12 Mart Gazi Katliamı ve direnişi karşısında burjuva medyanın Gazi Direnişi karşısındaki tavrı “yalan salvosu” olarak tanımlanabilir. Gerek devlet gerek burjuva partiler gerek burjuva basın, Gazi Mahallesi’nde gerçekleşen faşist katliamı “provokasyon”, “tertip”, “dış mihraklar”, “kargaşa”, “karanlık güçler” diyerek karartmaya çalıştı
Kahvehanelerin tarandığı haberini altyazıyla geçen televizyonlar önce “Olay var” havası içinde Gazi Mahallesine üşüştüler. İlk görüntü ve yorumların sıcağı sıcağına ve olayın heyecanıyla yapılması, gelişmelerin “Burada iç savaş var” vb. tanımlarla yansıtılması, hiç de istemedikleri halde kitlelerde tutuşturucu bir etkide bulundu.
Ertesi gün bazı televizyon kanallarının Radyo Televizyon Yüksek Kurulu (RTÜK) tarafından uyarılmasıyla her şey tam da olması gereken biçime büründü. Yatıştırıcı konuşmalar, ölümlerin ardından “büyük gazeteler” tarafından ortaya atılan, “Bu tuzağa düşmeyeceğiz” manşetleri, Alevi liderleriyle yapılan uzun sohbetlerde onların ağzından alınan “hoşgörü” çağrıları…
“Yunan parmağı”, “dış mihraklar” edebiyatı ne güne duruyordu? Belki emekçi semtlerindekiler değil ama orta sınıflardan sıradan küçük insanı hâlâ ikna edebilirlerdi. Yalan salvosuna hız verildi. Bu arada Gazi şehitlerinin cenazeleri yapıldı. Bir kez daha şaşkınlığa düştüler. Yerinde infazlarla, kayıplarla, azgın işkencelerle iyice daraltılıp “tehlike” olmaktan çıkarıldığını düşündükleri komünist ve devrimci örgütlerin kitle üzerindeki etkinliği bir kez daha açığa çıktı. Üstelik bunlar orak-çekiçli bayraklarla, devrim ve sosyalizm sloganlarının yazılı olduğu “naftalinli” pankartlarla yürüyorlardı. Demek “boynuna taş bağlanıp denize atılmış demode fikirler” hâlâ canlı, capcanlıydı! Öfke ve şaşkınlık, eski dünyanın ve komünizme ideolojik saldırı biçimlerini yeniden hortlattı.
HÜRRİYET, 14 Mart 1995
Çiller’in açıklaması: Türkiye’nin yumuşak karnı Alevi-Sünni çekişmesinin kaşınmak istendiğini belirterek, “Provokasyonlarına oradan başlamak istediler. Her başarının arkasında bunu engellemek isteyenler vardır. Olay provokasyon olmasa bu kadar kısa sürede bu kadar insan nasıl toplanabilirdi” diye konuştu. (abç)
“Halk öfkesini sokağa döktü: Polis sanki suçlu gibi sindi. Halkın öfkesini yönlendiren kışkırtıcılara bile karşı koyamadı. Olayları büyümeden yatıştıracak başarıyı gösteremedi.
Sonunda olan oldu. Yönetimin açığını iyi değerlendiren kışkırtıcılar toplumumuzun en duyarlı olduğu yeri kaşıyıverdiler.
Bu vatanı kan gölüne döndürmek isteyen, insanları birbirine kırdırmak için çırpınanlar var.” (Tufan Türenç)
YENİ YÜZYIL, 14 Mart 1995
“Bülent Ecevit: Türkiye’yi dışardan bölemeyeceğini gören düşmanlarımız, içerden vuruşturmak suretiyle bölmeye çalışıyorlar. Emniyet güçleri hemen silaha sarılmamalı, devlet de halk da provokasyona gelmemeli.” (abç)
“Mesut Yılmaz: ANAP döneminde 8 yıl Türkiye’yi biz idare ettik. Bizim dönemimizde neden böyle olayların yaşanmadığını ve son 3,5 yılda bu olayların neden tırmandığını doğru teşhis etmek lazım. Aslında yaşananlar ekonomik sıkıntıların yarattığı durumlardır.”
“Necmettin Erbakan: Ülke evlatlarının kardeş oldukları şuuru içinde birbirimizle kucaklaşmak gerektiğini duyuyorum. 65 milyon birbirinin kardeşidir ve ayrım söz konusu değildi. Bu olay tamamen dış güçlerin bir provokasyonudur.” (abç)
“Cem Boyner: Türkiye’nin Avrupalı bir ülke olmasından korkan bu odaklar, bir iç kargaşa yaratarak buna engel olmak istiyorlar. Türkiye’nin Gümrük Birliği’ne girme olasılığının artması demokrasi düşmanı odakları tedirgin etmiştir.” (abç)
“13 Mart günü saat 16:00’dan itibaren Gaziosmanpaşa, Esenler ve Gazi Mahallesi’nde ‘sokağa çıkma yasağı’ ilan edildi. Olaylarda 5 bin asker ve 3 bin polis görev yaptı.
Dün akşam 18:00 sıralarında İsmetpaşa Caddesi üzerinde toplanan Aleviler, kendilerini ziyaret etmek isteyen DSP lideri Ecevit’e saldırdılar. Ecevit’in bindiği aracın camları kırıldı ve araç topluluğun arasından zorla uzaklaştırıldı.” (abç)
HÜRRİYET, 15 Mart 1995
“Teröristler halkın biriken öfkesini yakalayıp kullandılar.” (Tufan Türenç)
“Aman dikkat! Biliyoruz, bugün karşılaştığımız olaylar uzun yıllardan beri ekilen tohumların ürünüdür. Bu olaylar huzurumuzun ve laik cumhuriyetimizin iç düşmanları ile yurdumuzun dış düşmanlarının -bilerek veya bilmeyerek- yaptıkları işbirliğinin sonucudur.
Onları kışkırtmak amacıyla düzenlenen bu alçakça suikastleri, sabotajları kullanıp karışıklık çıkarmak isteyenler böyle ortamlarda çok faal olurlar.” (Oktay Ekşi)
MİLLİYET, 15 Mart 1995
Devlet Bakanı Necmettin Cevheri şöyle diyor: ‘Bir kaynak aynı anda iki fitili birden ateşliyor. Kahve tarayanların arkasındaki de karakol basanları yönlendiren de aynı kaynak. Ve kuvvetle muhtemel ki dış kaynak’.
SABAH, 15 Mart 1995
“…Eğer öfkeler gemlenemez ve her seferinde zembereği boşalmış bir vaziyette sokağa dökülürsek, provokatör her iki hedefini de vurmuş olur. Gazi Mahallesi’nde olduğu gibi.” (Hasan Cemal) (abç)
YENİ YÜZYIL, 15 Mart 1995
“Harb-İş Sendikası Yönetim Kurulu: Toplumsal gerilimleri artırmaya yönelik bu provokasyonları aşmak için daha fazla birlikte olmak zorundayız” (abç)
“Çukurova Gazeteciler Cemiyeti: Olaylardan medet umanlara gerekli ders verilecek. Kaynağı belli olan bazı mihraklarca çıkartılan kışkırtmalara vatandaşlarımızın itibar etmeyecekleri ve bundan medet umanlara gerekli dersi vereceklerine olan inancımız sonsuzdur.”
“Tarım-İş Sendikası Genel Başkanı Sabri Özdeş: Olaylar demokrasimizin gelişmesini engellemeye çalışan karanlık güçlerin en son tertiplerinden biridir.” (abç)
“Ecevit: (…) Halkı kışkırtanlar Alevilerle ilgilenmiyor. Öyle olsaydı Cemevi’ne giderken bizi ve sağlık ekiplerini engellemezlerdi. İlk saldırı ve tepkiler çok iyi incelenmelidir. Kahvehane ve pastaneyi tarayanlarla halkta uyanan tepkiyi istismar edenler aynı gruplardan olabilir. Bu da danışıklı dövüş olabilir.” (abç)
“Tuğgeneral Rıza Küçükoğlu ikinci kez Cemevi’ne geldiğinde ‘katil devlet’, ‘faşist devlet’ sloganları ile karşılaştı. Ve Cemevi’ne girdiğinde ilk sözü ‘Devletin sabrı bitti, dışardakileri üç beş tane kopuk yönlendiriyor’ oldu. Küçükoğlu dışarı çıktığında kalabalıktan bazı kişiler kulağına eğilerek ‘PKK’lılar size ateş edecekler’ deyince Cemevi’nden uzaklaştı.” (abç)
GÜN, 15 Mart 1995
“Demokrasi Platformu Gazi olaylarını ‘iç tahrik’ olarak niteledi.” (abç)
TÜRKİYE, 15 Mart 1995
“MHP Genel Başkanı Türkeş, özellikle Yunanistan’ın uzun süredir Türkiye’ye karşı saldırı hazırlığı içinde olduğunu ve bunun da terör hareketleriyle başlatıldığını söyledi.” (abç)
HÜRRİYET, 16 Mart 1995
“Cenazelerin Hacı Bektaş-ı Veli Kültürünü Tanıtma Derneği’nden Gazi Mezarlığı’na götürülmesi sırasında tabutlardan birinin üzerine yeşil kumaş üzerine orak-çekiçli bir örtü sarıldı. Mezarlıkta cenazeler arabalardan indirilirken bir diğer tabuta da sarı-kırmızı kumaştan orak-çekiçli bayrak örtüldü. Bazı örgütler töreni bir gövde gösterisine çevirmek istediler ama başarılı olamadılar.”
SABAH, 16 Mart 1995
“Devlet Bakanı ve Hükümet Sözcüsü Yıldırım Aktuna, Gaziosmanpaşa’daki olayların halkın doğal tepkisi olmadığına dikkati çekerken, ‘bazı konuları yan yana koyduğumuz zaman bu durum, planlanmış ve hazırlıklı bir olay’ dedi.
250-300 kişiden yaşları 16-20 arasında değişen 8-10 kişilik bir grubun kendisine tepki gösterdiğine işaret etti. Bu kişilerin üzerlerinde silah taşıdığını gördüğünü de kaydeden Aktuna, ’16-17 yaşındaki çocukların üzerinde silah var. Bu yaştaki çocukların silahla ne işi var’ diye sordu.” (abç)
YENİ GÜNAYDIN, 16 Mart 1995
“(…) Bu arada Zeynep Poyraz’ın tabutuna yasadışı bir örgütün (Türkiye İhtilalci Komünistler Birliği -TİKB) bayrağının sarılı olduğu görüldü.”
AKŞAM, 16 Mart 1995
“Oyunun yeni yüzü
Koca bir köy olan İstanbul cephanelik halindedir… özellikle varoşlarda oluşan korsan mahalleler, devlete karşı başkaldırıya hazırlanan radikal grupların militanlarını barındırmakta ve buralarda silahlar saklanmaktadır… Üzerinde oturduğumuz bu cephaneliğin küçük bir bölümünde bir barut fıçısı patladı ve olanları görüyoruz.” (Behiç Kılıç) (abç)
YENİ YÜZYIL, 17 Mart 1995
“Çiller: Provokasyon niteliğindeki bu olaylar demokratik cumhuriyete ve Türkiye’nin bütünlüğüne yöneliktir. Halkın, devletin sivil güvenlik gücü polis yerine askerleri alkışladığını gördük. Bu tehlikeli bir oyundur. İçlerinde hatalı olanlar olsa bile halkın polise güven duyması sağlanmalıdır. Önümüzde memur eylemleri var, Nevruz var, ne yapacağız?” (abç)
HÜRRİYET, 18 Mart 1995
“Çiller yanlış yaralı seçti!
Olaylarda yaralanan ve Haseki Hastanesi’ne yatan 17 yaşındaki Murak Bilgili’nin Başbakan Çiller kendisi öperken zafer işareti yapması ‘buz gibi bir hava’ estirdi. Bilgili, ‘Beni çatışmada asker vurdu. Polisten yardım istedim. Onlar da bana yardım etmediler’ dedi. Konuşma ‘şok’ etkisi yaparken, Çiller, ‘birlik ve beraberliğimizi kardeşçe koruyalım. Allaha emanet olun’ dedi.”
MİLLİYET, 18 Mart 1995
“İçerdeki kim
Öyle beş on kişilik marjinal örgütler bu kadar büyük çapta olaylar yaratamazlar, belki gidip bir yerdeki kahvehaneyi, pastaneyi tarayabilirler, ama polisle halkın çatışmasında ölü sayısının onaltılara yükselmesini sağlayamazlar.” (Ahmet Altan) (abç)
HÜRRİYET, 19 Mart 1995
“(…) Öteki tarafta orak-çekiç hortlakları, siyasi zombiler, 1970’lerde ayaklarına taş bağlanarak denize atılmış demode fikirler.” (Ertuğrul Özkök) (abç)
[Gazi Direnişi: Taş, Yürek, Barikat, Derleyen Zeynep Çabuk, Öz Basım Yayım, sf. 247-268]
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!