Çarşamba, 30 Eylül 2026

Kadınların Kazanılmış Haklarına Yönelik Saldırılar Hız Kesmiyor



iktidar nafakayı tartışmaya açarak sadece hukuki ve ekonomik bir düzenleme hedeflemiyor. İktidarın kadınlara yönelik her söylemi ve politikası sadece bir düzenleme olmanın ötesinde hedeflediği rejimi kurma yolunda kadınların kazanılmış haklarını budamanın bir aracı olarak karşımızda duruyor


Eylül Gökçin

Herkesin aksine market kuyruklarını severim. Bir bakıma yaşadığınız toprakların aynasıdır o kuyruklar. Eğer dikkatli gözlerle bakarsanız emeklinin akşam sofrasına neyi koyup neyi koyamadığına, işçinin öğle yemeğinde ekmek, zeytin ve domatesten başka bir şey yemediğine, öğrencinin bir poğaça ve bir meyve suyuyla günü geçirdiğine ama en çok da kadınların cüzdanlarındaki parayı tekrar tekrar sayarak evdeki boş tencereyi doldurma çabasına şahit olursunuz.

Birkaç gün önce yine böyle uzayıp giden bir market kuyruğunda iki kadının sohbetine tanıklık ediyorum. Birinin yanında henüz okul çağına gelmemiş iki kız çocuğu mızıldanıyor. “Ben bunu istiyorum” diyor biri, diğeri “Ben de” diye ekliyor. Genç kadın mahcup bir şekilde alamayız der gibi bakışlarıyla yanıtlıyor çocukları. Sessizce bırakılıyor eldeki çikolatalar alındığı rafa. Diğer kadın ben alayım der gibi ileri atılınca da hepimizin annesinin cüzdanındaki sınırlı paranın bilinciyle kurduğu o meşhur cümle dökülüyor genç kadının dudaklarından “Evde var zaten” Sonra soruyor diğer kadın “Babaları hala ödemiyor mu nafakayı?” yanıt gecikmiyor “Ne nafakası, görmeye dahi gelmiyor ki…”

Kadın yoksulluğunun çocuklarına bir çikolata dahi alamayacak seviyeleri aşıp adeta bulutlarla yarıştığı bu günlerde bir haber düşüyor gazete manşetlerine “AYM, yoksulluk nafakasının süresiz ödenmesini öngören ‘süresiz olarak’ ibaresini oy çokluğuyla iptal etti.”

İktidar uzunca bir süredir sistematik bir biçimde kadınların kazanılmış haklarına saldırıyor. Bu saldırıların başında ise nafaka hakkı geliyor. Bu saldırılar için izlenecek yolu “Nafaka Mağdurları”, “Boşanmış Babalar”, “Aile Meclisleri” gibi iktidar yanlısı örgütlenmelerle inceden inceye döşüyor. Nafaka karşıtı bu örgütlenmelerin söylemlerini ise toplumsal rızanın inşası için bir dayanak olarak kullanıyor. İktidar yanlısı bu örgütlenmeler her ne kadar kadınların yüksek nafaka geliri elde etmek için boşandıklarını ileri sürseler de son yıllarda yapılan araştırmalar asıl gerçekliği tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor.

Araştırmalar kadınların yüzde 70’inin fiziki, ekonomik ve psikolojik şiddet gördüğü evlilikleri sürdürmek istemediklerini ortaya koyuyor. Diğer yandan boşanma davalarında nafaka miktarları nafaka yükümlüsünün mali gücü oranında belirleniyor. Dolayısıyla eşi yoksul olan taraf zaten yoksulluk nafakası alamıyor. Üstelik yine son yıllarda yapılan araştırmalar dava dosyalarında çoğunlukla talep edilenden daha düşük miktarda nafakaya hükmedildiğini gösteriyor.

Nafaka karşıtı söylemlerde nafakanın erkekleri yoksullaştırdığı üzerinde duruluyor. Oysa istatistiklere bakıldığında Türkiye’de yoksulluk nafakasının 300-400 TL’yi geçmediği açıkça görülüyor. Yine araştırmalar erkeklerin kendilerini düşük ücretlerle, sigortasız işlerde çalışıyormuş gibi göstererek nafaka yükümlülüğünden kurtulmaya çalıştıklarını  gösteriyor.

Diyarbakır Barosu Kadın Hakları Danışma ve Uygulama Merkezi’nin bu konudaki raporu kadınların büyük bir bölümünün boşanma harcını ödeyemedikleri için boşanma davalarından vazgeçtiklerini ortaya koyuyor. Yapılan bu çalışma açıkça gösteriyor ki, kadınlar yoksulluk nafakası almak için boşanmıyor. Aksine yoksul oldukları için boşanamıyor.

İktidar her konuda olduğu gibi nafaka konusunda yürüttüğü manipülatif tartışmalarda da asıl gerçeği görünmez kılmaya çalışıyor. Sorulması gereken asıl soru ise apaçık karşımızda duruyor: “Boşanmalar sonrası neden çoğunlukla nafaka almak zorunda bırakılan ya da yoksulluğa düşen taraf kadınlar oluyor?”

Bugün kadınlar, istihdamda erkeklerin üçte biri oranında yer alıyor. İstihdamda yer alan kadınlar ise erkeklere oranla daha düşük ücretlere mahkum ediliyor. Ekmek ve Gül’ün “Türkiye’de Kadın Yoksulluğu Panoraması” başlıklı araştırmasına göre: Türkiye’de kadınların yüzde 88’i yoksulluk sınırının altında yaşıyor.

Araştırmada katılımcıların yüzde 46’sı iş bulmadaki eşitsizliği, yüzde 44.2’si düşük ücretleri, yüzde 43.7’si ise bakım ve ev işlerinin kadına yüklenmesini kadınların yoksulluğunun nedenleri olarak dile getiriyor. Araştırma her iki kadından birinin maddi imkansızlıklar nedeniyle temel ihtiyaçlarından dahi vazgeçtiğini gözler önüne seriyor.

Dolayısıyla iktidar nafakayı tartışmaya açarak sadece hukuki ve ekonomik bir düzenleme hedeflemiyor. İktidarın kadınlara yönelik her söylemi ve politikası sadece bir düzenleme olmanın ötesinde hedeflediği rejimi kurma yolunda kadınların kazanılmış haklarını budamanın bir aracı olarak karşımızda duruyor.