ABD’nin TikTok Yasağı: Emperyalist Rekabetin Dijital Yüzü



TikTok yasağı şüphesiz ki sadece bir uygulamanın geleceği değil; aynı zamanda çağımızda emperyalist rekabet alanlarının nasıl yeniden şekillendiğine dair ipuçları sunuyor. Bu savaş tank ve top yerine veri ve yazılım üzerinden ilerliyor


Selçuk Ulu

TikTok’un ABD’de yasaklanması, yüzeyde “çocukların göz sağlığı” ya da “ulusal güvenlik” gibi argümanlarla temellendirilse de bu gelişme aslında çok daha köklü ve stratejik bir gerçekliğe işaret ediyor: Emperyalist rekabetin dijital alanda kızışması! Bu yasak, hem ABD için teknolojik liderliğin elden kayması korkularını hem de dijital ekosistemdeki jeopolitik mücadelelerin yeni bir safhasını gözler önüne seriyor.

Amerikan hegemonyası, internetin ilk yıllarından bu yana teknolojik yenilikler ve dijital altyapı üzerine inşa edilmişti. Google, Facebook ve Amazon gibi Amerikan sermaye tekelleri, hem ekonomik hem de kültürel alanlarda baskın bir konum elde etti. Bu dönemde internet, ütopik bir özgürlük ve demokrasi aracı olarak sunuluyor, ABD ise bu açık pazarın lideri olarak gösteriliyordu. Ancak çok kutuplu emperyalist bir dünyanın şekillenmesi ve dijital alanın bu rekabete sahne olmasıyla birlikte manzara değişti.

Özellikle Çin, Huawei’den TikTok’a uzanan teknoloji devleriyle ABD’nin dijital tahtını sarsmaya başladı. TikTok Amerikan dijital ekosisteminde bir çatlak yaratarak bu hegemonyanın sınırlarını zorladı. 170 milyondan fazla ABD’li kullanıcıya sahip olan TikTok, özellikle genç kuşaklar arasında kültürel bir fenomen haline geldi ve Amerikan şirketlerinin pazar payını tehdit etti. Bu durum emperyalist rekabetin dijital yüzünü belirgin bir şekilde ortaya koyuyor.

TikTok’un yasaklanmasında öne sürülen “ulusal güvenlik” gerekçesi, şirketin Çin ile bağlarından kaynaklanan casusluk ve veri toplama iddialarına dayanıyor. Ancak bu iddiaların ötesinde ABD’nin asıl endişesi, dijital alanda ortaya çıkan bu çift kutupluluğun daha da derinleşme olasılığıdır. TikTok’un Çin’den Amerikan şirketlerine satışı üzerindeki yoğun baskı, yasak kararının ekonomik ve ticari boyutunu açıkça gösteriyor.

Amerikan teknoloji patronlarının bu rekabetteki rolleri de dikkat çekiyor. Elon Musk ve Mark Zuckerberg gibi figürler, sadece teknolojik inovasyonun değil aynı zamanda dijital alanı şekillendiren küresel stratejilerin önemli aktörleri olarak öne çıkıyor. Musk, uydu internet ağı Starlink’le yeni bir iletişim altyapısı yaratırken, Zuckerberg ise Meta ile hem sosyal medyada hem de Metaverse’de Amerikan etkisini genç kuşaklara yaymaya çalışıyor. Ancak TikTok gibi rakipler, bu şirketlerin ve ABD’nin dijital güç projeksiyonuna ciddi bir meydan okuma getiriyor.

Bu gelişmeler, ABD’nin internet ve teknoloji alanındaki neoliberalizmin serbest piyasa doktrinini çöpe attığına işaret ediyor. Bir zamanlar “özgür interneti” savunan ABD şimdi kendi dijital sınırlarını kurmaya ve yabancı şirketlere karşı korumacı politikalara hız vermeye başladı. TikTok’un yasaklanması bu değişimin sembolü haline geldi.

Trump’ın yeniden başkan olmasıyla bu korumacı politikaların çok daha sert bir biçimde uygulanması kaçınılmaz hale gelecek. Trump ilk başkanlık döneminde başlattığı Çin karşıtı ticaret savaşını dijital alanda yoğunlaştıracak. Bu kapsamda TikTok gibi uygulamalara yönelik baskıların artması ve Çin merkezli teknoloji şirketlerine tamamen kapalı bir pazar oluşturma çabası hızlanacak.

Trump göreve başlamadan birkaç gün önce NBC’ye verdiği mülakatta TikTok’a 90 günlük uzatma süresi vermeyi düşündüğünü açıkladı. Bu uzatma karşılığında Çin teknoloji tekeli ByteDance’in TikTok’un ABD operasyonlarını Çin dışında bir alıcıya -siz onu ABD menşeli bir tekele satması diye okuyun- devretmesi talep edilecek. Ancak henüz bağlayıcı bir anlaşma yapılmadı ve bu tartışma daha çok su götürür.

Trump yönetimi, TikTok’a yönelik kararlarıyla ABD’nin dijital hegemonyasını restore etmeye çalışırken bu alandaki emperyalist rekabet daha keskin hale geliyor. Teknoloji transferi, veri egemenliği ve yapay zekâ alanlarında daha agresif politikalar kaçınılmaz olacak. Amerikan halkına “ulusal güvenlik” adı altında sunulan bu politikaların asıl hedefi Amerikan dijital tekellerini küre­sel rekabette daha avantajlı hale getirmektir.

TikTok yasağı şüphesiz ki sadece bir uygulamanın geleceği değil; aynı zamanda çağımızda emperyalist rekabet alanlarının nasıl yeniden şekillendiğine dair ipuçları sunuyor. Bu savaş tank ve top yerine veri ve yazılım üzerinden ilerliyor. ABD’nin TikTok’a yönelik sert politikaları, bu alanda tekellerin yanında emperyalist devletlerin egemen konumunu sağlama alma çabasını da gösteriyor.

Trump yönetiminin ikinci dönemi sadece TikTok değil, diğer Çin merkezli platformlar ve teknolojilere yönelik daha geniş bir yasaklama dalgasını tetikleme potansiyeline sahip. Bu durum mutlak egemenlik dürtüsüyle çok kutuplu bir internet yapısını engelleme ve Amerikan dijital tekellerini koruma hedefinin açık bir yansımasından başka bir şey değil!