Çarşamba, 7 Ekim 2026

10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nın 11. Yıl Anma Programı Açıklandı



10 Ekim Barış Derneği, DİSK, KESK, TMMOB, TTB 10 Ekim Gar Katliamı’nın 11. yıl anma programını basın toplantısıyla duyurdu


10 Ekim Barış Derneği, DİSK, KESK, TMMOB, TTB  10 Ekim Gar Katliamı’nın 11. yıl anma programını basın toplntısıyla duyurdu.

 

Ortak açıklamayı KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak okudu. Açıklama, “10 Ekim Katliamı’nı unutmayacağız, unutturmayacağız” sözleriyle başladı. Üzerinden 11 yıl geçen katliamda hayatını kaybeden 103 kişinin anıldı, onların düşlerinin takipçisi olunacağının altı çizildi.

 

Barış talebiyle bir araya gelen binlerce insanı buluşturan 10 Ekim mitinginin yapıldığı koşullara değinildi. Ankara Gar Katliamı’nın iktidardaki faşist bloğun yol vermesi ve IŞİD eliyle gerçekleştirildiği söz edilerek 10 Ekim dosyasının yalnızca bombaları patlatan iki IŞİD mensubundan ibaret olmadığı ancak aradan 11 yıl geçmesine rağmen sorumluların ortaya çıkarılmadığı vurgulandı. Açıklama“10 Ekim’in bütün sorumluları hesap verene, hakikat bütün açıklığıyla ortaya çıkana ve gerçek adalet sağlanana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz!” kararlılığının ardından gelen eylem programının aktarılmasıyla sonlandırıldı.

Açıklama metninin tamamı ise şöyle:

10 EKİM KATLİAMINI UNUTMAYACAĞIZ, UNUTTURMAYACAĞIZ!

Adalet, Emek, Demokrasi ve Barış Mücadelemizden Vazgeçmiyoruz!

10 Ekim Gar Katliamı’nın üzerinden 11 yıl geçti.

Kaybettiğimiz 103 arkadaşımızın yüzleri, sesleri, düşleri hâlâ bizimle. Ve hepsinden önemlisi, onların barış ve demokrasi talebi hâlâ bu ülkenin en yakıcı ihtiyacı olmaya devam ediyor.

Bugün başta okullarımız olmak üzere ülkede yaşanan şiddet ikliminin elbette çok köklü ve boyutlu nedenleri var. Genel geçer tespitlerle izah edilemeyecek kadar sosyal, ekonomik ve siyasal arka planları olan bu şiddet ortamında bazı olaylar dönüm noktasıdır. Bunların başında da 10 Ekim Ankara Gar Katliamı gelmektedir.

10 Ekim 2015 tarihinde DİSK-KESK-TMMOB-TTB olarak barış talebinin bastırılması girişimlerine ve şiddet ortamında her türlü kirli işlerden kazanç sağlayan kesimlere karşı emeğin sesini yükseltmek, savaşa karşı barışı savunmak, eşit ve özgür bir ülkede birlikte yaşam iradesini büyütmek için gerçekleştirdiğimiz miting belli ki aynı kesimlerin çıkarına çomak sokmuştu. Ve yine belli ki, bu katliam üzerinden siyasal ikballerini garantiye almak, korku ikliminden beslenmeye devam etmek istiyorlardı. Kararlarını vermişlerdi ve geriye sadece maşa bulmak kalmıştı. O maşayı bulmakta da zorluk çekmediler.

Biliyoruz ki 10 Ekim yalnızca bombaları patlatan iki IŞİD mensubundan ibaret bir dosya değildir. Aradan 11 yıl geçmesine rağmen katliamın nasıl hazırlandığı, faillerin Ankara’nın ortasına kadar nasıl gelebildiği, haklarında istihbarat bulunan kişilerin neden durdurulmadığı ve bütün bunlara rağmen kamu görevlilerinin sorumluluklarının neden etkin biçimde soruşturulmadığı soruları hala yanıt bekliyor.

Ne yazık ki geçen 11 yıl, yalnızca adalet arayışımızın değil aynı zamanda cezasızlıkla mücadelemizin de tarihi oldu.

10 Ekim Katliamı’nın gerçekleştiği günden bu yana dönemin ve bugünün siyasal iktidarı, bu ülke tarihinin en ağır katliamlarından birindeki sorumluluğunu kabul etmemek için kamusal, idari ve hukuksal alanda sistematik bir inkâr politikası izlemiştir. Oysa asgari demokratik bir ülkede, ülkenin başkentinde, yasal izinleri alınmış bir barış mitinginde insanlar katlediliyorsa devlet çıkıp “bizim kusurumuz yok” diyemez. Devletin görevi yurttaşın can güvenliğini sağlamaktır. Sağlayamamışsa bunun siyasi, idari ve hukuki sorumluluğunu üstlenmek; sorumluların istifa etmesini sağlamak, ihmali ve kusuru bulunanları açığa çıkarmak, mağdurların ve ailelerinin karşısına özürle, hesap vermeyle ve gerçek bir yüzleşmeyle çıkmak zorundadır.

10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nda ise bunun tam tersi yapılmıştır. 103 canımız katledilmiş, ardından devlet ve siyasal iktidar “bizim kusurumuz yok” diyerek sorumluluktan kaçmıştır. Bunun anlamı açıktır: Bu ülkede yurttaşların can güvenliği güvence altında değildir. Daha da açık söyleyelim; eğer devlet yasal bir miting alanında 103 insanın katledilmesinden sonra dahi sorumluluk kabul etmiyorsa, bundan sonra bu ülkede hiç kimsenin can güvenliği var denilemez. Çünkü halka fiilen verilen mesaj şudur: “Bu ülkede bir eyleme, mitinge, demokratik etkinliğe katıldığınızda katledilebilirsiniz ve biz bunun sorumluluğunu üstlenmeyiz.”

Biz tam da bu inkârı, bu sorumsuzluğu ve bu cezasızlık düzenini reddediyoruz. 10 Ekim’in hesabı verilmeden, bütün siyasi ve kamusal sorumlular açığa çıkarılmadan ve devlet bu katliamla gerçek anlamda yüzleşmeden adalet sağlanmış olmayacaktır.

Dava süreci acılı ailelerimizin, avukatlarımızın ısrarlı çabaları ile tüm dünya kamuoyunun gündemine girdi.

Ancak katliamda sorumluluğu bulunan siyasal iktidar o karanlık sayfa hiç aydınlatılmasın diye elinden geleni yaptı. Yapmaya devam ediyor.

Aslında 2025 yılının sonunda Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi, dönemin Gaziantep Emniyet Müdürlüğündeki bazı kamu görevlileri hakkında soruşturma yürütülmesinin önünü açan önemli bir karar verdi. 11 yıldır ısrarla dile getirdiğimiz kamu görevlilerinin sorumluluğunun araştırılması talebi açısından bu karar önemli bir eşikti.

Ancak bu kez karşımıza zamanaşımı çıkarıldı.

Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığı, 17 Haziran 2026 tarihinde söz konusu kamu görevlileri hakkında zamanaşımı gerekçesiyle “soruşturma yapılmasına yer olmadığına” karar verdi.

Oysa uluslararası mevzuat ve hukuk normlarına göre de toplumun belirli kesimlerini hedef alan böylesi bir katliamın insanlığa karşı suç niteliğinin araştırılması gerekir; insanlığa karşı suçlarda ise zamanaşımından söz edilemez.

2026 yılında Anayasa Mahkemesi 239 kişinin başvurusunu kabul edilemez buldu ve devletin yaşam hakkı kapsamındaki yükümlülüklerinin ihlal edilmediğine hükmetti. Bu kararın da ülkede hukukun askıya alınması ortamından bağımsız olmadığını düşünüyoruz. Avukatlarımız bu karara karşı hukuki mücadeleyi sürdürme ve dosyayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşıdılar.

Ancak olması gereken uzatmaksızın ve tartışmasız katliamın insanlık suçu olarak iç hukukta tanımlanması ve adaletin yerini bulması için hakikati ortaya çıkaracak bir yargı sürecinin işletilmesidir.

Öte yandan yıllardır firari sanıklar yönünden sürdürülen dosyada da yeni gelişmeler yaşandı. Firari sanıklardan Ömer Deniz Dündar, Suriye’den Türkiye’ye getirildikten sonra bu yıl ilk kez hâkim karşısına çıktı. Bir diğer firari sanık Savaş Yıldız’ın Türkiye’ye getirildiğine ilişkin bilgiler kamuoyuna yansıdı. 25 Eylül’de görülen son duruşmada mahkeme, Savaş Yıldız’ın durumunun MİT ve Emniyet’e sorulmasına karar verdi.

Ve 11 yılın sonunda hâlâ aynı temel soruyu soruyoruz: 10 Ekim’in bütün sorumluları ne zaman yargılanacak?

Bizler en başından beri katliamın arka planın aydınlatılmasını, katliamın gerçek sorumluların yargılanmasını istiyoruz.

Dosyanın yalnızca birkaç IŞİD mensubunun cezalandırılmasıyla kapatılmasını kabul etmedik, etmeyeceğiz! Katliamın örgütlenmesinde rol alanlardan ihmali, kusuru ve sorumluluğu bulunan kamu görevlilerine kadar bütün hakikat ortaya çıkarılmadan, bütün sorumlular bağımsız ve etkin bir yargılama önüne çıkarılmadan 10 Ekim dosyası kapanmış olmayacaktır.

Adalet, “Bu katliam neden önlenmedi?” sorusunun cevap bulmak ve gerçek sorumluları yargı önüne çıkarmaktan geçiyor.

Adalet, katliamın yaşandığı alana ambulansların girmesini geciktirip alana önce TOMA’ları sürenlerin, yaralılara gaz sıkma emri verenlerin hesap vermesinden geçiyor.

Adalet, IŞİD’e “öfkeli gençler” diyerek, “kokteyl örgüt” diyerek davayı sulandırmaya çalışanların, katliamın delilerini saklayanların ve onları terfi ettirenlerin en az bombayı patlatanlar kadar sorumlu görülmesinden geçiyor.

Katliamın üzerinden 11 yıl geçmiş olabilir. Ancak ne kaybettiğimiz arkadaşlarımızı unuttuk ne de onlara verdiğimiz sözü.

10 Ekim’in bütün sorumluları hesap verene, hakikat bütün açıklığıyla ortaya çıkana ve gerçek adalet sağlanana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz!

Bu kararlılıkla, 10 Ekim Ankara Gar Katliamının 11. yılında kaybettiğimiz 103 canımızı anmak, adalet talebimizi bir kez daha haykırmak ve onların yarım bıraktığı barış düşünü büyütmek için Ankara’da gerçekleştireceğimiz anma programını sizlerle paylaşmak üzere bugün bir aradayız.

Buna göre:

10 Ekim Cumartesi günü saat 09.00’da Ulus Metro önünde toplanacağız ve saat 09.30’dan itibaren sessiz bir yürüyüşle Ankara Gar Meydanı’nda toplanacağız.

Anma etkinliğimiz 10 Ekim günü 10.04’te saygı duruşuyla başlayıp ardından kurumlarımızın ortak açıklamasıyla sona erecektir.

10 ve 11 Ekim 2026 tarihlerinde yaşamını yitirenlerin mezarlarının bulunduğu tüm illerde mezar ziyaretleri o illerin özgün planlamaları çerçevesinde gerçekleştirilecektir.

Ankara’da ise ziyaret için 11 Ekim 2026 Pazar günü, saat 10.30’da, Kurtuluş Parkı’nda bulunan Vedat Dalokay Nikah Salonu önünde toplanılacak ve buradan Karşıyaka Mezarlığı’na hareket edilecektir. Karşıyaka Mezarlığı T19 mıntıkasında bulunan mezarlık ziyareti ve anma etkinliği saat 11.30’da yapılacaktır.

Yüreği emek, barış ve demokrasi için atan tüm kesimleri anma etkinliklerine katılmaya davet ediyoruz.

Bu vesileyle Türkiye tarihinin en büyük kitle katliamında kaybettiğimiz barış şehitlerimizi saygı ve özlemle anarken sözümüzü bir kez daha yineliyoruz.

Bu toprakları katliamlarla, faili meçhul cinayetlerle anılmaktan çıkarıp barış ve demokrasiyle taçlandırarak yitirdiğimiz canlarımıza, yoldaşlarımıza, armağan edeceğiz.

Er ya da geç, sorumlular cezalandırılacak; emek kazanacak, demokrasi kazanacak, barış kazanacak!

DİSK – KESK – TMMOB – TTB – 10 EKİM BARIŞ DERNEĞİ