İletişim sistemleri deprem anında çöken, depremden sonra da 1 hafta düzelmeyen, bu sırada enkaz altındaki insanlara ya fatura gönderen ya da “ödemeniz 1 hafta ötelendi” diyen yüzsüz iletişim şirketlerinden Türk Telekom 3 milyar, TürkCell 2 milyar lira bağış yaptı. Bu iki şirket bağışladıkları paralarla insanların ölmesine izin vermelerini telafi edeceklerini sanıyorsa işçi sınıfı ve yoksul emekçi halkın hafızasının çok güçlü olduğunu hatırlatmakta fayda var.
Dün gece ki rezilliğin özünde ne anlama geldiğini “Dünya’nın vicdan sesi” olarak kabul edilen yazar Eduardo Galeano 28 Mayıs 2009’da katıldığı bir programdaki şu sözleri anlatıyor aslında: Hayır işlerine değil dayanışmaya inanıyorum. Çünkü hayırseverlik dikeydir, yukarıdan aşağıya iner, yani aşağılar; dayanışma ise yataydır, yanındakine yardım eder…
#DayanışmaYaşatır
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!