NATO Zirvesi 22 yıl sonra bir kez daha Türkiye’de gerçekleşiyor. Katil sürüsü 7-8 Temmuz’da Ankara’da buluşuyor. Yeni olan NATO’nun krizi.
Karşı-devrimci, emperyalist bir ittifak NATO. Onu, Japonya teslim olmak üzereyken sırf Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ne ve dünya halklarına gözdağı vermek için Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası atıp Yunan devrimcilere Napalm yağdıranlar kurdu. İlk işi Kore Devrimi’ne set olup ikiye bölmekti. Cezayir’in bağımsızlığını boğmaya çabaladı. İtalya’dan Türkiye’ye özel savaş ve darbeler tezgâhladı. Yugoslavya’yı ortakları arasında paylaştı. Afganistan’ı işgal etti, Libya’ya saldırdı.
NATO bugün de Ukrayna’da emperyalistler arası savaşın bir tarafı. Kurucuları Filistin’de İsrail’i cesaretlendirip Rojava’yı ezmesi için Colani’ye yeşil ışık yakıyorlar.
Yeni olan NATO’nun krizi. Mimarı ABD önceden rakipsizdi, diğer emperyalistleri bugüne kadar NATO’da istediği gibi yönlendirebildi. Zamanla ABD’nin sadece müttefikleriyle değil Rusya ve Çin ile olan güç farkı da kapandı, paylaşım kavgası şiddetlendi. Çoğu ABD’yi İran saldırısında yalnız bıraktı. Hepsi emperyalist rekabetin silahlanmayı şart koştuğunun farkında ama hiçbiri onun mali ve siyasi yükünü taşımak istemiyor. NATO’nun belirleyici ülkeleri yükü diğer ortakların sırtına atmak istiyor.
Türk tekelci burjuvazisi ve hükümet zirveye büyük önem atfediyor. Türkiye’nin NATO içinde de öne çıkıp liderleştiğini iddia ediyorlar. Esas dertleri ise Trump yönetiminin dayattığı silahlanma harcamalarının yükseltilmesinden kırıntılar toplamanın yanı sıra Ortadoğu ve Kafkaslar’da NATO’nun ileri karakolu pozisyonunu güçlendirmek. Bu arada içeride sıkışmış olan hükümet uluslararası desteğe sahip olduğunu göstermek için elbette kırk takla atıp yalanlar pompalayacak.
Gerçekse tam tersi. Türkiye NATO’ya Kore Savaşı’nın paralı askeri olarak girdi. Ayakta kalmak için hep NATO’ya muhtaçtı. NATO’yu hiçbir zaman belirlemedi. Silah ve savunma avantajlarındansa dışlanarak faydalandı. Bugün durum değişmedi. Türkiye hâlâ ikinci sınıf bir üye, NATO’ya mecbur, NATO’dan çıkamaz.
NATO içindeki ve dışındaki emperyalistlerin artan çatışması Türkiye’nin bağımlılığını derinleştiriyor. Türkiye’yi birbiriyle anlaşamayan tüm efendilere ayrı ayrı daha fazla hizmet etmeye mecbur bırakıyor. Zirveyi devlet açısından önemli kılan nokta burası. Devletin sözcüleri, Türkiye’yi pazarlayacak teklifleri zaten önceden yapmışlardı.
Söyleyecekleri belli: “NATO’nun yaşaması için daha fazla askeri yük çekelim. Silahlanmamız kolaylaşsın. ABD ve Batılı ortaklarının bölgedeki çıkarlarının bekçiliğini yapalım. Fakat karşılığında da enerji ve tedarik hatlarının getirilerinden bize de pay verilsin, ezeli Misak-ı Milli hayallerimiz asgari de olsa tatmin edilip Kürdistan parçalarında belirleyici güç olalım. Abraham Anlaşmalarının parçası olup İsrail’in bekçiliğini yapalım. Gerekirse İran’ın üstüne bile yürüyelim.”
Bu tekliflerde hayrımıza olan hiçbir şey yok. İstedikleri savaş ekonomisidir. Madencilerden, ücretli öğretmenlerden gasp ettiklerini silahlanmaya yatırmaktır. Ücretli emek sömürüsünü derinleştirmek, çocuk işçiliğinin yaygınlaştırmaktır. Sıklaşan bölgesel savaşlardır. Hastane, okul yapmaya para ayırmayanların füze sistemi satın almasıdır. Stratejik maden üretimini arttırmak adına nehirlerin, zeytinliklerin kurutulmasıdır. Şekilsel eylem ve ifade özgürlüğünün toptan budanmasıdır. İşsizler ordusunun Ukrayna’dan Filistin’e cepheye sürülmesidir. Gazze’den Amed’e ezilen ulusların zincirlerinin sıkılaştırılmasıdır.
Ne kadar sıkışsa da NATO kendi başına çözülüp dağılmayacak, saldırganlığı azalmayacak. Emperyalistlerin ittifakı yıkmadıkça yıkılmayacak. Ona karşı mücadele bugün temel görevimiz.
NATO’ya karşı mücadele onun kirli işlerinin maşası olmaya gönüllü Türk tekelci burjuvazisi ve onun devletine karşı mücadeleyi büyütmekle başlar. Asıl düşman kendi yurdumuzda! Ordusuyla, mahkemeleriyle, kendi kurallarına dahi uymayan hükümetiyle, TÜSİAD’ından MÜSİAD’ına kadar kan emici burjuvazinin bütün kanatlarıyla karşımızda duruyor.
Yönetemiyorlar, saldırganlaşıyorlar. Ayakta kalmak için emperyalist efendilerden destek dilendikleri çok açık.
Biz de aynı açıklıkla ters istikamette yürüyelim.
Onlar milli güvenlik adına grevleri, direnişleri yasaklıyorlar. Biz emekçilerin eylemli seferberliğini örelim.
Onlar bu topraklar açık cezaevi olarak kalsın istiyor. Biz hak ve özgürlük savaşını büyütelim.
Onlar emperyalistlerin koçbaşı olmak istiyor. Biz bölge işçi ve emekçilerine kardeşlik elini uzatalım.
Onlar Filistin’in üstünü örtmek, Kürdistan’ı boğmak istiyor. Biz ezilen ulusların kendi kaderini tayin hakkını savunalım.
Onlar savaşa hazırlanıyor. Biz sınıf savaşını büyütelim.
NATO’nun ve NATO’cuların kolunu kanadını kırmanın yolunun bu çürümüş düzeni yıkmaktan geçtiğini bilerek hareket edelim!
Emekçi ve Ezilenlerin Düşmanı NATO’ya Hayır!
Asıl Düşman Kendi Yurdunda!
Emperyalistleri Savaşan İşçiler Söküp Atacak

Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!