2026: Emperyalist Haydutluğun Zirvesi, “Dünyanın Kışı” ve Halkların Direniş Odağı



Dünya şu an her şeyi donduran ve kuralları yok eden “şiddetli bir ayazın” tam kalbinde yer alıyor. Ancak bu ayaz sadece bir yıkım habercisi değil aynı zamanda toprağın altında biriken öfkenin, doğru bir öncülükle buluştuğunda baharı getirecek olan o büyük patlamayı hazırlayan zorunlu ve sert bir evresidir


Alınteri Gazetesi’nin YouTube kanalında yayınlanan #DoğruMuBu programının 10. bölümünde moderatör Oya Açan, konuklar Selçuk Ulu ve Hasan Selim Açan ile birlikte 2026 yılının ilk günlerinden itibaren dünyayı sarsan gelişmeleri ve bu sürecin tarihsel arka planını analiz ettiler. Programda 2026’nın sadece bir takvim yılı değil kapitalizmin yapısal krizinin ve emperyalist paylaşım savaşlarının en çıplak ve vahşi haliyle sahneye çıktığı bir dönüm noktası olduğu vurgulandı.

Venezuela Operasyonu: Kuralsızlığın Yeni Normali

Programda 2026 yılının ABD’nin 3 Ocak’ta Venezuela’ya düzenlediği ve Devlet Başkanı Maduro ile eşini yatak odalarından kaçırdığı askeri operasyonla başladığı hatırlatıldı. Selim Açan bu durumu yerleşik tüm uluslararası kuralların, ahlaki sınırların ve hukuki bağlayıcılıkların çöktüğü bir “pervasızlık dönemi” olarak tanımladı. Bu saldırganlık sadece Trump’ın kişiliğiyle sınırlı olmayıp ekonomik gücünü yitiren ABD’nin askeri ve teknolojik üstünlüğüne dayanarak hegemonya tazeleme çabası olarak değerlendirildi. Selçuk Ulu ise Caracas’ta patlayan bombaların Gazze, Kızıldeniz ve Tayvan Boğazı gibi kritik bölgeleri de içine alan küresel bir zincirin parçası olduğunun altını çizdi.

Kuzey Kutbu’nda “Kutup İpek Yolu” Savaşı

2026 projeksiyonunda öne çıkan en stratejik başlıklardan biri Arktik (Kuzey Kutbu) bölgesi oldu. Selçuk Ulu, iklim krizi nedeniyle buzulların erimesinin, bölgeyi devasa enerji rezervleri ve yeni deniz ticaret yolları açısından bir “altın madeni” haline getirdiğini belirtti. ABD’nin Grönland ve Kanada üzerindeki emellerinin Çin’in “Kutup İpek Yolu” planını engellemeye yönelik olduğu ve gezegen ölçeğinde bir yeniden paylaşım kavgasının yaşandığı ifade edildi. Bu hamlelerin aynı zamanda Avrupa Birliği’ne (özellikle Grönland üzerinden Danimarka’ya) ve Latin Amerika’daki diğer ülkelere verilmiş net bir gözdağı olduğu savunuldu.

Ortadoğu ve Kürt Sorunu: “Ölümü Gösterip Sıtmaya Razı Etme

Bölgesel krizlerin odağında yer alan Halep ve Rojava’daki gelişmeler programın bir diğer önemli başlığıydı. Oya Açan, cihatçı çetelerin Halep’te Türk devleti eliyle Kürtlerin yoğun olduğu semtlere ve Rojava’ya yönelik saldırılar başlattığını, buna karşı Kürdistan’ın pek çok yerinde direniş ve protestoların yükseldiğini belirtti. Selim Açan, Türk devletinin Kürt siyasetine karşı “ölümü gösterip sıtmaya razı etme” politikası izlediğini ancak Halep’teki mahallelerde aylardır süren kuşatmaya rağmen gösterilen iradenin bu planları zorlaştırdığını ifade etti.

Tarihsel Kesit: Gramsci’nin “Fetret Devri

Programda mevcut durum, Gramsci’nin “eskinin ölemediği, yeninin ise henüz doğamadığı” bir “Fetret Devri” olarak nitelendirildi. 2008 krizinden bu yana neoliberal birikim modelinin duvara tosladığı ve artık hiçbir şeyin eskisi gibi olma imkanının kalmadığı bir kaos döneminden geçildiği vurgulandı. Bu kaotik süreçte “gücü yeten yetene” mantığının hakim olduğu, mafyatik yöntemlerin devlet politikası haline geldiği belirtildi.

Öznel Faktörün Önemi ve “Dünyanın Kışı”

Hasan Selim Açan, TİKB’nin (Türkiye İhtilalci Komünistler Birliği) 2025 yılı başında yaptığı dünya tahlilinde kullandığı “Dünyanın Kışı” başlığına atıfta bulunarak 2026’da bu kışın ayazının daha sert hissedileceğini söyledi. Ancak bu karanlık tablonun tek taraflı olmadığını, halkların ve emekçilerin de “yeter artık” diyerek isyan filizlerini büyüteceği bir dönem olacağını ekledi. Programın en kritik tespiti ise şuydu: Nesnel koşullar (savaşlar, yıkım, kriz) devrim için ne kadar olgunlaşmış olursa olsun örgütlü bir devrimci öncü (öznel faktör) devreye girmediği sürece bu krizler sadece daha koyu faşizmlere ve yıkıma yol açacaktır.

Sonuç olarak 2026 yılı, emperyalizmin kaynaklara doğrudan ve sert bir biçimde el koyduğu, safların netleştiği ve büyük bir nükleer savaş riskinin kapıda olduğu bir yıl olarak tasvir edildi. Çıkış yolu olarak sistem karşıtı tüm güçlerin cılız protestoların ötesine geçerek dünya ölçeğinde birleşik ve devrimci bir iradeyi acilen inşa etmeleri gerektiği vurgulandı.

Süreci bir doğa olayıyla somutlaştırmak gerekirse, dünya şu an programda ifade edildiği üzere, her şeyi donduran ve kuralları yok eden “şiddetli bir kış ayazının” tam kalbinde yer alıyor. Ancak bu ayaz sadece bir yıkım habercisi değil aynı zamanda toprağın altında biriken öfkenin, doğru bir öncülükle buluştuğunda baharı getirecek olan o büyük patlamayı hazırlayan zorunlu ve sert bir evresidir.