Deprem, yerel yönetimlerden devletin aklımıza gelebilecek tüm kurumlarına, Kızılay gibi yardım kuruluşlarına kadar nasıl bir piyasalaşma ve çürümenin hüküm sürdüğünü apaçık hale getirdi. Kızılay’ın çadır, gıda gibi maddeleri deprem bölgelerine hızla ulaştırmak yerine fahiş fiyatlarla AHBAP’a satmasının gürültüsü devam ederken bu sefer de belediyelerin ya da diğer yardım kuruluşlarının depremzedeler için toplanan ama ihtiyaç fazlasına dönüşen giysileri küresel bir atık toplayıcı şirket olan AJ International’a sattığı gündeme düştü.
Gazeteci Bahadır Özgür’ün Birgün’deki köşesine taşıdığı konu, belediyelerin “atık giysi” kumbaralarından, başında Emine Erdoğan’ın bulunduğu Çevre, Şehircilik ve İklimlendirme Bakanlığı bünyesindeki “sıfır atık” projesine kadar uzanıyor.
Hikâye, geri dönüşümün, ‘sıfır atık’ siyasetinin ardındaki küresel ticaret tezgahını, “hayırseverlik” denilen burjuva kavramın arkasında nasıl bir tüccarlığın gizlendiğini ortaya koyuyor.
Sinekten yağ çıkarma yaklaşımıyla hareket eden bu piyasacı mantık da Mersin Limanı’nda çekilen bir videoyla birlikte gündem oldu.
Geçen hafta Mersin Limanı’ndaki bir depoda çekilmiş videoda, peş peşe gelen TIR’lardan koliler halinde kıyafetlerin indirildiği görülüyordu. Videoyu çeken kişi, bunun deprem yardımları olduğunu iddia ediyordu. Aralarında hem giyim markalarının gönderdikleri hem halkın kendisinin yeni alıp paketlediği, hem de kullanılmış olanlar vardı. Depo, AJ International Group’a aitti. Şirket yetkilileri görüntülerdeki giysilerin, depremzedelere gönderilenler olduğunu doğruladılar. Pek çok belediye ve kuruma çok fazla giysi yardımı ulaştığını, ‘ihtiyaç fazlası’ olarak biriktiğini, altından kalkacak ne personel ne de yer olduğundan kendilerine verdiklerini söylediler. Karşılığında ‘cüzi’ bazı ödemeler de yapmışlar.
AJ International Group “sıfır atık projesi” kapsamında iş yapıyor yani Emine Erdoğan’ın projesi…
AJ International Group, Suudi sermayesinin ortak olduğu Yemenli bir uluslararası şirket. Özgür, şirket hakkında şu bilgileri verdi:
2018’de Yemen uyruklu Abduljalil Ali Ali Al-Sharifi tarafından Trabzon’un Akçaabat ilçesinde kuruldu. Aynı yıl İstanbul’da Beylikdüzü Mermerciler Sitesi’ne taşındı. Büyük bir depo açtı. Kurucusu Türk vatandaşı olup Abdülhalil Şerifi adını aldı. İstanbul’da birkaç farklı yerde daha şubesi var. Mersin Limanı’nda da devasa bir deposu bulunuyor. Pakistan, Umman, Yemen, Suudi Arabistan, BAE , Türkiye başta olmak üzere dünyada 20’den fazla geri dönüşüm şirketi bünyesinde. İngiltere de Almanya’da da birer şirketi kuruldu. Pazarının yüzde 40’ı Ortadoğu, yüzde 40’ı Avrupa, yüzde 20’si Afrika. 200’den fazla iş ortağı mevcut. Türkiye’de Mersin, Bursa, İstanbul, İzmir gibi illerde kurulu farklı isimlerle 7 şirketi faaliyette. Hepsi ‘sıfır atık’ projesi kapsamında toplayıcılık yapıyor. Tekstilde atık pazarının tek hakimi. Ambarlı ve Mersin limanlarından her hafta ne kadar ton gönderildiğine dair kayıtları inceledim. Rakam gerçekten inanılmaz. Karlı bir iş. Giysiler temizlenip, tamir edilip çoğunluğu, şirketin tabiriyle üçüncü dünya ülkelerine, pazarlanıyor. Kullanılamayacak olanlardan iplik, kumaş elde ediliyor.
Neredeyse tüm belediyeler işin içinde
Bahadır Özgür yazısında parti farketmeksizin il, ilçe çoğu belediyenin uzun süredir uygulamaya koyduğu ‘giysi kumbaralarının’ çevrecilik-hayırseverlikle ambalajlandığını, ama işin gerçeğinin hiç de böyle olmadığını belirtti. Toplanan giysilerin cüzi fiyatlarla şirketlere satılıp yine bu şirketlerin deyimiyle “üçüncü dünya ülkelerine” yollanıp oralarda satışa çıkarıldıklarını ifade etti.
Özgür yazısına şöyle devam etti:
Hemen hatırlatalım. Geçen yıl sadece bir belediye bu konuda haber olmuştu. CHP’li Meclis üyesi Nazmi Zavlak, MHP’li başkanın toplanan giysileri AJ International’a verdiğini ifşa etmişti. Alanya Belediyesi yalanlamıştı. Ancak şirketin referanslarında yazılılar. CHP’li siyasetçi biraz dikkatli baksaydı partisi CHP de dahil AKP’li, MHP’li neredeyse her belediyenin aynı işi yaptığını görecekti. Belediyelerin listesi epey uzun. Dışarıdan bakınca bunun yol açtığı ekonomik kaybı da nasıl bir toplumsal sonuç doğurduğunu da görmek zor. Oysa yakından tanık olmuştuk.
Pandemi süreci, ‘vahşi toplayıcı’ adı verilen ve kentlerin doğal temizlik görevlileri olan on binlerce insanın yaşadığı ekonomik çöküşü dramatik biçimde göstermişti. Her gün sokakta gördüğümüz kağıt, şişe vs. toplayanlar bir anda açlıkla karşı karşıya kalmışlar, büyük kentlerde yıllardır geçimini böyle sağlayan sayısız aile yıkıma uğramıştı. Toplayıcılık işi deyim yerindeyse bir ‘derin yoksulluk mesleği’ydi. Üzerine bir de atık toplayanlara kolluk güçlerinin saldırıları yaşandı. Biber gazı attılar, copladılar, onları çete gibi gösterdiler, barakalarını yaktılar. Zaten kilitli kumbaralar koyarak ekmek kapılarını daraltıp değerli olanları küresel şirkete verenler, çöpte geriye kalanları da almak için var güçleriyle çabalıyorlar hala.
Türkiye, kendi yoksulluğunun içinden mecburi bir ‘geri dönüşüm ordusu’ yarattı. Belediyeleri yönetenlerden biri de çıkıp “Yabancı şirket milyonlarca dolar niye yatırıyor?” demedi. On binlerce toplayıcı, işsiz çevre mühendisleri, kimyacılar, tasarımcılar, teknik uzmanlar, yazılımcılar düzenli bir istihdama kavuşabilirdi. Bunun yerine en kolay şeyi yaptılar; ihale açtılar. Broşürlerine, faaliyet raporlarına, reklam panolarına koydukları fotoğraflarla da halka yalan söylüyorlar. Toplanan tek bir kumaş parçası Türkiye’de kalmıyor.
Belediyeler bunu yapıyor da merkezi iktidar farklı mı? Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bünyesindeki ‘sıfır atık’ biriminin, valiliklerin raporlarına baktığımız zaman farklı atıkların kimler tarafından toplandığını görüyorsunuz. Oradaki şirketlerin çoğu aynı adrese çıkıyor aslında. Konumuz olan tekstil üzerinden incelemeye devam edelim.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!