Pazar, 28 Haziran 2026

Kapitalist Sistem Yeni Sömürü Modellerini Savaşla İnşa Edecek



Dünyadaki mevcut durum derin çalkantılarla sürüyor. Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısından bu yana Avrupa’da savaş sürerken İsrail’in Filistinlilere yönelik soykırım saldırıları Ortadoğu’da olduğu kadar dünya çapında da kritik sonuçlar yaratarak devam ediyor


Çiğdem Devran

Emperyalist kapitalist sistem, neoliberal birikim modelinin kapsamlı iflasıyla birlikte yeni sömürü modelleri arayışında. Raydan çıkmış düzenini yerine oturtmanın belirginleşen biçimi, savaş ve daha baskın hale gelen zor yöntemleri oluyor. Bu gerçek, her gün yeni gelişmelerle belirgin bir ivme kazanıyor.

Bu anlamda yapılan son NATO Zirvesi’ni diğer zirvelerden ayıran karakterist bir fark vardı: Alınan kararlarla dünyayı yeni bir eksene, savaş bloklarının görevlerinin net belirlendiği bir rotaya sokmak ve emperyalist kamplarda safları betonlaştırmak. Bu zirveyle Türkiye’nin de içinde bulunduğu pek çok ülkenin kısa vadeli çıkarları için şu ya da bu emperyalist kampla el sıkışabilen pragmatist politikalarına izin verilmeyecek bir dönemin kapısı da aralanmış oldu.  

NATO Zirvesi’nde odak konu, Rusya’nın Ukrayna’ya açtığı savaşa karşı neler yapılacağıydı. Kiev’e gelecek yıl, F-16 savaş uçaklarıyla 5 adet hava savunma sistemini de kapsayacak şekilde 40 milyar euroluk askeri yardım sunulması kararlaştırıldı. Rusya artık “en büyük ve en yakın tehdit” sayılırken, Çin de onun “önemli bir destekçisi” şeklinde tanımlandı. Zirveye resmen davet edilmeyen Ukrayna’nın NATO yolu için ise “Geri döndürülemez” ifadesi kullanıldı.

Asya-Pasifik’te ortaklıkların güçlendirilmesinin önemine işaret edildi. “Bu, Rusya, Çin, İran ve Kuzey Kore arasındaki yakınlaşmayla mücadele etmek için önemli.” denilerek, NATO dışındaki emperyalist kapitalist ülkeleri daha sıkı çevrelemeyi hedefe koydu.

Başını Rusya ve Çin’in çektiği diğer emperyalist blok ise yaptığı askeri tatbikatlarla karşıt gövde gösterisini sürdürürken, Şanghay İşbirliği Örgütü’nü genişletme ve savaş örgütü olarak güçlendirme atakları yapıyor. Geçtiğimiz günlerde Çin askerlerinin Belarus askerleriyle birlikte Polonya sınırında kırmızı bayraklarla yaptığı ortak askeri tatbikat bunlardan sadece birisi. Askeri tatbikat Belarus’un 4 Temmuz’da Şanghay İşbirliği Örgütü’ne (ŞİÖ) resmen katılmasının ardından geldi.

Her şey emperyalist blokların istediği gibi de gitmiyor

Fakat savaş baltalarının karşılıklı bilendiği konjontürde her şey emperyalistlerin, onların silah tekellerinin istediği gibi de gitmiyor. Dengeler masada çizildiği gibi oturtulamıyor. ABD başta olmak üzere NATO ülkelerinin fiilen hakimiyet kurduğu Atlantik ve Ortadoğu‘da dahi işler istedikleri kıvamda ilerlemiyor.

İsrail’in saldırganlığı karşısında fiilen bölgeselleşen savaşta, ABD başta olmak üzere açık destek veren emperyalist ülkeler, Gazze Şeridi’nde zafer elde etmek bir yana, İsrail’in askeri yenilmezlik mitinin, karizmasının her geçen gün daha fazla çizilmesini yaşıyorlar. Sadece Gazze Şeridi’nde savaş değil aynı zamanda Lübnan’da ikinci bir cephede fiilen süren bir savaş var. Emperyalist ülkeler için gerçek anlamda madara olma hali… Zira savaşın diğer ucu Kızıldeniz’de sürüyor.

Frenler

ABD’nin uçak gemilerini devreye sokmak suretiyle İsrail’e ikinci ve üçüncü savaş cephelerinin açılmasını önleme stratejisi istedikleri ölçüde caydırıcı rol oynayamadı. İsrail’in sık sık Lübnan’ı da vurması karşısında, Hizbullah’ın İsrail’i kuzeyde felç eden 1050 civarında operasyon gerçekleştirdiği söyleniyor.


Irak’ta Şii milis güçleri Amerikan üslerine saldırılarını sürdürüyor. “Baldırı çıplaklar” denilerek küçümsenen, Sanaa’yı kontrol eden Husiler’in Amerikan ve İngiliz donanması karşısında vurkaç eylemlerinde başarılı olabileceği mümkün görülmediğinden İran hedef tahtasına konuluyor. Husilerin Gazze’de ateşkesin sağlanması ve insani yardıma izin verilmesi talebiyle Kızıldeniz’de İsrail bağlantılı gemileri hedef almaya devam ederek buradaki gemilere rota değiştirttiği bir gerçek. Amerikan-İngiliz donanmalarından gelen saldırılara da meydan okuyorlar. Amerikan-İngiliz ikilisinin stratejik başarısızlığı denebilecek bir direniş söz konusu.

Bunu ABD Merkez Kuvvetleri Komutanlığı‘nın (Centkom) iki numaralı ismi Koramiral Brad Cooper şu ifadelerle itiraf etmek zorunda kaldı: “Amerikan donanması için İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en büyük muharebe.

Husiler yaptıkları eylemleri “Hegemonyayı kırma ve kibirli güçleri yola getirme savaşı” olarak tanımlıyor. Husilerin yaptıkları bir başka eylem ise sessizlik ile geçiştirilen İsrail’in o ünlü güvenlik duvarını bir kez daha delerek İsrail’i vurması.

Bu yüzden İsrail Başbakanı Netanyahu, parlamento binası çevresindeki protestolar sürerken ABD Kongresi önünde yaptığı konuşmada “Kazanacağız” diye naralar atarken muhtemelen savaş makinası bir ülke olarak eskisi kadar arkasında duran emperyalist ülkeleri dahi ikna edemedi.

Netanyahu, salonun dışında yoğun gösteriler sürerken ABD Kongresi’nde alkışlar eşliğinde “Amerika ve İsrail birlikte durmalı” demişti. İsrail’in askeri konuşlanmasına ve Hamas’a atıfta bulunarak “Biz kazanırız, onlar kaybeder“, “Biz kazanacağız” diye kendince güvence verdi.

Kongre salonunun dışındaki gösterilerin yanı sıra, ABD’nin yaklaşık 6 milyon işçiyi temsil eden en büyük 7 sendikası, ABD Başkanı Joe Biden’dan işgal devleti İsrail’e yapılan tüm askeri yardımı derhal durdurmasını talep eden açık bir mektup kaleme aldı. Filistin’de süren soykırımın baş sorumlularından siyonist rejimin başbakanı Benyamin Netanyahu ABD’de Kongre üyeleri tarafından suç ortaklığının ispatı niteliğinde bir coşkuyla karşılanırken ABD’de Filistin lehine düzenlenen en büyük destek eylemi niteliğindeki çağrı, Uçuş Görevlileri Derneği (AFA), Amerikan Posta İşçileri Sendikası (APWU), Uluslararası Boyacılar Sendikası (IUPAT), Ulusal Eğitim Derneği (NEA), Hizmet Çalışanları Uluslararası Sendikası (SEIU), Birleşik Otomobil İşçileri (UAW) ve Birleşik Elektrik İşçileri (UE) tarafından imzalandı.

Savaşa ve faşizme karşı örülmesi gereken cephe

Onlar kendi cephelerini betonlaştırırken, savaşa ve faşizme karşı dünya işçi sınıfı, emekçileri ve halkları kendi birleşik cephesini oluşturduğunda emperyalist kapitalist bloklar geriletilebilir. Savaş tamtamlarının ritmi yavaşlayabilir, susturulabilir. “Yapılacak ilk iş, birleşik bir cephe kurmak, her fabrikada, her bölgede, her semtte, her ülkede, bütün dünyada işçilerin eylem birliğini kurmak” der Dimitrov.

1936’lar faşizm ve savaşa karşı kurulan cephe örgütlenmelerinin, eylem birliklerinin zengin deneyimleriyle dolu. 1936’lardaki Halk Cephesi, eylem birlikleri pratiklerinin olumlu olumsuz zengin deneyimlerinin üzerinden elbette çok sular aktı. Bunun üzerine kendiliğinden başlayan direnişlere ve demokrasi mücadelesine aktif-organik olarak katılıp, güncel talepleri savunmasıyla var olan, fakat IMF politikalarına teslim olmasıyla da yerle yeksan olan Syriza deneyimini gördük. Lideri Pablo Iglesias’ın  “Biz umudun oylarını kazandık” dediği Podemos’un deneyimlerini yaşadık. İspanya’nın ekonomik krizden politik krize, oradan da sistem krizine sürüklendiği özgün süreçte Podemos umut olmuştu. Her deneyim kendi sürecinin ruh halini, kırılganlıklarını ve kopuşlarını sadece kendi coğrafyasına yaymadı. Sınırları ortadan kaldırarak dünya sınıf mücadelesi tarihine yazıldı.

Bugün; faşizmi ve savaşı istemeyen milyonlarca insan buna fren olabilecek her alternatifi sahipleniyor. 1936’da faşizmi durduran cephe ile  isim benzerliği olarak Fransa’da yeniden kurulan ve burun farkıyla faşist hareketi geçen Halk Cephesi’ni kitlelerin ruh halini kavramak açısından önemli bir deneyim olarak görmek farklıdır. Fakat NATO’ya, savaş politikaları ve bütçesine karşı bir şey demeden, ilerde yaratacağı hayal kırıklıkları ve kırılmaları pas geçmeden eleştirel bir kayıt koymaksızın “Avrupa ülkelerinde yükselen aşırı sağa karşı mücadelede örnek teşkil etmesi” olarak göstermek… İşte bu, halktan koparak, neoliberal yıkım politikalarıyla faşist hareketlerin yükselişinden de sorumlu olan burjuva partilerin günahlarını hafifletmek demektir.

Bu anlamda kapitalist sistem yeni sömürü modellerini savaşla kurmak, sistemini bütünsel krizinden bu yolla kurtarmak isterken karşısında kurulacak faşizme ve savaşa karşı cepheler, atacak taşı olan herkesi kapsamalı, fakat kendi burjuvalarının yeni sömürü modellerini de hedefleyen bir perspektiften örülmelidir. Evet bugün “Yapılacak ilk iş, birleşik bir cephe kurmak”, “Her fabrikada, her bölgede, her semtte, her ülkede, bütün dünyada işçilerin eylem birliğini kurmak”tır.

Lenin’in 1915’lerde yazdığı ve II. Enternasyonal partilerinin savaş karşısındaki ihanetlerini de eleştiren kitabında söyledikleri ise günümüzde de geçerliliğini koruyor.

Yığınların barıştan yana duyguları, çoğu zaman, bir protestonun başlangıcını, savaşın gerici niteliğine karşı kızgınlığı ve yığınların bu niteliğin bilincine vardıklarını ifade eder. Bu duygudan yararlanmak, sosyal-demokratların görevidir. Bu anlamdaki her harekete, her gösteriye bütün güçleriyle katılacaklar” der Lenin. Alıntının devamında şunu ekler:

“…ama devrimci bir harekete geçilmeden, toprak ilhakları olmadan, uluslara tahakküm edilmeksizin, yağmasız, şimdiki hükümetler ile egemen sınıflar arasında yeni yeni savaşların tohumları atılmaksızın barışın mümkün olabileceğini söyleyecek, halkı kandırmayacaktır. Halkın bu şekilde aldatılması hasım hükümetlerin gizli politikalarına hizmet etmek ve bunların karşı-devrimci planlarını kolaylaştırmak demektir. Sürekli ve demokratik barış isteyen herkes, hükümetler ile burjuvaziye karşı, bir iç savaştan yana olmak zorundadır.“ (Lenin-Sosyalizm ve Savaş)