Perşembe, 25 Haziran 2026

Bahanesi göç olan ABD usulü OHAL



Trump Meksika sınırına yapmayı düşündüğü dev duvarı ve göç hareketlerini bahane ederek kendisine OHAL yetkileri tanıyan ‘Ulusal acil durum’ ilan etti


Dünyadaki benzerleri gibi ABD Başkanı Donald Trump da devletin yasama-yargı-yürütme gücünü kendi denetiminde toplamak için yarattığı bahaneleri tepe tepe kullanmaya devam ediyor. Göçmen hareketliliği yaygarasıyla Meksika sınırına örmek istediği 5,7 milyar dolar bütçeli dev duvar, Trump için kullanışlı bir malzeme mesela. Toplumsal tepkiyi göçmenlere yöneltip, faşizme toplumsal taban yaratmak için kullanılan Meksika sınırı ve göç hareketi, şimdi de devletin yetkilerini tek elde toplamanın bahanesi olarak kullanılıyor.

Trump, kendisine OHAL yetkileri getiren “Ulusal Acil Durum” kararına bu duvarın yapımını gerekçe gösterdi. Tartışmalar da daha çok duvar ve göçmenlerin durumu üzerinden dönüyor. Oysaki bu karar, Trump gibi faşist bir soytarıya sayısız yetki tanıyor. Tek bir imzayla elektronik iletişimi kesmek, halkın banka hesaplarına el koyabilmek, ülke içinde gelişebilecek olası toplumsal patlamalara karşı asker sevkedebilmek bunlardan bazıları.

Dünyada genel bir faşistleşme eğiliminin sözkonusu olduğu ve ABD’deki dengelerin de sürekli bu yönde yeniden kurulduğu günümüz koşullarında Trump’un bunu ilan ederek kendisine açtığı alanı nasıl kullanacağını kestirmek güç değil. Elbette ki bu o kadar düz kolay olmayacaktır. Keza ABD’de yasama-yürütme-yargı güçleri arasında henüz nispi bir özerklik sözkonusu.  Bunun da ötesinde azımsanmayacak bir toplumsal demokrasi kültürü var. Geniş bir toplumsal muhalefet sözkonusu ve bu muhalefetin Trump gibi soytarılar üzerinde bile frenleyici bir gücünün olduğu açık.

Fakat bu gerçeklere rağmen içeride göçmenler üzerinden yürütülen faşist propaganda, dışarıda yaratılmış “dış düşmanlar algısı”, güvenlik sendromları ve bunlar üzerinden meşrulaştırılmaya çalışılan savaş politikalarının sözkonusu olduğu; ekonominin ciddi bir sıkışma yaşadığı; emperyalistler arası rekabetin karşılıklı meydan okumalara döküldüğü bu koşullarda emperyalist burjuvazinin çıkarlarını en saldırgan biçimde temsil eden Trump gibilerinin bu yetkileri nasıl kullanabileceğini kestirmek de zor değil. Nitekim bu kararın kendisi aslında kendisine engel oluşturan tüm dinamiklere meydan okuma anlamına geliyor. Dünyadaki faşistleşme eğilimine dinamizm kazandıracağı da açık.

Kısacası karar, ABD’nin yaşadığı çok yönlü krizin (hegemonya-ekonomi-siyaset gibi) içerdeki toplumsal dengeleri de sarsılmasıyla daha da derinleştirecek bir karar. Bu kararın yaşanan rejim krizini nerelere evrilteceğini belirleyecek olansa ABD halkının alacağı tutumudur.