Yüksek Jeofizik Mühendisi Profesör Dr. Övgün Ahmet Ercan’ın 16 Şubat tarihinde Haber Global programında depremle ilgili yaptığı açıklamalar, bir deprem ve sonrasına ilişkin önemli bilgiler içeriyor. Ercan, “Depremden sonra nasıl bir hat izlenmeli?”, “Molozlar kaldırılırken nelere dikkat edilmeli?” ve “Bir deprem ülkesi olarak yeni kayıplar vermemek için neler yapılmalı?” sorularına, Gölcük depremi deneyimlerinden de süzülen bilimsel temelde yanıtlar veriyor. Depremlerin neden bu denli büyük yıkımlar yarattığı ve sorumluların hangi adresler olduğu konusunda da net yanıtlar bunlar.
Ercan’ın dile getirdikleri tarihe düşülen önemli notlar içerdiği için sayfamıza da taşıdık.
6 Şubat 2023 tarihinde yıkım gücü yaklaşık 12 olan 7.8 büyüklüğünde bir deprem gerçekleşti. Ercan bu depremin Erzincan ve Gölcük depreminden çok daha büyük bir deprem olduğunu ve bir değil aslında birbirine yakın zamanlarda 2, bir süre sonrada 3. depremin gerçekleştiğini belirtti.
Birincisinin Pazarcık’ta başlayıp Nurhak, oradan da Malatya’ya doğru bir yönseme ile burkucu dalgalar eşliğinde saniyede onda 5-6 km hızla kıra kıra ilerlediğini kaydetti.
“20 saniye sonra 20 km ötede 7,5- 7,6 büyüklüğünde bir deprem daha yaşandı. İki kırıkta birikmiş olan gerginliğin biri patlayıcı diğerinin yüklemesi gibi olan bir yönseme ile saniyede 3,5 km hızla kıra kıra Hatay yönünden Antakya’ya doğru ilerledi. Normalde bu dalgalar eşliğinde süren kırıkların giderek düşük bir hızda izlenen seyirle noktalanması gerekirdi. Fakat öyle olmadı. Tam tersi bir şey oldu. Hatay’a doğru dalgalar köpürerek ve büyüyerek yukarı doğru yani sıçramalı bir seyirle yükseliş gösterdi.
Bu, nedenini bilemediğimiz olağanüstü bir olay. 1300 gallik bir kuvvette vurdu Hatay’ı. Bu şu demek oluyor. Bu depremin şiddeti yer çekiminin ivmesini yendi demek oluyor!
Neden böyle bir şey yaşandı? Bunu bilmiyoruz ama bir sebebinin çökel kalınlığın çok derin olmasından ötürü yer sarsıntısını 3 ya da 4 kat arttırması olabilir. Ya da yerin davranış bozukluğundan olabilir. Ama bu ilk defa olan bir şey dolayısıyla sebebi henüz bilinmiyoruz.”
‘Binanın yıkımında yer sorunlarının payı yüzde 20’dir’
Profesör Dr. Ahmet Ercan’a göre depremin şiddetinin büyük olmasına karşın insanlar ölmeyebilirdi:
Aslında binalar özellikle bir kısmı çökmedi sırtüstü yere yığıldı. Bunun nedeni derin bir temelin olmayışından kaynaklandı. Depremin şiddeti ne kadar büyük olursa olsun temel sağlam olsaydı hiçbir insan ölmeyebilirdi.
İnşaat mühendisi arkadaşlarımız bize der ki, her 5 katın altında perde betonlu bir kat olması gerek. Örneğin 11 katlı bir binaya baktığımızda 10 metre derinliğinde bir temel olması gerekirken sadece 3 metre temel yapılmış.
Bundan kimler sorumlu?
Bu durumdan sadece müteahhitler sorumlu değildir. Balık baştan kokar! 1999 yılında olduğu gibi yapılmamalı bir tek Veli Göçer sorumlu tutuldu. Bu sadece müteahhitlerin sorumluluğunda değildir, böyle geçiştirilemez.
Ne kimse gereksiz yere suçlanmalı ne de affedilmeli. Ama doğru ve bilimsel bir hat izlenmeli.
Bir binanın yıkılmasından yüzde 20 yer sorunları, yüzde 80’se yapısal nedenler sorumludur. Kim yapıma izin verdiyse, kim denetlemediyse, kim kuralına uygun yapmadıysa onlar sorumludur. Bakanlık, belediyeler, müteahhitler sorumludurlar. ‘Suçlular ayağa kalksın’ dendiğinde, bu üç kurum gelmeli akla.
Hasar belirleme nasıl yapılmalı?
Binalara göz gezdirilip en fazla karot alınarak hasar tespiti yapılıyor. Bu çok ilkel bir yöntem. Alınan karot örneğinden binanın sağlam olup olmadığına karar veriliyor. Bu durumda binanın çöküşü nasıl açıklanacak. Oysa hasar tespiti bilimsel olarak yapılmalı. Yani Jeofizik uzmanı bilirkişiler bu ekibin içinde yer almalı.
Bunlar kırığın isleyişiyle deprem ilişkisine, depremin karakterinden, isleyişine kadar, binanın temelinden yer-yapı uyuşukluğuna kadar bakmalılar.
Hasar tespiti doğru yapılmadı diye dava açılabilir.
Yıkımların kaldırılması için çok acele ediliyor!
Neden bu kadar acele edildiğini anlamış değilim. Kabaca hesaplarımıza göre hala100 bine yakın insan var gocuk altında ve hala canlılar olabilir bir tek canlı da olsa bu gocuk altında bu çok önemli. Bir tek canlı sağ çıkartılması için gerekli dikkat gösterilip hassasiyetle davranılmalı. İnsanların bedeni birbirinden koparılmamalı.
Gölcük depreminde bu hatalar yapıldı. İnsanların kolu bacağı koparıldı
Devlet yetkililerini uyarıyorum!
Yıkılan binaların yerine yeniden bina inşa edilmez. Bu uluslararası deprem bilimine aykırıdır. Bu dünya afet yasasına aykırıdır. Yıkılan her yapının enkazı kaldırılıp oraları yeşil alan yapılmalı. Ve yerleşim alanları dağ eteklerine taşınmalıdır bu bir kuraldır.
Molozlar kaldırılırken dikkat edilmeli
Molozların içinde plastikler var, cam var, asbest var, kimyasal maddeler var. Şimdi bunların hepsi molozlarla birlikte kondu. Nereye atılacak bunlar? Önce gidip bunu kuş gölüne (Hatay’daki Milleyha Kuş Cenneti’ni kastediyor) atmışlar. Yazık değil mi kuş gölüne?
Şimdi bunları tarım alanlarına atarlarsa su kirlenmeleri olur ve orda tarım yapılmaya başlandıktan sonra bitkiler oradaki kimyasallar, asbest vs. bitkilere geçer. Bütün bunlar bize önümüzdeki yıllarda kanser olarak geri döner. Tarımın yüzde 21’i deprem bölgesinden geliyor. Dolayısıyla bir sürü kanser olayıyla karşı karşıya kalacağız.
Peki nasıl yapılmalı dersek, şöyle yapılmalı: Bu molozların içindeki plastikler, camlar, asbestler ayıklanmalı. Tıpkı çöplerin ayrıldığı gibi her yıkıntı altındaki molozlar ayrılmalı. Daha sonra bunlar için geniş çukurlar açılmalı bunların içine yer zarı dediğimiz yalıtıcılar bohça gibi serilmeli ve bu ayrılmış çöpler burada bohça edilip üstü toprakla kapatılmalı.
Geri kalan ayrılmış plastik, cam vs. geri dönüşüme verilmeli
Bir deprem ülkesi olarak gelecekte benzer sorunlarla karşılaşmamak için
Her üniversitenin eğitim bölümünde jeofizik dersi açılmalı. Hem inşaat mühendisi hem yapı jeofiziği hem de yapılaşmayla deprem bilimini yani mutlaka sismoloji dersini almalılar
Bu insanlar dalga yayılımı nasıl olur, yer sorunları nelerdir, inşaat nasıl ayakta durur vs. bilmeli.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!