Eylül Gökçin
Gün geçmiyor ki kadınlar olarak yeni bir alamet-i farikaya uyanmayalım. Örneğin Diyanet Cuma hutbelerinde bizden bahsetmeden yapamıyor. Bir bakıyoruz etek boyumuzun ne kadar olması gerektiğinden bahsediyor, bir bakıyoruz “Karşılıklı rıza olmadan yüce rabbimizin miras ölçüsünü değiştirmek ilahi adalete aykırıdır. Dolayısıyla kişinin kız çocuklarını mirastan mahrum bırakması kız çocuklarının da Allah’ın takdir ettiği hakka razı olmaması kul hakkıdır” diyerek miras hakkımıza göz dikiyor. Kadınların görünmeyen emeğiyle oluşturulan o miraslardan, kadınların hakkı olanı alacak olmasına karşı çıkmak için de dinen meşru bir kılıf bulmakta gecikmiyor ve “kul hakkı” diyerek aba altından sopa gösteriyor.
Yine bir bakıyoruz katledilen Ceyda Yüksel’in davasında “bağımsız yargı” akıllara durgunluk veren bir karara imza atarak “cinsel ilişki talebini reddetmeyi” haksız tahrik indirimi sayıyor ve fail Serkan Dindar’ın cezasında indirim uyguluyor. Tepkiler çığ gibi büyüyünce de Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı devreye girerek karara itiraz ediyor.
Bir başka gün 13 yaşında kız çocuklarının evlendirilmesi gerektiğini söyleyen ve kadınların giyim kuşamları ile ilgili cinsiyetçi bir dil kullanan, görevi ayrım yapmaksızın tüm hastaları muayene etmek olan Doktor Hasan Hüseyin Uysal, muayeneye gelen genç bir kadın hastanın kıyafetini beğenmiyor. Genç kadına “Hasta seçiyorum. Teşhircileri muayene etmiyorum. Çıkın sizi muayene etmiyorum” deme cüretini gösterebiliyor. Ardından kamuoyunun tepkisi büyüyünce yine o bilindik gelişme yaşanıyor. Sağlık Bakanlığı devreye giriyor ve Hasan Hüseyin Uysal hakkında idari soruşturma başlatıldığı söyleniyor. Hemen ardından karma eğitime karşı olduğunu açıkça beyan eden Yusuf Tekin’in başında bulunduğu Milli Eğitim Bakanlığı, ülke genelinde sadece kız öğrencilerin alınacağı sekiz kız ortaokulun açıldığını kamuoyuyla paylaşıyor.
İktidarın son alamet-i farikası ise kadın istihdamını desteklemek ve çocuk bakımını kolaylaştırmak iddiasıyla kamuoyuna sunulan “Komşu Anne” projesi…
İktidarın “kadın istihdamını destekliyor” dediği bu projeyle kadınlar sosyal haklardan mahrum, düşük ücretli, güvencesiz ve ev içi emek rollerine hapsedilmiş bir emek sömürüsüyle karşı karşıya bırakılıyor. Kısacası “kadın istihdamı”, “kadınlara iş imkanı” denilerek kadınlar yine evlerin dört duvarı arasına hapsediliyor.
Asıl sorumluluğu ücretsiz kreşleri yaygınlaştırmak olan iktidar bu projeyle çocuk bakımını kamusal bir hak olmaktan çıkarıp bireylerin inisiyatiflerine bırakıyor. Bir yandan devletin bakım yükünü istihdam yaratma bahanesiyle kadınların sırtına yüklerken diğer yandan çocukları daha da korunmasız hale getirerek pedagojik nitelikten yoksun bakım ortamlarına yönlendiriyor. Çocukların yaşıtlarıyla birlikte sosyalleşme haklarını ellerinden alırken diğer yandan çocukların gelişme dönemlerinde alanında uzman pedagojik eğitimli bireyler tarafından desteklenme haklarını yok sayıyor. Bu projeyle çocuklar cemaatlerin ve tarikatların da istismarına açık hale getiriliyor.
Hepimiz biliyoruz zarların hileli olduğunu, bu söylem ve uygulamaların bir proje olmaktan çok iktidarın kendi ideolojisini topluma dayatmasının ve toplumu kendi ideolojisine göre tahkim etmesinin bir parçası olduğunu. Geriye bir tek yol kalıyor haklarımız, hayatlarımız ve emeğimiz için mücadele etmek…
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!