Sağlıkçıya hakarette sınır yok!



Sağlık Bakanı Koca, bir kez daha hekimlere hakaret etti.


Çiçek Özgen

Sağlıkta dönüşüm politikalarıyla hız kazanan özelleştirme saldırısı, güvencesizleştirme ve performans dayatmaları, bu en temel toplumsal ihtiyaç alanında büyük çaplı bir yıkım olarak karşımıza çıktı. “Kamu” hastanelerine yeterli kaynak ve personel aktarmayan devlet, bu yolla onları fiilen işleyemez hale getirerek, özel hastanelere alan açmış oldu.

Hastanelerde yaşanan randevu alma sorunu, muayene sürelerinin çok kısıtlı olması, tedavi sürecini yürütmek için yeterli sağlık çalışanı ve malzemenin olmaması, birçok testin artık bu hastanelerde yapılmaması, hastanelerin “şehir hastanesi” adı altında uzak-erişilmesi zor alanlara taşınması ve kapasitelerine uygun ekipman ve çalışanlardan yoksun bırakılmaları, yaşanan yönetimsel krizler vb. faktörler de eklenince sağlık hizmeti, sağlık enkazına dönüştü.

Hem yaşanan bu süreçler hem de ekonomik kriz altında ezilen öfkeli kitleler için, bir günah keçisi aranıyordu, o da bulundu: Sağlık çalışanları… İşlemeyen sağlık sisteminin sorumlusu sağlıkçılar ilan edilip hedefe çakıldı. Tıpkı özelleşmiş, niteliksiz, içi boşaltılmış eğitim sisteminin sorumlularının öretmenler ilan edilmesi gibi…

Bilinçli, programlı bir süreç yürütüldü. Sağlık çalışanları önce itibarsızlaştırıldı, sonrasında da, kitlelerin kendini tatmin edebileceği, sınıf öfkesini yönlendirebilecekleri ve devletin koruma kalkanı sağladığı bir “güç” gösterme alanına dönüştürüldü. Sonrasında her gün sağlık çalışanlarına yapılan saldırı haberlerini duymaya başladık, hatta bu saldırılarda hayatını kaybeden sağlık emekçileri, hekimler oldu.

Zaten emeklerinin karşılığını alamayan, ağır çalışma koşulları altında çalışan sağlıkçılar, bir de yaşam mücadelesi vermeye başladılar. Ve bu aslında onlar için belli bir dönemin de başlangıcı oldu. İnsanca bir yaşam ve mesleklerini onuruyla, insanca koşullar altında sürdürme isteği…

Bu da çareyi yurt dışında aramalarına neden oldu. Ve inanılmaz bir hızda yurt dışına sağlıkçı göçü yaşandı, yaşanıyor. Nitelikli, yetişmiş, tecrübeli sağlıkçılar bir bir kaybedildi. Bir yandan da devletin planlı saldırısı devam etti, ülkenin Cumhurbaşkanı bile parmak sallayarak “giderlerse gitsinler” dedi. Şimdi birçok hastanede, belirli branşlarda yetkinleşmiş hekim bulunamıyor. Bu gidişle yakın bir süreçte ameliyat olabileceğimiz cerrahları, doğru teşhisi koyabilen hekimleri, doğru tedavi sürecini yürüten ve destekleyen diğer sağlık çalışanlarını da bulamayacağız. Varolan kamu hastaneleri böylece işlevsiz bir hale gelmiş olacak.

Hâl böyleyken, her şeyin sorumlusu olan devlet elbette manipülasyonlarına devam ederek kendi yolunu açıyor. Yaşanan ve kendilerinin neden olduğu tüm tıkanmaları gözardı ederek halkın önüne bir kez daha sağlık çalışanlarını atıyor. Bakan çıkıp insanca yaşayamayan, insanca koşullarda çalışamayan ve tek çare olarak yurt dışını gören bu insanların tek derdinin “para “olduğunu ima ediyor. Üstelik bayağı bir tarzda yapıyor bunu. Özel hastane sahibi Bakan Koca, elini para işareti yaparak, “bizden kaynaklı değil” diyor. Alışık oldukları, belden aşağı vurmaya çalışan, sinsice, mide bulandırıcı bir ifadeyle saldırılarını sürdürüyor. Kendi meslektaşlarına bu hakareti yöneltirken ne meslek onurunu düşünüyor ne utanıp arlanıyor. Pişkince gülümseyebiliyor!

Dini imanı para olanların utanmayacakları aşikâr. Ancak kanımızı emen bu paragözlerden kurtulmadıkça, bize yıkımdan başka bir şey vermeyecekleri, geleceğimizi, sağlık hakkımızı aynı pişkinlikle talan etmeye devam edecekleri de kesin.