Ülkeleri, kentleri distopik bir roman ya da filmden fırlamış görüntülerle tarihe kaydederken emperyalist kapitalizmin yarattığı tarihsel toplumsal-sonuçları da çarpıcı bir şekilde resmeden coronavirüs sınıf tanımıyor, fakat tıpkı o distopyalarda olduğu gibi keskin sınıf farklılıklarının çarpıcı bir turnusolü olmaya devam ediyor.
İşçi ve emekçiler bu virüs üzerinden yayılan panik karşısında “bazı gıda maddeleri depolamak gerekiyormuş, hazır parayı nereden bulayım?” diye kara kara düşünürken, “tuvalet molalarının bile katı bir gözetleme sistemiyle kontrol edildiği bir fabrika günde 30 kere ellerimi nasıl yıkayayım” derken ya da “toplu çalışılan ve toplu ulaşım araçlarıyla geldiğim bir yerde koronadan korunmam mümkün mü?” diye sorarlarken hem zengin olanlar hem de hükümetlerin açıkladıkları destek paketlerine ilişkin haberler, bu virüsün de aslında gariban halk için olduğunu bir kez daha gösteriyor.
Şu anda dünyanın hemen tüm ülkelerine yayılan ve Dünya Sağlık Örgütü’nün durumu pandemi (Dünyada eş zamanlı olarak çok yaygın bir şekilde çok fazla sayıda insanı tehdit eden bulaşıcı hastalıklar) olarak tanımladığı corona karşısında kapitalist devletler en çok ekonominin dolayısıyla patronların uğrayacağı zararlardan dem vuruyor. Tedarik zincirlerindeki aksamaların yaratacağı ciddi sıkıntılardan, ücretli izin ve diğer önlemlerin yaratacağı ekonomik kayıplardan bahsedilirken halka en fazla “hijyen önlemlerinizi alın” deniliyor. Nasıl sorusu yanıtsız bırakılarak elbette…
Dahası “evlerinizden çıkmayın” derlerken işçilerin evlerinden çıkmamalarının formülünün ne olduğunu (ücretli izin gibi) kimse belirtmiyor. Alman devleti bu olasılığa ya da dezavantajlı konumdaki işçilerin ücretsiz izne ayrılmasına karşı hazırladığı paketle ilk akla geleni yapıyor: Patronları korumak. Bunu da olası işçi kıyımlarını önlemek adına yapıyor.
Bu arada kimi ülkelerde (Türkiye’de de) bazı işkollarında işçilere evden çalışma, uzaktan çalışma, part-times çalışma gibi modeller önerilerek, o hayal edilen esnek çalışma da bu vesileyle ete kemiğe büründürülüyor.
Corona’nın sınıf tanımadığı fakat corona karşısındaki önlemlerin keskin bir sınıfsal nitelik taşıdığını gösteren en çarpıcı gelişmeyse zenginlerin yanlarına özel doktorlarını da alarak “felaket sığınaklarına” kaçtıklarına ilişkin haber oldu.
İşçi ve emekçilere test yapacak kit bulun(amaz)ken; “olur olmaz her durumda hastanelere gelmeyin” denilirken; olası bir salgında “paran kadar sağlık” yaklaşımıyla hepten ticarileştirilmiş hastanelerin, kolonyaya bile iki katına zam yapıldığı bu yamyamlık çağında nasıl bir tutum alacaklarını kestirmek zor değilken; toplumsal zenginlikten büyük paylar kapmış/gasbetmiş zenginler, birer birer “felaket sığınaklarına” kaçabiliyorlar. Yanlarına özel doktorlarını, envaı çeşit ilaç ve sağlıklı beslenmenin sınırsız olanaklarını alarak. (İngiliz Gazetesi The Guardian bu konuda haber yaptı)
İşçi ve emekçilerin ciddi bir stres ve paniğe kapıldığı bu koşullarda, “Hastalığın ya da kolay atlatmanın en önemli panzehiri bağışıklık sistemini güçlendirmek” diye bangır bangır bağırılarak adeta dalga geçiliyor! Bu çağrılar zenginlerin yanlarına özel doktorlarını da alarak “felaket sığınakları” kaçtığı koşullarda yapılıyor hem de!
Açlık sınırında yaşayan, olası bir karantinada eve makarna depolamak için bile hazır para bulamayan, okullar kapandığı için evde kalacak çocuklara kimin bakacağı konusunda kara kara düşünen, toplu taşıma araçları dışında işyerine gidecek olanaklara sahip olmayan, sıkış tepiş atölyelerde, kalabalık şantiyelerde-fabrikalarda aynı kirli havayı solumak dışında seçeneği bulunmayan emekçilere, “önlemlerinizi alın, bağışıklığınızı güçlendirin“ demek bu barbarlık sisteminin o vahşi sureti dışında ne anlam ifade edebilir ki?
Bu koşullarda, sınıf ve sınır tanımadığı söylenen coronanın bir savaş çağrısı olmak dışında nasıl bir anlamı olabilir ki!
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!