Gassan Kanafani Filistin, Filistin Gassan Kanafani



9 Nisan 1936’da Akka’da doğan Gassan Kanafani, kısacık ömrüne bir halkın direnişini sığdırdı


Poyraz Soysal

Soykırımın gölgesinde büyüdü. Belki ondandır çelik gibi direnmesi zorluklara. Yaşamını olumsuz etkileyecek hastalığını bile etkisiz kılıp her koşulda kavgasını sürdürdü. Bilinci yıkımların, kıyımların ve ölümüne direnişin ikliminde şekillendi. Onun içindir ki çocuk generaller, toprağına hasret kalanlar, koca bir ömrü evine dönüş umuduyla geçirenler, kimliği değiştirilen çocuklar ve çocuklarının peşindeki anne babalar var. Kalemi bir halkın vahşet makinesine karşı umudu nasıl diri tuttuğunu anlatır.

İsrail siyonizminin katliamlarına çocuk yaşlarda tanık olur. Filistin halkının kaderi kanla çizilmiştir. Çocuk yaşlarda Dair Yassin Katliamı’na tanık olur Kanafani. Bu Kendisinin ve Filistin halkının hatta dünyanın tanık olacağı bir vahşet döngüsünün başlangıcıydı. Bugün hala emperyalizme ve siyonizme diz çökmeyen Filistin halkı, tarihin en vahşi soykırımlarından birisine maruz bırakılıyor. Bu vahşeti ve yalnız bırakılmayı şöyle bir özetliyor Kanafani: “Her şeyden koparılma hükmünü giydik; kendi yok oluşumuz dışında her şeyden…”

Bu döngüden Filistin halklarının direnişi ve dünya halklarının direnişiyle çıkılacağının bilincine varan Kanafani, bütün yaratıcılığını kavgaya sundu. Küçük yaşlardan itibaren Arapça üzerine çalışmalar yapmaya başladı. 1967’de oluşan Filistin Halk Kurtuluş Cephesi ile kesişti yolu. Adeta partili bir sanatçı olarak partiyi geliştirdi, partiyle gelişti. FHKC programını kaleme aldı. FHKC logosunu tasarladı. Mücadele araçlarının sınırsız olduğunu keşfetmesi, FHKC’yi dostun düşmanın gündemine taşıdı. FHKC yayın organında yaptığı çizimlerle emperyalist-siyonist vahşeti ve o vahşete karşı verilen onurlu kavgayı dünya halklarının gündemine soktu. Güçlü gerilla eylemleriyle dünyayı sarsan Cephe, artık güçlü sanat eserleriyle de Filistin halklarının varlığını dünyanın gözüne sokuyordu.

Bir gazetecinin “İsrail ile neden barışmıyorsunuz” sorusuna verdiği yanıt, aslında Filistin meselesinin bir özeti niteliğindeydi: “Bu kılıçlarla boyunların kavgası. Kılıçlarla boyunların barışı olur mu?”

Filistin halkının yaşadığı vahşetin her zerresi onun kaleminde yerini buldu. “Güneşteki Adamlar” kitabında insanların doğduğu topraklara özlemini, savaşın yozlaştırdığı ve herbirinden bir parça kopardığı insanlar, inatla dik duran insanlar ve göçün vahşet döngüsünü nasıl beslediğini anlatıyor. Altmış yıla yakın bir süre önce yazılmasına rağmen bugünü yansıtıyor. Bugün de kapalı kamyon kasalarında ve mezarlığa dönmüş denizlerde boğularak ölüyor insanlar göç yollarında.

“Filistin’in Çocukları” öykü kitabı da Filistin halkının savaşımını ve kamplardaki yaşama tutunma çabasını vurucu bir şekilde anlatır. “Mansur” öyküsünde bir çocuğun amcasının tüfeğini gizlice alıp sürekli direnişçilerin arasına katılma çabası anlatılır. Buna benzer öyküler kitapta birbirini tekrar etmeyen bir şekilde ustaca işlenmiş. Gençlerin savaşma azminin yaşlıları da etkilemesi, kuşaklar arası ilişkiler derinlemesine işlenmiş.

“Hediye” öyküsünde kamplarda yaşayanların hayatının nasıl çarpık bir şekilde anlaşıldığını vurgular, burjuva hümanizmini yerer. Kitabın en vurucu öykülerinden ikisi “Yamaç” ve “Hayfa’ya Dönüş”. “Yamaç” aslında bir çocuğun hayal gücünün nasıl değerlendirilebileceği konusunda ipucu veriyor. “Deli” diyerek o yaratıcılığı öldürmek de onun önemini kavrayıp değerlendirmek de önemli. “Hayfa’ya Dönüş” ise Filistin sorununun bir özeti niteliğinde aslında. Yıllar önce evlerinden göçe zorlanmış bir Filistinli aile evlerine gider. Onları karşılayan, Nazi toplama kamplarından kurtulan bir Yahudi kadındır. Kendi evlerinin kendilerine nasıl yabancı olduğunu kederle keşfeder Filistinli aile. Bu arada geride bırakmak zorunda kaldıkları oğullarının İsrail Ordusu’na katıldığını öğrenirler. Zulme uğrayan bir halkın, başka bir halkın uğradığı zulme tanık olması, Yahudi kadının İsrail’in insanları göçe zorladığında, Nazilerin kendisine yaptıklarını hatırlayıp tepki göstermesi, Filistinli ailenin hem evlerine duydukları özlemin hem de içine düştükleri yabancılaşma hissinin etkilerini ustaca dile getirmiş Kanafani.

Kanafani, kısacık ömrüne bir halkın direnişini sığdırdı. Hem de birçok yönüyle. FHKC’nin dünya çapında tanınması ve sempatiyle karşılanmasında gözü kara eylemlerin yanı sıra Kanafani’nin öncülük ettiği partili sanatın da büyük etkisi var. O nedenle siyonist barbarların hedefi oldu. Bir temmuz günü arabasının kontağını çevirdiğinde meydana gelen patlamayla ölümsüzleşti. 12 yaşındaki yeğeni de aynı kanlı eylemde katledildi. İsrail istihbaratı olayı üstlendi ve FHKC’nin Tel Aviv Havalimanı’nda gerçekleştirdiği eyleme misilleme olduğunu açıkladı. Bu bir bahaneydi. İsrail de diğer emperyalist-kapitalist ülkelerin hiçbir etiği olmayan savaş yöntemlerini benimsemiş ve geliştirmiştir. Bu saldırı da benzerleri gibi onun karakterini ortaya koyuyor. Kanafani genç yaşında ölümsüzleşti. İsrail tarihe gömülecek ama Kanafani o kontağı çevirdiği an ölümsüzleşti. Her sınıf kendi ölüsüne ağlar. Biz de Kanafani’nin güzel hatırasını Filistin harkıyla dayanışma mücadelemizde yaşatacağız.