Poyraz Soysal
Yanık duduk nağmelerini taşıyor şimdi rüzgar. Hiçbir dilin anlatamayacağı acıları işliyor nağmeler içimize. Çöl yollarında parçalanmış minicik çocuk ayaklarını, ağlıyor diye çocuğunu boğmak zorunda kalan ananın taşlara işleyen acısını, kendilerini uçurumlara atan genç kadınların çalınan geleceğini, nefesleri yola yetmeyen ve toprağında ölmek isteyen yaşlıların son nefesini… “Yüzleş bunlarla” diyor. “Yüzleş ki dursun kan. Görmüyor musun? Yüzleşmedikçe çürüyorsun ve 100 yıl sonra benzer acıları yaşıyorsun…”
Evet, yüzleşememek bizi çürütüyor ve pul pul döküyor insanlığımızı. Çünkü içimize ve toprağımıza ekilen nefret tohumu. Dün Ermeni’nin bağrına dayanan hançer bir başka gün Rum’a, sonra Yahudi’ye, Kürde, göçmene dayanıyor. Kısacası iyileşmemize, emeğimizin ve özgürlüğümüzün kavgasını vermemize engel oluyor. Bizi insanlığımıza yabancılaştırıyor. Düşmanı yanlış yerde aramamıza neden oluyor. Dün Ermeni mallarına çökerek sermayesini oluşturan tekelci burjuvazi, bugün bizleri iş cinayetlerinde katlediyor. Dün Ermenileri evinden edenler, bugün emekçilerin evlerine çöküyor. Soykırımın en büyük nedenlerinden birisi sermaye oluşturmaktı. Bugün o sermayenin bekası için nefreti körüklüyor, emekçileri birbirine düşürüyor.
Tarihi kurcalamak bize ne kazandırır?
Olayı basit bir çatışmaya indirgeyenler, Ermeni’leri suçlayanlar, yarım ağızla kabul edenler türlü bahaneler öne sürüyor. Bu bahanelerin başında da “Tarihsel yaraları deşmeyelim” zırvası geliyor. Bir futbol karşılaşmasından söz ediyorlar sanki. Oysa milyonlarca insanın etkilendiği, Hitler’e esin kaynağı olan bir katliam. Bunu irdelemezsek neyi irdeleyeceğiz? Ayrıca yaşanıp bitmiş bir süreç de değil. Bugün Ermenilere ve diğer kesimlere yönelik sistematik nefret saldırılarıyla devam ediyor. 100 yılı aşkın süredir, çeşitli biçimlerde devam ediyor. Gelin birkaç örnek verelim. 1915’in kayıp çocuklarıyla, Dersim’in kayıp çocuklarının sürecinde sadece tarihler ve kişiler değişmiştir. 1915 ve öncesinde yaşanan katliamlar, benzer yöntemlerle devam etmiştir. Sadece isimler değişmiştir. Ermenilerin yerini Kürtler, Kürtlerin yerini göçmenler almıştır. Dün Ermeniler göç yollarında hayatını kaybedenlerin başucunda ağıt yakıyordu, bugün Suriye’den buraya göçmek zorunda kalan insanlar. Yani bugün deprem bölgesindeki yağma olaylarına şaşırıyor, çocuklar için kaygılanıyoruz ya, işte bu o zamanlardan bu güne gelen bir çürümenin sonucu. İçimizdeki ırkçıyı öldürmedikçe kötülük her gün sıradanlaşmaya devam edecek. Buna izin vermemeliyiz. Hayatımızı yanlış bir temel üzerinde şekillendirmişsek, o temeli düzeltmeliyiz. Hem biz unutsak, unutmayanlar var. Er Sevak Balıkçı’nın ne hikmetse bir 24 Nisan günü nefret cinayetine kurban gitmesinin başka bir açıklaması olabilir mi?
Bu süreçte sosyalistler neredeydi?
Birileri hâlâ duymaktan hoşlanmasa da bu topraklarda sosyalist mücadele Suphi’lerden önce başlamıştı. Bu gerçeklik Suphi’lerin değerini asla azaltmaz. Paramaz ve yoldaşları Marksist bir program çerçevesinde hareket ediyorlardı. Hatta 20. yüzyıldaki bazı sosyalist hareketlerin ilerisinde bile diyebiliriz. Osmanlı’nın Ermeni emekçiler kadar Türk ve diğer uluslardan emekçileri de ezdiğini, mücadelelerinin o emekçilerin kurtuluşu için de olduğunu yargılanırken bile haykırıyorlardı. Dönemin işçi hareketleri doğası gereği enternasyonalist bir nitelikteydi. KKE’nin (Yunanistan Komünist Partisi) ve TKP’nin kadrolarını oluşturan işçiler Selanik ve İstanbul ağırlıklıydı. TKP’nin sonradan Kemalizm’le uzlaşmacı bir politika izlemesi, sosyal şoven bir hatta girmesine ve bu durum Ermeni sorununun da gündeme alınmamasına neden oldu. Hikmet Kıvılcımlı “İttiyat, Kuvvet, Milliyet, Şark” kitabında bu konuya değiniyor. Bir de İbrahim Kaypakkaya bu konuya yoğunlaşanlardan. Bu istisnai örnekler dışında olumsuz bazı örnekler de var. Russel Mahkemesi’nde 1915’in incelenmesine Mehmet Ali Aybar’ın engel olduğuna dair bilgiler var bazı kaynaklarda. İçlerinde Ermeni emekçiler olmasına rağmen uzun süre bu konuyla yüzleşmemişti sosyalist hareket tam anlamıyla ama son yıllar özellikle bir sıçrama yaşandı. Bu da konunun daha çok gündemleşmesi ve tartışılması açısından çok kıymetli.
Yüzleşecek, Ararat’ın tepesinde hep birlikte emek ve sevda türküleri söyleyeceğiz.
İstedikleri kadar nefret tohumu ekmeye çalışsınlar, 100 binlerin Hrant’ı sahiplenmesi herkese “Umut İnsanda” dedirtti. Yani o kadar kolay değil. Yani insanlık ölmedi. Komşularının evlerini yağmalayanlar vardı ama, canı pahasına onları koruyanlar da vardı. Varlar, var olacaklar. Yok olmaya mahkum olan, çürümüş nefret politikaları. Nefret duvarlarını parçalayacağız ve her ulustan sınıf kardeşimizle ellerimizi birleştireceğiz. İşte o zaman duduklardan sevda nağmeleri dökülecek. Ararat’ın tepesinde hep birlikte emek ve sevda türküleri söyleyeceğiz.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!