Türkiye’deki Seçimler Göçmenleri Yakından İlgilendiriyor



Türkiye’nin, uluslararası teamüllere ve insan hakları standartlarına uyup 1951 BM Sözleşmesi’ne uyguladığı coğrafi kısıtlamayı kaldırarak Suriyelilere sığınmacı statüsü tanıması gerekir.


Prof. Dr. Ali Arayıcı / Paris

Son 21 yıldır iktidarda olan AKP, bugüne kadar oy kullanma yaşındaki tüm göçmenlerin katılımını sağlayacak eşitlikçi ve demokratik bir düzenleme getirmedi. T.C. Anayasası’nın 67. Maddesi’ne göre, göçmenler en temel anayasal hakları olan oy kullanma, seçme ve seçilme hakkına sahip. İnsanların en temel haklarını yerine getirilmemesi, onların siyasi iradesine saygı duyulmaması kabul edilemez. Bu insanlar bilinçli olarak siyasi arenadan uzaklaştırılmak isteniyor.

Resmi verilere göre, yurtdışında 6.5 milyondan fazla, yurt içinde ise büyük bir kesimi Suriye kökenli olmak üzere, 5.5 milyonun üzerinde göçmen ve sığınmacı bulunuyor. Yurtiçinde ve dışında 12 milyondan fazla göçmen bulunduran Türkiye’nin, göçmenlere yönelik demokratik bir göçmen politikası hâlâ mevcut değildir. Bu durum, seçimlere katılan siyasi partiler için de geçerlidir

Bu insanların, bulundukları yerde -ve kendi ülkelerinde- göçmenlikten kaynaklanan bin bir türlü sorunları var. Gelmiş geçmiş bütün siyasi iktidarlar, yurt içinde ve yurtdışındaki göçmenleri kendi öznel çıkarları doğrultusunda kullanmış ve sorunlarını temelden çözücü projeler üretmemiştir.

TOPLUMDAKİ KUTUPLAŞMA

AKP iktidarının uyguladığı yanlış politikalar sonucunda, ülkede oluşan kutuplaşma, Suriye’li sığınmacıların “uyumuna” yönelik sağlıklı tartışmaların önünde engel oluşturuyor.  Siyasi partilerin oy tabanlarındaki farklılıklar ülkedeki kültürel, etnik ve mezhepsel fay hatları ile örtüştüğü için sığınmacılarla  ilgili tartışmalar maalesef Türkiye’deki siyasi çekişmenin tam ortasında yer alıyor.

Ülkemizde farklı toplumsal kesimler, haklı olarak sığınmacı çokluğunun işgücü üzerindeki olumsuz etkisinden, sığınmacıların aldıkları sosyal yardımlardan ve suç/terör olaylarındaki artıştan şikayetçiler. Sığınmacılara karşı şiddet, olaylarla kısıtlı ve çok fazla dillendirilmemeye çalışılıyor.

AKP’nin Suriyelilere vatandaşlık verme vaadiyle ilgili sosyal medyadaki tepkiler endişe verici. Bu da, her an bir sorun yaşanması olasılığını gündeme getiriyor. Sığınmacıların beklentileri ve devletin kaynaklarıyla ülkedeki farklı kesimlerin beklentilerinin uzlaşması zor. Bu bir anlamda gerekli. “Uyum” politikaları, Türkiye’deki farklı kesimlerin, Suriye’lilerin burada bulunmalarından kaynaklanan endişelerini dikkate almalı ve iki taraf arasında diyaloğu geliştirmelidir.

Türkiye’nin, uluslararası teamüllere ve insan hakları standartlarına uyup 1951 BM Sözleşmesi’ne uyguladığı coğrafi kısıtlamayı kaldırarak Suriyelilere sığınmacı statüsü tanıması gerekir. Bu şu an için uzak bir olasılıktır. Uzun vadeli bir vatandaşlık hedefi belirlemek, Suriyelileri “uyuma” teşvik edici bir adımdır. Bunun herhangi bir toplumsal mutabakat sağlanmadan, koşullar net ve adil bir şekilde belirlenmeden yapılması riskleri de beraberinde getirir.

ETNİK ve MEZHEPSEL

Sığınmacıların büyük çoğunluğunun Sünni Arap olması meseleye etnik ve mezhepsel bir boyut katıyor. Türkiye’nin Suriyeliler açısından doğal bir yaşam ortamı olduğu yönünde Avrupa’daki ortak kanı ülkenin karmaşık toplumsal gerçekliğini gözardı ediyor. Gelenleri toplumsal açıdan sindirebilmek, tıpkı Avrupa’da olduğu gibi, yalnızca bir idari ve mali kapasite meselesi değil. Aynı zamanda kültürel ve siyasi değerler meselesi olarak ortaya çıkıyor.

Azınlıkların hassasiyetleri ortak bir zulüm hafızası, yakın zamanda gerçekleşen siyasi “ötekileştirme” ve Cumhurbaşkanı ile hükümete olan güvensizlik temelinde şekilleniyor. Aleviler, Kürtler, milliyetçiler, liberaller, laikler ve bazı Türk milliyetçileri; siyasi liderlerin sığınmacıları ulusal kimliği değiştirme, iktidarlarını sağlamlaştırma ve Türkiye’nin Ortadoğu’daki rolünü daha Arap, Sünni İslamcı ve hegemonyacı hale getirme aracı olarak kullanmasından endişe ediyor.

Sığınmacıların demografik bir tehdit, AKP’nin elinde adeta bir “piyon” ve koz olarak algılanmaları, onların gelecekleri hususunda tarafsız ve yapıcı tartışmaları engelliyor. Yeni barınma yerleri ve Suriyelilere vatandaşlık verilip verilmeyeceği gibi, sığınmacılarla ile ilgili siyasetine dair yaklaşımları şüpheleri arttırıyor. Temelsiz ve meşru endişeleri ayırt edebilmek için kapsayıcı ulusal bir diyaloğun kurulmasına ve devletin demokratik bir göçmen politikasına gereksinmesi var.

KATILIM DÜŞÜK OLACAK

14 Mayıs’ta yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Genel Seçimleri için yurtdışındaki göçmenler, 27 Nisan’da oy verme işlemine başladı. Bir önceki seçimlerde olduğu gibi, göçmenlerin önemli bir kesimi bu seçimlerde de seçme ve seçilme hakkını kullanamayacak. Oy kullanmanın düşük olmasını sadece insanların kayıtsızlığı ve duyarsızlığıyla sınırlamamak gerekir. Katılımın düşük olmasında, çeşitli faktörler önemli rol oynuyor.

Bunlardan biri, yurtdışındaki seçmenlerin oy kullanması için sandık sayısının yetersiz oluşudur. Bu durum, birçok ülkede seçmenleri zor durumda bırakıyor. Avrupa’da birçok ülkede, seçmenlerin yaşadıkları yerlerde yeteri kadar seçim sandığı yok. Yüz binlerce insan oy kullanmak için yüzlerce kilometre uzaktaki kentlere gitmek zorundadır. Bu durum, oy kullanmaya karşı ilgisizliği artırıyor. Bu durum karşısında, siyasi iktidarın sessizliği ve duyarsızlığı kabul edilemez.

 Oy kullanma döneminde işverenlerin çıkardıkları güçlükler, umursamazlık, ciddiye almama, siyasete karşı duyarsızlık gibi etkenler de önemlidir. Başka bir önemli konu da, 12 Eylül 1980 askeri faşist yönetiminin ardından yurtdışına çıkmak zorunda kalan, vatandaşlıktan atılan, bulundukları ülkelerin vatandaşı olan on binlerce göçmenin T.C. pasaportu ve kimliği olmadığından dolayı, en temel insan haklarından biri olan oy kullanma hakkını kullanamıyor olmasıdır.

GÖÇMEN POLİTİKASI

Bugün, yurtdışı ve yurt içindeki sığınmacı ve göçmenlerin genel sorunlarıyla kimlerin, hangi bakanlıkların ilgilendiğini üst düzey yöneticileri dahi doğru-dürüst bilmekten yoksundur. Siyasi iktidarın uyguladığı yanlış dış politikalar sonucunda, Türkiye’ye sığınan yaklaşık 4 milyon Suriyeli sığınmacının durumu karşısında hükümetin içine düştüğü aczi ve çaresizliği herkes biliyor.

Sorunun çözümü konusunda, İçişleri Bakanlığı, Göçler İdaresi ve devletin bazı kurumları farklı sesler çıkarmaya başladı. Bu insanlara karşı “…atalım, kovalım” gibi ırkçı yaklaşımlar ve faşizan saldırılar arttı. Bir an önce farklı seslerin önüne geçilmesi ve sorunun tek elden yönetilmesi gerekir. Devletin, yurtdışı ve yurt içindeki göçmenlere ve çocuklarının sorunlarına yönelik belirgin bir devlet politikasının olmaması gerçekten üzücü bir durumdur.

Sorunların temelden çözümünde, demokratik bir göçmen politikasının olması çok önemlidir. Devlet göçmen emekçi ve çocuklarının sorunlarına çözüm bulmak istiyorsa her şeyden önce yalancı, aldatıcı, çıkarcı, sömürücü ve onları bir “meta” olarak görme anlayışından gerçekten kurtulması gerekir. Göçmenlerin bulundukları yerde -ya da kendi ülkelerinde- karşılaştıkları genel sorunlarının temelden çözümünde demokratik bir göçmen politikasının önemi her geçen gün daha da artıyor.

GÖÇMENLERİN GÖRÜŞÜ

Siyasi iktidarlar, yurtdışında ve yurt içindeki vatandaşların sorunlarının çözümünde, onlara yönelik çalışmalarında ve politikalarında göçmen emekçilerin kurdukları sosyal, kültürel ve eğitsel yönlü derneklerden yararlanma bilincinde olduklarını bilmeli. Göçmenlerle ilgili kararları almadan önce, göçmenlerin kurdukları derneklere danışmalı ve görüşlerini öncelikle dikkate almalı. Bunlar dikkate alınmadan alınan kararlar ve üretilen projeler gerçekçi değildir.

Devlet yetkilileri, göçmen emekçileri ve çocuklarının sorunlarına yönelik ürettikleri politikaları, göçmenlere ve onların kurdukları sivil toplum örgütlerine danışmadan almamalı. Nedenine gelince, siyasi iktidarın yetkilileri, yurtdışının öznel koşullarını kendileri yeterince iyi bilmediğinden dolayı bizzat bu koşullar içinde yaşayan ve kendi sorunları temelinde etkinlik gösteren kişiler ve onların kurdukları örgütsel yapıları ciddiye almalıdır.

Bu insanlara danışılmadan ve kurdukları örgütsel yapıların görüşlerini almadan, göçmenler hakkında karar vermek, proje üretmek, söz ve karar sahibi olma haklarını kendilerinde bulmamalıdır. Devlet, göçmenleri yakından ilgilendiren konularda ve proje çalışmalarında; sorunu bizzat yaşayan ve acısını çekenlerle, onların örgütsel yapılarıyla dayanışma ve yakın işbirliği içinde olmalıdır.

GÖÇMENLER ve ‘UYUM’ BAKANLIĞI

Yurtdışında 6.5 milyondan fazla göçmen işçi bulunduran, yurt içinde ise büyük bir kesimi Suriye kökenli olmak üzere 5.5 milyon yabancı işçi ve sığınmacı barındıran Türkiye’de sorunun çözümü konusunda, AKP iktidarı tam bir acizlik ve çaresizlik içinde. İçişleri Bakanlığı, Göçler İdaresi ve devletin bazı kurumları farklı sesler çıkarmaya başladı. Bu bağlamda, iç ve dış göçlerle ilgilenen bir “Göçmenler ve ‘Uyum’ Bakanlığı”nın olmaması bile başlı başına bir sorundur.

Avrupa’nın pek çok ülkesinde, iç ve dış göçlerle doğrudan ilgilenen böyle “uyum” ve göçmen  bakanlıkları mevcuttur. Bu durum karşısında, yurt içi ve yurtdışındaki göçmenlerin ve sığınmacıların sorunlarını takip eden, kesin çözüm yolu bulan, yakından-doğrudan ilgilenen ve çeşitli projeler üreten bir “Göçmenler ve ‘Uyum’ Bakanlığı”nın kurulması artık bir zorunluluk haline geldi. Türkiye’de bu konu güncelliğini koruyan en önemli sorunlar arasında bulunuyor.