Mevcut iktidar blokunun Filistin’de yaşanan soykırım karşısındaki ikiyüzlü tutumu teşhir oldukça ayıplarını oradan buradan yaptıkları açıklamalar, kendilerini de yalanlayan beyanlarla örtmeye çalışıyor. Filistin İçin Bin Genç’in iktidarın bu ikiyüzlü politikasını teşhir eden ısrarlı tutumu son olarak Taksim İstiklal Caddesi’ndeki şiddetli polis saldırısıyla sindirilmeye çalışıldı. Polis gençlere özel bir husumetle saldırdı, türbanlarını indirdi, kendisi bir işkence biçimi olan ters kelepçe takılma sürecini özel bir işkenceye dönüştürdü, yerlerde tekmeledi, yumrukları. Bu şekilde gözaltına alınan 43 genç daha sonra serbest bırakılırken sosyal medyada “#İsrailleTicareteDurDe” etiketiyle binlerce paylaşım yapıldı.
Olayı sanki bir gösteri varmış, polis müdahale etmemiş, ama dağıldığı sırada bir grup marjinal provokatör haddini aşınca müdahale etmiş şeklinde anlatarak çarpıtan İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’dan geldi ilk açıklama. Polisin gençlere yönelik işkenceci tutumunun kamuoyunda yarattığı büyük tepkinin de basıncıyla Bakan o açıklamasında, iki polisin açığa alındığını, mülkiye müfettişi görevlendirildiğini belirtmişti.
Bugün de İstanbul Valisi Davut Gül bir açıklama yaparak, “Kent genelinde son 6 ayda Filistin’e destek, İsrail’i kınamak için çok sayıda etkinliğe izin verildiğini hatırlatarak, “Farklı şer odaklarının ittifakıyla oluşturulan marjinal grupların ‘iyi niyetli’ vatandaşlarımızı kullanarak, devletimizin ve milletimizin fedakarlıklarını yok sayıp, beşinci kol faaliyetleri yaptığının farkındayız” ifadelerini kullandı.
Bu cephede bunlar yaşanırken Anadolu Ajansı sabahtan beri Türkiye’nin aslında Filistinlilere yardım etmek için o gemileri kaldırdığını, bunu yapabilmek için İsrail limanlarına yanaşmasının zorunlu olduğunu işlemeye başladı. İktidarın ikiyüzlü politikalarının teşhir olmasının yarattığı bu savunmacı yaklaşım bunu teşhir edenleri bir kez daha “İsrail ajanları”, “İran ajanları, “beşinci kol” olarak nitelendirecek içerikler üretti.
Türkiye’nin ikiyüzlü politikasını başından beri teşhir eden, büyük bir emekle açık kaynaklardan derlediği belgelerle bunu kanıtlayan gazeteci Metin Cihan iktidarın basın üzerinden yürüttüğü manipülasyon kampanyasına da belgelerle yanıt verdi.
Türkiye’nin Filistin’i tanıyan bir ülke olarak oraya gidecek gemileri İsrail limanlarına yanaştırmak zorunda olmadığını, Filistin ile İsrail ticaretlerinin farklı kodlarla yapıldığını, bu kodların faturalara işlendiğini, devlet işletmesi Eti Maden’in ihraç ettiği borun doğrudan İsrailli bir şirkete fatura edildiğini ve başka boyutları vurgulayan Metin Cihan’ın açıklaması şöyle:
İsrail ile ticareti aklamak için bu noktaya geldiler. Görmüşsünüzdür, Anadolu Ajansı’na haber yaptırmışlar. Kayıtlarda ticaretimiz İsrail ile ama aslında Filistin’e gönderiyoruz diyorlar. Yalan ve dezenformasyon dolu. Anlatayım.
Biz Filistin’i tanıyan bir devlet olduğumuz için Ticaret Bakanlığı ve TÜİK kayıtlarında İsrail ile Filistin ticaretleri ayrı ayrı tutuluyor ve resmi olarak yayınlanıyor. Evet, Filistin’e malzeme taşıyan gemiler de mecburen İsrail’e yanaşıyor ama alıcıya bağlı olarak ticareti hangi ülke ile yaptığımız net.
Bu ülkelerin gümrük ticaret kodları da ayrı. İsrail’in 624, Filistin’in ise 625. İstediğiniz resmi kaynakta bu bilgileri sorgulayabilirsiniz. Bu anlattığım şeyler zaten bilinir ama ben her zamanki gibi resmi ve açık belgelerle herkes için netleştireyim.
İlk görselde TÜİK istatistikleri var. Filistin ve İsrail ithalat-ihracat rakamlarını görüyorsunuz. Aradaki devasa farkı da görüyorsunuz. Linkini de vereyim doğrudan TÜİK sayfasında görün: https://rapory.tuik.gov.tr/08-04-2024-13:25:33-189816113819685437401834610937.html…
İsrail limanlarına gönderdiğimiz gemilerin Filistin ile ticaret için orada olanları %2 ile %4 arasında değişiyor. Geri kalanı (%96 ile %98 arası) İsrail. Bunu Ticaret Bakanlığı açıklıyor.
İkinci görselde bu sorgulamayı nasıl yapabileceğinizi video ile anlattım. Şimdi müsaadenizle sözü Ulaştırma Bakanımıza bırakayım: “Filistin’e gidecek her türlü mal İsrail’in kontrolü ile gidebiliyor. Ancak bu savaş ortamında Filistin’e giden mal miktarının az olduğunu söyleyebiliriz.”https://kemalozturk.com.tr/blog/turkiyeden-israile-gunde-8-gemi-gidiyor-30-dusus-var/…
Bu samimi bir açıklamaydı. Zaten Filistinliler açlıkla boğuşurken, bizim İsrail’e gönderdiğimiz 1400 geminin onlara malzeme taşıdığına kim inanırdı?
İkinci görselde Eti Maden’in İsrailli ICL Group şirketine yolladığı Bor hammaddesine dair meşhur konşimento (taşıma belgesi) var. Gönderici belli, alıcı belli. Eğer Filistin’e gidiyor olsaydı, liman yine Hayfa olsa bile alıcı Filistinli bir firma olacaktı. Malzemeyi alan İsrailli firma onu bizden alıp Filistinlilere satıyor mu, bilemeyiz. Biz İsrail’e satıyoruz, gerisi bizi bağlamıyor. Ama bu firma İsrail ordusuna da üretim yapan, İsrail askerine maddi, manevi ve fiziksel desteğini web sitesinde gururla duyuran bir firma. Yönetiminde emekli İsrail ordusu tuğgenerali ve İsrail Savunma Bakanlığı mensubu var. Takdir sizin.
Bir de özel sektöre ait konşimento ekliyorum (üçüncü görsel). Gönderici Sönmez çimento, alıcı yine İsrailli bir firma. Sektördeki insanlar bu tartışmayı eminim komik buluyorlar. Her şey o kadar net çünkü. İktidarın bu kirli ticareti aklamak için düştüğü hâlleri de görüyorlar. Bildiğiniz ve gördüğünüz gibi ben her şeyi belgeli sunuyorum. Hem de resmi ve açık kaynaklardan. Aksini savunanların bir belge gösterdiğine tanık oldunuz mu? Üstelik bütün devlet olanakları onların elinde. Bütün bunlardan bağımsız acı bir gerçek daha var. İsrail ile ticaretimizde kimyasal hammadde, çelik, çimento, dikenli tel, silah aksamı gibi ürünler olduğunu biliyorsunuz. Bunları aslında Filistinlilere gönderdiğimizi söylemek utanmazca ve vicdansızca değil mi? Açlıkla baş etmeye çalışan Filistinliler ne yapacak bu malzemeleri? Örneğin bu katliam süresince gönderdiğimiz çimento miktarı resmi kayıtlara göre 600 bin ton’dan fazla. Evleri bombalanan, yerlerinden yurtlarından edilen Filistinliler ne yapacak bu çimentoyu?
Başa dönelim. Bu kirli ticareti aklamak için artık Filistin’i tanımayan bir ülkeymişiz gibi bahaneler üretmeye başladılar. Bunu akıl edenlerin, bu talimatı Anadolu Ajansı’na, bazı gazetecilere ve trollere verenlerin, bu talimatı uygulayanların insani değerlerini ve ruh hallerini anlamakta zorlanıyorum.
Onları bunu yapmaya mecbur bırakan hangi menfaat ise, bir an önce kurtulmalarını diliyorum.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!