Fransız çiftçilerden ülke genelinde eylem



Fransa 24-25 Ocak günlerinde çiftçi eylemlerine sahne oldu. Kimileri ürünleri ve traktörleriyle otoyolları trafiğe kapattı, valiliklerin önüne gübre döktü, kimi yerlerde döktükleri ürün ve gübreyi ateşe verdiler.


Nuray Sarıyelek

Fransız çiftçiler 24-25 Ocak tarihinde ülke genelinde eylem yaptılar. Kimileri ürünleri ve traktörleriyle otoyolları trafiğe kapattı, valiliklerin önüne gübre döktü, kimi yerlerde döktükleri ürün ve gübreyi ateşe verdiler. Devlet yetkililerine 24 saat süre veren çiftçiler, geceyi otoban üzerinde geçirdiler.

Bu süre boyunca yetkililerce ciddiye alınıp taleplerine cevap verilmemesi halinde eylemlerine devam edeceklerini ve Paris’e doğru yol alacaklarını deklare ettiler.

Güçlü tarım sanayisi ile bilinen Fransa yıllardır uyguladığı neoliberal politikalar sonucu küçük üretici ve çiftçileri yok olma noktasına getirdi. Avrupa Birliği’nden alınan tarım sübvansiyonunu büyük tarım sanayicilere sunarken küçük çiftçileri vergilendirdi. Yeni “biyolojik tarım politikası” gerekçesiyle büyük sanayicilere büyük çiftçilere büyük miktarlarlarda tarım teşvik fonu sundu. Küçükler ise normlarla, vergilerle bürokratik engellerle kuşatıldı, hareket edemez hale getirildi.

Fransa’da 1950’lerde 2,5 milyon olan üretici çiftçilerin sayısı günümüzde 500 bine düşmüş durumda. Küçük üreticiler 680 euro aylıkla yaşamlarını yürütme mücadelesi veriyor. 50 inek sahibi bir süt üreticisi çiftçi” Ben litresini 50 santime satıyorum sütü. Bana maliyeti de 50 santim… Ne yapayım siz söyleyin” serzenişiyle direnişte.

Şimdilerde üretici köylü büyükler karşısında her geçen gün zayıf düştü nihayet günlük yaşamını sürdüremez bir duruma geldi. Bu nedenledir ki, Fransa’da köylü intiharları her geçen gün artıyor. Son verilere göre, iki günde bir köylü, intiharla sonlandırıyor yaşamını.

Oysa çiftçiler severek yaptıkları ise karşılık insanca yaşayabilecekleri koşulların oluşmasını istiyorlar. Çiftçiler ölmek değil yaşamak istiyorlar. Bunun için eylemdeler.

Ne istiyorlar?

  • Küçük üreticiler üzerine her geçen gün bindirilen vergi yükünün kaldırılması,
  • Çiftçilerin kâbusu haline gelen “norm” kontrolleri mâkul bir sınıra çekilmeli,
  • Bürokratik yükler hafifletilmeli: “Emeklerimizin büyük çoğunluğu hiçbir karşılığı olmayan bürokratik islemlerin takibine gidiyor.”
  • Tarım araçlarında kullandıkları benzin yıl sonu vergilerinden düşülmeli,
  • Kendilerine dayatılan normların Avrupa genelinde uygulanması -Fransa’da norm uygulayıp İtalya, İspanya vd. Avrupa ülkelerinde norm uygulanmamasına son verilmesi,
  • İnsanca yaşayabilecekleri bir emekliliğin garantilenmesi,
  • Enflasyonun düşürülmesi…

Fransız çiftçileri, neoliberal politikaların en sıkı uygulandığı ve bu politikaların neden olduğu canlarına tak eden bir noktadalar. “Artık ölmek istemiyoruz”, “İnsanca yaşamak istiyoruz”, “Biz ölürsek siz de ölürsünüz”, “Rüzgar eken fırtına biçer”, “Direnişteyiz” vb. sloganlarıyla sorunlarını haykırıyor bir yandan da hem tüketiciye hem devlete mesaj veriyorlar.

Tüketiciye, ‘Bize sahip çıkın; tarım tekellerinin ürünleri yerine bizimkileri alın, biz ölürsek siz de ölürsünüz’ derken devlete ise, ‘bunca yıldır üstümüze yıktığınız yükle yeter artık, ölmek istemiyoruz ya bizi görün ya da kavgaya hazırız’ diyorlar.

Öncülük yoksunluğu

Çiftçiler duvara dayandıkları bir noktadan çıkış yapmıyorlar. Kararlı militan ve organize hareket ediyorlar. Ancak görüşmeleri tarım alanında örgütlü olan en büyük sendikanın FNSEA (büyük agrosanayi çiftlik sahiplerinin oluşturduğu bir sendika) yetkililerinin yapıyor olması pazarlık masasında bu gücü kendi çıkarları için baskı aracı olarak kullanacaklarını düşündürüyor.

Büyük çiftlik sahipleri sübvansiyonlardan faydalanan kesimlerden oluşuyor. Ve bu sendika kendisine üye olmayan çiftçilere yaşam hakkı tanımıyor. Büyük ve zengin bir patron sendikası olduğu için de hareketin başını çekiyor. Küçük sendikaların ise maalesef çok söz hakları olmuyor. Çiftçi hareketi içinde, sadece tarımsal sanayinin ihtiyaçlarını karşılamayı değil kaliteli gıda üretmeyi amaçlayan, bunun devlet eliyle güçlendirilip altyapısının oluşturulmasını savunan çiftçi örgütleri de var. Bunlar ilerleyen günlerde öne çıkabilirler ama şimdilik öncülük FNSEA ve JA’da.

Burjuvazinin hesaplaşma arenası

Hükümet güvenlik güçlerinin çiftçilere -genel olarak kırsal kesim de yaşayan protestoculara- yine “yumuşak ve anlayışlı” olacaklarını söylüyor. İçişleri Bakanı G. Darmanin ise “Devlet binalarına saldırılmadıkça, ve kişilere saldırı olmadıkça” çiftçi eylemlerine müdahale edilmeyeceğini açıkladı.

Başbakan G. Attale da hamisi (Macron) gibi, “bizzat göstericilerin karşısına çıkıp gösteri yaptığı yerde onlarla görüşeceği” açıkladı.

Bir taraftan çiftçiler (büyük-küçük patron) talepleri için mücadele ederken, milyarderler hükümeti de cevap oluşturmaya çalıştırıyor. Milyarderler aynı zamanda bu “fırsatı” birbirlerini boğazlamak için de kullanıyorlar.

Macron sonrası post kavgasında olan G. Darmanin ve G. Attale birbirlerini zor durumda bırakmak için âdeta yarışıyor. Başbakan (Attale) İçişleri Bakanı (Darmanin) sert tedbirler alarak çiftçi direnişine zor kullanmaya iterken, İçişleri Bakanı “Devlet binalarına saldırılmadıkça demokratik direniş hakkını kullanan çiftçilere müdahale edilmeyecektir” açıklaması yapıyor.

Tarım işçilerinin tarihsel olarak merkezi hükümete karşı hareketleri, ya Katolik-Kralcılar ya da sağ muhafazakarlar tarafından yönlendirilmiştir. Bugün de farklı bir şey görmüyoruz.