Nuray Sarıyelek
İşçi sınıfı ve emekçilerin zorlu kavgasıyla sosyalleştirilen devlet kurumları son yıllarda “kriz var, tasarruf yapmak zorundayız” gerekçesiyle resmen yok olmakla karşı karşıya bırakılıyor. Sosyal hizmetlere bütçe ayrılmayarak yıkımı sağlanırken bu alanlarda özel sektöre altyapı oluşturuluyor.
Macron bir konuşmasında, “Eski olanı yıkmadan yeni sistemi uygulayamayız” demişti. Aynen de uyguluyorlar. 2000’lerin başından beri hedeflenen bu yıkım 2010 sonrası özellikle 2017 Macron hükümetiyle daha da hız kazandı Devlet okullarına yatırım yapılmayarak, resmen yıkımı sağlanıyor.
Yüzde yüz devletin kontrolünde olan üniversiteler özerkleştirilecek. Birçok sosyal ve kültürel bölüm kapatılacak. Yani Üniversiteler bilimsel araştırma merkezleri olmaktan çıkarılıp burjuva devletinin ve kimi kapitalistlerin ihtiyacına cevap veren kadro yetiştirme merkezlerine dönüşecek.
Yine Avrupa’nın en iyi sağlık hizmetlerinden birine sahip Fransa son yıllarda hızlı bir çöküşle karşı karşıya. Sosyal sigorta ödemeleri düşürülüp özel sigortaların (mutuel) payı arttırılıyor. Böylece özel sigortaların sağlık sektörü üzerindeki hakkı ve kâr etme alanları genişliyor. Sağlık hizmeti anlayışı kârlı bir pazar anlatısına dönüşüyor.
“Daha çok çalıştırıp daha az ödeyeceğiz”
Başbakan Gabriel Attal yeni dönem başkanlık konuşmasında, “Devlet bütçesini daha faydalı ve daha tasarruflu kullanacağız” demişti. Bu, geçmiş tarihlerde edinilmiş tüm sosyal hakları bir bir sileceğiz anlamına geliyor.
İşsizlik hakkı (chomage), en asgari süre ve en asgari ödemeye çekilmek üzere yeni bir “reform” öngörülüyor. Yoksulluk sınırında yaşayanlara yapılan yardımlar (RSA) haftada 15 ila 20 saat çalışmaya koşullandı.
- Emeklilik yaşı yükseltildi, daha da yükseltilmesi öngörülüyor.
- Kira yardımlarının (HLM) ortadan kaldırılması hedefleniyor.
- “Seçmeli göç yasası” ile göçmenlerin birçok hakkı gasp edildi.
Devlet bir yandan kriz edebiyatıyla sosyal haklara savaş açarken diğer yandan vergileri arttırıyor. Zaten çok yüksek olan vergi ödemelerine durmadan yenileri ekleniyor. Yine çiçeği burnunda yeni Başbakan Gabriel Attal çökmekte olan sağlık sektörünü iyileştirmek, kadro sayısını arttırmak vb. için yeni bir sağlık vergilendirmesi öngördüğünü açıkladı. Ayrıca randevularına gitmeyerek sağlık sektörüne büyük zarar veren “sorumsuz” hastalar, gelmedikleri her randevu için 5 euro ceza ödeyecekler!

İşçi ve emekçiye sefalet koşulları
Fransa devleti işçi ve emekçilere, “bütçe yok tasarruf yapacağız” deyip emeklilik yaşını uzatıyor, işsizlik hakkı, yoksulluk yardımı vb. ne kısıtlama getiriyor ama diğer taraftan savunma sistemine yani savaşa 413 milyar bütçe ayırıyor.
“Para yok” diyerek eğitim ve sağlıkta tasarruf yapmayı dayatıyor diğer taraftan olimpiyat oyunlarına uygun hale getirmek için 10 milyarı da geçeceği söylenen bütçeyi biz emekçilerin ödediği vergilerden karşılıyor.
Nerden baksan işçi emekçi ve doğaya düşmanlığıyla her geçen gün daha da belirgin hale gelen kapitalist sistem karşıtlarını çoğaltarak ilerliyor. Bu nedenle Fransa’nın Paris kentinde yapılacak olan olimpiyat oyunları, spor oyunlarından çok iki sınıfın çatışmasına sahne olacağa benziyor.
Sınıf hoşnutsuzluğunun uğultuları bize bunu söylüyor.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!