Cuma, 9 Ekim 2026

İzmir düşerken!



İzmir’in AKP’ye geçmesi, 2019’da İstanbul’un seçim iptaliyle başlayan, Kürt illerinde kayyumlarla sistemleşen ve şimdi seçilmiş bir başkanın transferiyle taçlanan seçim gaspı zincirinin çarpıcı halkalarından biridir. İmamoğlu’nun adayı olarak seçilen Tugay’ın AKP’ye geçişi, burjuva muhalefetin İstanbul’u ve İzmir’i seyretmekle yetinen aymazlığının, DİSK’in suskunluğunun ve rejimin seçim vitrinini içten boşaltırken kitleleri nasıl yok saydığının göstergesidir. İşçi sınıfının ve emekçilerin oyuna sokakta sahip çıkma çabası ise burjuva siyasetin iflasını ve bağımsız sınıf siyasetinin zorunluluğunu bir kez daha ortaya koymuştur


Cihan Çetin

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, CHP adayı olarak kendisine verilen 1 milyon 292 bin oyu çalarak AKP’ye geçti. 25 yıllık iktidarında kazanmaya bile yaklaşamayan AKP, bu gaspı transfer gününün sabahında “İzmir’in dağlarında çiçekler açar” diyerek kutladı.

Türkiye’nin yarım yüzyıllık tarihinde sembolik anlamı belirgin bu transferi sadece İzmir yerelindeki dinamiklerle açıklamaya yeltenmek çok ciddi bir darlık olur. Çünkü İzmir’in AKP’ye geçmesi, sembolik yanları bir yana, siyasi olarak alarm zilleri ötesine geçen tehlikeleri keskin biçimde göstermektedir. İzmir’deki bu değişim, sınıf öncülüğü iddiasını da içerecek biçimde yakın dönemde var edilecek siyasetin temel izlerini barındırmaktadır.

İzmir, seçimlerin işlevsizleştirilmesi sürecinin bir halkasıdır; hem de en çarpıcı olanlarından biridir. 2019’da İstanbul’un seçim sonuçları, AKP’nin itirazları üzerine YSK tarafından iptal edildi. Sandıktan çıkan irade gasp edildi. O gün İstanbul’un iptali, seçimlerin artık güvenilir olmadığının büyük işaretlerinden biriydi. Ardından kayyum atamaları geldi; seçilmiş belediye başkanları görevden uzaklaştırıldı, yerlerine atanan kayyımlarla muhalefetin temsil gücü budandı. Bu kayyum pratiği önce Kürt illerinde sistemli biçimde uygulandı; HDP’li belediyeler gasp edildi, seçilmiş eşbaşkanlar tutuklandı, yerlerine kayyımlar atandı. Bugün İzmir’de yaşanan ise bu yöntemin devralınarak merkeze taşınmasıdır. Bugün ise İstanbul’un göz göre göre gidişini seyreden aynı muhalefet, İzmir’in gaspını da izlemekle yetindi. İzmir bu zincirin son halkası değil İstanbul’un iptaliyle başlayan, kayyumlarla derinleşen ve şimdi seçilmiş bir başkanın transferiyle taçlanan sürecin en çarpıcı halkasıdır.

Bu izlerin en başına, hem burjuva siyasetin geneli hem de muhalefetteki burjuva siyasetinin ancak rezilliklerle var olabileceği yazılmalıdır. Cemil Tugay, 2024 yerel seçimlerinde Ekrem İmamoğlu’nun doğrudan tercihiyle CHP’nin İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı yapılmış ve yüzde 48,97 oyla seçilmişti. İmamoğlu’nun adayıydı; onun siyasi çizgisini temsil ediyordu. Bugün ise aynı Tugay, İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından AKP’ye geçti. Bu, muhalefetin en güçlü göründüğü noktada nasıl içten çökertildiğinin göstergesidir.

Yeni Parti kurulma sürecinde CHP’den istifa eden ama Yeni Parti’ye de geçmeyerek “bağımsız” kalan Cemil Tugay, AKP’ye geçip geçmeyeceği doğrultusundaki soruya “anam evlatlıktan reddeder, eşim beni boşar” diyerek cevap vermişti. Erdoğan ise Tugay’a eşini kürsüye çağırarak rozetini taktı. Hiçbir siyasi etiğin, ilkenin artık geçer akçe olmadığı burjuva siyasetinde, ’90’ların sonunda TBMM’de 6 parti değiştiren “fırıldak Kubilay” vakasının sıra dışı değil tam tersine siyaset yapmanın temel biçimi olduğunun göstergelerinden biridir Cemil Tugay!

Burjuva muhalefet bağlamında ise Cemil Tugay’ın büyükşehir belediye başkanlığına aday gösterilmesi, CHP/Yeni Parti’nin Hatay, Afyon, Uşak, Antalya aptallıklarından da önce gelir. Daha Karşıyaka Belediye Başkanlığı döneminde vasatı aşamamış, Karşıyakalılar tarafından dahi sevilmemiş birini, hele ki işçi-emekçi düşmanlığı çok net olan birisini İzmir Büyükşehir’e aday göstermenin tek açıklaması “anketlerde birinci çıkıyor” gerekçesi olamaz. Diğer yandan seçildikten kısa bir süre sonra bile yerel düzeyde AKP ile giriştiği temaslar, bu temasların çapı ve yoğunluğu dikkate alındığında CHP/Yeni Parti’nin herhangi bir müdahale etmeyi düşünmemesi, planlaması da ayrı bir aptallıklar silsilesidir. Ezcümle, burjuva siyasi kanadının muhalif kanadı, siyaset yapacak kişileri öne çıkarırken ufuk darlığı ile hareket edip ileride kendilerini uçuruma atacak tipler bulmakta özel bir marifete sahip.

Burjuva siyasetinin düştüğü yerlerden kaldırmak bizim işimiz değil. İşçi sınıfı ve emekçiler lehine olmak kaydıyla en fazla, düştükleri yeri işaret edebiliriz. Ancak İzmir’de ortaya çıkan, seçim sathına girildiği artık kesin bu süreçte geleceğe dair çok daha vahim ipuçlarını ortaya koymaktadır.

Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması ardından CHP/Yeni Parti’nin elinden AKP’ye geçirmek için her türlü müdahale, Türkiye’de seçimin fiilen işlevsizleştirildiğinin kanıtları. Seçimlerin işlevsiz olmasının bugünkü göstergelerinden biri İstanbul Belediye meclisinin aritmetiğini değiştirmek için yapılan dalaverelerse diğeri Cemil Tugay gibi çapsızların yediği haltların önüne konulması sonrasında taraf değişikliğidir. Bu süreç bize en basit olarak, mevcut burjuva hükümet bloğunun seçimleri kazanmak için YSK kararlarını aşan her türlü müdahaleye, ayak oyununa daha şimdiden hazırlandığını göstermektedir. Yargı, polis ve medya aygıtlarının bu bloğun emrinde seferber edilmesi, seçimlerin artık bir meşruiyet tiyatrosuna dönüştüğünün işaretidir. İstanbul’un iptaliyle başlayan bu süreç, bugün İzmir’in transferiyle yeni bir aşamaya geçmiştir: Artık seçimler sadece iptal edilmiyor veya kayyumlarla gasp edilmiyor; seçilmişler doğrudan transfer edilerek muhalefetin temsil gücü içten çökertiliyor. Bu, rejimin kitleler nezdinde meşruiyetini korumak için seçim vitrinini ayakta tutmaya çalışırken aynı zamanda o vitrini içten nasıl boşalttığının göstergesidir.

Ama bu durum aynı zamanda burjuva muhalefetinin de nasıl bir aymazlık içinde olduğunu göstermektedir. Cemil Tugay’ın AKP’ye geçeceği neredeyse aylar öncesinden belli olmasına rağmen Yeni Parti, Cemil Tugay’ın bu geçişini engelleyemese bile zorlaştıracak tek bir hamle yapmadı, sadece bekledi. İstanbul’un seçim iptalini, kayyum atamalarını ve şimdi İzmir’in transferini aynı yerden seyrettiler. Geçtikten sonra ise Yeni Parti’nin gösterdiği tepkiyi Deniz Zeyrek nefis biçimde tanımladı: Özgür Özel, Cemil Tugay hakkında “ağır konuştu”.

Burjuva muhalefetinin aymazlığı sadece kendi sınırları içinde kalsaydı ‘ne yaparlarsa yapsın’ denip geçilebilirdi. Ancak aymazlığın esas yanı işçi sınıfı ve emekçilere uzanıyor. İşçi sınıfı dünya tarihinde oy hakkını burjuvazinin elinden kanlı bir mücadele ile aldı. Cemil Tugay meselesi özgülünde, İzmir’de dün gece (7 Ekim) verdiği oya sahip çıkmaya çalışan emekçiler polis barikatı zorlamaya, ablukayı aşmaya, oyu için sokakta kalmaya çalışırken İyi Parti kitleleri evlerine dağıtmakla meşguldü. Burjuva muhalefetin aymazlığını sadece parti ile sınırlamak da eksik olur. İzmir Belediyesi’nde örgütlü, ama CHP/Yeni Parti’nin yedeği konumunda olup ağalaşmış DİSK’in, Cemil Tugay’ın AKP’ye geçişini protesto etmek için üyelerini dahi örgütlemekten kaçınması, burjuva muhalefetinin siyasi sefilliğinin bir başka göstergesidir. Sendika bürokrasisinin sermaye ve devletle bütünleşmiş yapısı, işçi sınıfının önündeki en büyük engellerden biri olmayı sürdürmektedir.

O gece gece İzmir’de oyu için polis barikatlarını zorlayanların niceliği görece yüksek olmasına rağmen zayıflığının nedenlerinden birisi de burjuva muhalefetin bu pespayeliğidir.

Cemil Tugay’ın AKP’ye geçmesine dair süreç kendi özgünlüklerine sahip olsa da Türkiye’de yakın gelecekteki siyasi varoluşların temel izleklerini belirgin biçimde taşımaktadır. Burjuvazi, işçi sınıfı ve emekçilere saldırılarını azaltmadan devam edeceği de kesindir. Ancak İzmir’de yaşananlar, devrimci-demokrat dahi olsa güçlü bir karşı tavrın en ufak bir boş vermişliği kaldıramayacak boyutta olduğunu göstermiştir. Sonuç almayı hedefleyen, belirtiler kendisini gösterdiğinde daha en baştan o belirtilere uygun bir siyaset ve hareket tarzı geliştirmek, önümüzdeki sürecin belirleyeni olacaktır. Bu siyasetin adresi ise ne CHP’dir ne de Yeni Parti. İşçi sınıfının kendi bağımsız örgütlenmesini ve kendi mücadele hattını kurması, burjuva siyasetin bataklığında değil sınıfın kendi zemininde yükselecektir.