Üretim süreçlerinde neoliberalizmin geçirdiği değişimle karakterize olan yeni emek rejimi, “güvencesizlik”, “geleceksizlik”, “atipik istihdam”, “bacasız fabrikalar”, “esneklik”le karakterize oluyor. İşçi sınıfı ve geniş emekçi yığınlara işsizlik ve derin yoksulluk olarak yansıyan bu tahribat en fazla örgütsüzlükten besleniyor.
Türkiye’de son bir senede 2,5 milyon kişi işsiz kaldı. Geniş tanımlı işsizlik yüzde 31’e ulaştı. Yani yaklaşık 15 yaşından büyük her üç kişiden biri işsiz. 2025’in ikinci çeyreğinde 15-24 yaş arası erkeklerde dar tanımlı işsizlik yüzde 11,6, geniş tanımlı işsizlik yüzde 34,5 olurken; genç kadınlarda dar tanımlı işsizlik yüzde 23,1, geniş tanımlı işsizlik ise yüzde 53,4 olarak kaydedildi. Her dört lisans mezundan biri ise istihdam dışında.
Usanmadan iş arayanlar, ‘biz size döneriz’e doyanlar, asgari ücrete haftalık 60 saat çalışmayı ‘beğenmeyenler’… İşsizlik oranının rekora koştuğu günlerde belki de en çok konuşulan gündemlerden biri iş aramak. Bir de üstüne yakın zamanda sonlanan üniversite tercih maratonu da eklenince henüz emek piyasasına girmeyenlerin geleceksizliğiyle fellik fellik iş arayanların çaresizliği birleşiyor.
Tam da bu zamanlarda, İstanbul’da ilçe beleyeleri ‘iş arayanlarla işçi arayanları’ bir fuar salonunda bir araya getiriyor. Bu ‘istihdam fuarlarının’ sonuncusu önceki gün Bakırköy Belediyesi’nin istihdam ofisi aracılığıyla Bakırköy Belediye binasında 10.00-16.00 saatleri arasında düzenlendi. Toplam 11 firmanın 40 pozisyon için işçi aradığı fuarda Nisa Sude Demirel, bulduğu her pozisyona başvuran kişilerle konuşup bunları Evrensel için yazıya döktü.
12 saatin ismi ‘tam’ çalışma
Bu 11 şirketin içinde Medicana’dan Tepe İSG’ye, Yves Rocher’den Simpaş’a çeşitli sektörlerden firmalar var. Fuarın öne çıkan isimlerinden biri ise güvencesizlik ve hak gaspının kitabını yazmış Özak Global Holding. Özak fuarda satış destek uzmanı, tatil danışmanı -her ikisi de çağrı merkezi işi-, İSG uzmanı gibi 7 pozisyon için işçi arıyor. Stantları gezmeye Yves Rocher’den başlıyoruz. Yves Rocher, fuarda satış danışmanı arıyor, ücret bilgisi paylaşan sayılı stantlardan. Haftada 6 gün, 8 saat çalışılıyor, bilgi veren yetkili “Bazen tam (10.00-22.00) de çalışabiliyor ama çok tercih etmemeye çalışıyoruz” diyor. Her geçen gün uzayan çalışma saatleri, haftada en fazla 45 saate izin veren iş kanununu rafa kaldırıyor, piyasanın ‘orman kanunları’ devreye giriyor. Mağazada oturulmuyor, ‘müşteri hazır bekleniyor’. Resmî tatil ve bayramlarda izin yok, hatta daha çok çalışılıyor. Bunların karşılığı da asgari ücret, yol, yemek, satış primi. Yani haftada yaklaşık 50-60 saat ayakta durmaya karşılık 22 bin lira.
Angaryanız işiniz olsun!
Bir sonraki durağımız AFK İnsan Kaynakları. AFK, fuarda ‘ekip üyesi’ arıyor. Meali jile elbise giyecek, fuarlarda stant başında duracak -çalışma saati olarak 8 saat belirtilse de uzayabileceğinin altı çiziliyor- kadınlar. Özgeçmişimize diğerlerinden farklı olarak geçmiş deneyimlerimizi ya da yeteneklerimizi değil, boy ve kilomuzu yazıyoruz. Günlük ücret 900 TL. Ne 20 ne de 24 gün üzerinden hesaplanan ücret, ayda bir asgari ücret ediyor. Plus Kitchen’a uğruyoruz, ‘hobiniz işiniz olsun’ öğütleriyle bulaşıkçı arayan şirketin standından başvurumuzu bırakıp uğurlanıyoruz.
Sonraki stant, meşhur Özak Holding’e ait. Satış destek uzmanlığı ve tatil danışmanlığı pozisyonları için konuşmaya başlıyoruz. Antalya’da 5 yıldızlı otel, İstanbul’da GYO yatırımları, kentsel dönüşüm projeleri… Pozisyonlar basitçe çağrı merkezi çalışanlığı. Şartlar, en az B1 seviye İngilizce, 6 gün çalışma, 8 saatlik vardiyalar anlatılıyor. Ancak anlatılanlar arasında ‘KVKK gereği’ ücret teklifi yok. Ücretinizi bilmediğiniz bir pozisyona başvuruyorsunuz.
Maaş beklentisini sormak ‘profesyonel’ değil
Stantların genelinde durum farklı değil. Beklentiler konuşuluyor elbette ancak tek taraflı. Stantların aldığı başvurularla eş zamanlı verilen CV hazırlama, mülakat vs. eğitiminde de ısrarla vurgulanıyor, “Maaş konusunu siz açmayın, işveren açsın, çünkü ‘profesyonel’ değil.” Ücretlerin genelinin yoksulluk sınırı altında kaldığı Türkiye’de, bir konferans salonunun içinde iş bulma yolları sıralanıyor: “CV’nizi Word’den hazırlamayın”, “Beyaz zemin üzerine büyük puntolu, siyah yazı kullanın”, “İnsan kaynakları gurme gibidir, yemeğiniz güzel gözüksün”, “İstanbul’da staj imkanlarının tümünü tüketin”, “Mülakatta enerjik ve istekli görünün”, “Mülakata giderken siyah, mavi, beyaz, gri, bordo giyinin. Çünkü siyah liderdir, beyaz düzenli, mavi güvenli, gri analitik”, “Kendinizi tanıyın, hedefinizi belirleyin, plan yapın, harekete geçin!”
Geçimini sağlamak için hayatında en az bir defa iş aramış her insanın en hafif tabirle şaşkınlıkla karşılayacağı bu önerilerin bırakalım ‘gerçek hayatı’, fuar alanının içinde dahi bir karşılığı yok. Büyük kısmı üniversite mezunu olan yüzlerce aday -saat 15.00 sularında fuardan ayrıldığımızda kayıt yaptıran kişi sayısı 320 civarındaydı- uzmanlık alanlarının dışındaki pek çok pozisyona başvuruyor.
Okul öncesi öğretmenliğinden fotokopiciliğe
Onlardan biri de 23 yaşındaki Esma. Esma, Kırklareli Üniversitesi’nde okul öncesi öğretmenliği okumuş. Bir senedir mezun, 6 aydır iş arıyor. Esma’yla başvurduğumuz pozisyonları konuşuyoruz, “Valla ayrım yapacak hâlim kalmadı, güya eğitim fakültesi mezunuyum, çağrı merkezleri dahil hepsine başvurdum” diyor. Esma’nın ailesinin bir kadın kuaförü var, geçimlerini öyle sağlıyorlar. Esma hep çalışarak okumuş, “Ailem yurt paramı ödüyordu. Okumak için yapmadığım iş kalmadı. Kafelerde karşılama hostesliği, kasiyerlik…”
Neden ‘kendi işini’ yapmadığını soruyoruz, anlatmaya başlıyor: “Okul öncesi öğretmenliği benim hayalimdi, bu yüzden meslek lisesinde çocuk gelişimi ve eğitimi okudum. Üniversiteyi kazanınca da çok sevindim. Ama iş mezun olmaya gelince hiç beklediğim gibi olmadı.” Esma, üniversitenin son senesinde staj yaparken bir yandan da iş aramaya başlıyor. Mezun olmaya yakın bir anaokulunda iş de buluyor. Ancak hayır, öğretmen olarak değil, fotokopici olarak: “İş görüşmesine gittim, anlattım işte ‘meslek lisesinde de çocuk gelişimi mezunuyum, üniversiteyi şöyle bitirdim, bu işi böyle seviyorum’ diye. Bana ne dediler biliyor musun? Öğretmen asistanlığı için asgari ücretin yarısını teklif ettiler, ‘ama eğer istersen fotokopiye biri lazım, istersen öğretmenliğe değil fotokopiye gel orada asgari ücret alırsın’ dediler. Şok oldum, kabul ettim tabi. Öğretmenlik için başvurduğum okulda fotokopici olarak işe başladım, asgari ücretle 6 ay çalıştım. Tabi bu sırada okulda forma da sattım, hasta öğretmenin yerine öğretmenlik de yaptım, getir götüre de baktım. Sonra da çıktım işten.”
Bu iş deneyiminden sonra Esma İstanbul’a, ailesinin yanına dönüyor. Bir süre daha sabırla okullara başvuruyor: “Birey’e başvurdum mesela, 13 bin lira teklif ediyorlar. 13 bin liraya çocuk yetiştireceğiz yani. Nereye başvursam yeni mezun olduğum için bu civarda fiyat teklif ediyorlar, bir de utanmadan ‘asgari ücretin yarısının biraz üstü’, ‘asgari ücretin biraz altı’ filan diyorlar.” Esma bir süre sonra pes ediyor, başka işler aramaya başlıyor. Duyduğu ücretlerden, çalışma koşullarından bıksa da zorunluluktan iş aramaya devam ediyor. Gratis’e başvurmuş yakın zamanda, gülerek anlatıyor: “Sabah saat 5’te açıyoruz dediler, 16.00’da da çıkıyorsun. Ücreti tam hatırlamıyorum da ya asgariydi ya biraz üstü. Zaten tüm gün ayaktasın. Yok artık dedim çıktım, sonra aradılar tekrar açmadım. Hep onlar mı bizi ‘ghostlayacak’?”
6 aylık iş arama süresinin ardından Esma, fuarda iş aramaya devam ediyor. Artık iş de ‘seçmiyor.’ Aile evine dönmek, bir de işsiz olmak üzerindeki stresi de artırıyor: “Valla boşa mı okudum ben diye soruyordum, sormayı da bıraktım. Mesela panodaki ilanlara bakıyorum içerde. Birinde brüt 33 bin 500 TL yazmışlar ücrete. Kurnazlığa bakar mısın? Asgari ücret civarında işte ama brütünü yazmış. Artı SGK da yazmışlar da o iş öyle olmuyor hepimiz biliyoruz. Ama mecbur başvuruyorsun. Aile evinde işsiz olmanın verdiği stresten zona çıktı sırtımda.”
Beklenti çok, ücret masada yok
Esma, onlarca kişiden yalnızca biri. Fuarda pek çok kişinin bu zamana dek iş bulamama sebebi CV’sini yanlış puntoyla hazırlamış olması değil elbette. Bir örnek de 35 yaşındaki Aslı. Aslı İstanbul Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği mezunu. Henüz hiç mezun olduğu bölümün sektöründe çalışmamış. Son işi site güvenliği, aldığı 35 bin TL ücreti ‘çok iyi’ olarak anlatıyor. Şimdi de İSG uzmanı ve güvenlik pozisyonlarına başvurmuş, “Hepsi erkek çalışan arıyor, yine de özgeçmiş bıraktım” diyor. Site güvenliğinden ayrılmasının sebebini soruyoruz: “Günde 12 saat çalışıyordum, gecesi yok gündüzü yok. Güya para alıyorsun ama ne zaman harcayacaksın ki? Hayatım kalmamıştı artık çalışıp durmaktan. Bir kararla ayrıldım ama şimdi de iki aydır iş arıyorum.” Aslı daha önce de Yenikapı’da düzenlenen istihdam fuarına da gitmiş, pek çok pozisyon için başvurmuş, ancak geri dönüş olmamış, bizi de uyarıyor: “İşi kim kaybetmiş de biz bulalım, çok ümit beslemeyin, ben size söyleyeyim.” Aslı, sürekli karşılaştığı çalışma koşullarından da yakınıyor: “Her pozisyona İngilizce istiyorlar, hepsi zaten 6 gün çalıştırıyor, deneyim istiyor, esneklik istiyor. Peki ücrete gelince? Yok, ‘KVKK gereği paylaşamıyoruz.’ Hepsinin vereceği de taş çatlasa 24, 25 bin lira.”
Aslı’nın yakınmasını duyan genç bir kadın, Burcu da sohbete dahil oluyor. Ön lisans anestezi okumuş, iki senelik mezun, aylardır iş arıyor. Medicana’ya başvuru yapmak için fuara gelmiş. Aslı’nın tepkisini paylaşıyor: “Bir sürü şart sayıyor iş için, karşılığı yok ama. Keşke paramedik filan okusaydım diyorum, gerçi onlar da işsiz. Nişantaşı’nda bir güzellik kliniğine başvurdum geçen gün. Haftada 6 gün, günde 10 saat, 24 bin TL teklif etti. Orada yapılacak tek operasyon benim senelik maaşım kadar. Aynı şeyleri duymaktan yoruldum artık. Ne benim işimin ne de başkasının işinin hiçbir saygınlığı yok gibi hissediyorum.”
Bütün fuar bu sohbetlerle dolu. Mülakata doğru renk kıyafet giyerek gitmesi öğütlenen, asgari ücrete çalışmaya mahkûm, diplomalı işsizlerin sohbetleriyle.
Fuarda konuşulan kişilerin ismi iş başvurusu süreçlerini etkilememek için değiştirilmiştir.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!