Perşembe, 25 Haziran 2026

Pandemi planlarında da işçi ve emekçiler yok!



1 yıl önce hazırlanan Pandemik İnfluenza Ulusal Hazırlık Planı ve 12 Nisan 2019 tarihli Cumhurbaşkanlığı Genelgesi’nde de yaşanacak ekonomik-sosyal yıkım ve buna dönük önlemler yok, pandemi sırasındaki uygulamalarda da… 5 milyon insan işsiz kaldı, kimin umurunda!


Dünya Sağlık Örgütü’nün uyarıları, 1 yıl önce hazırlanan Pandemik İnfluenza Ulusal Hazırlık Planı ve 12 Nisan 2019 tarihli Cumhurbaşkanlığı Genelgesi dünya çapında bir pandemi ilanının beklendiğini ve buna dönük tüm ülkelerde olduğu gibi Türkiye’de de belirli hazırlıklar yapılmasının en azından kararlaştırıldığını gösteriyor. Nitekim şu anda uygulananlar da sözkonusu 229 sayfalık plan temelinde gerçekleşiyor.

Fakat bu planda da görüldüğü gibi devlet salgınla mücadeleyi sağlık sisteminin hastalığın yaygınlaşmasını kaldırıp kaldıramayacağı sınırlarında ele alıyor. Bu açıdan da salgının kontrollü bir seyir izlemesini merkeze koyuyor. Olayın ekonomik-sosyal boyutlarıyla değil önlem almak, herhangi bir senaryo bile

Yaratacağı toplumsal sonuçlara dair tek bir satır bulamayacağımız, bu konudan en fazla psikolojik destek başlığında belli değinmelere rastlayacağımız planda milyonlarca işçinin salgın dönemindeki durumu Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bölümüne konulan şu başlıklardan ibaret:

İşyerindeki devamsızlığın il düzeyinde takip edilmesi, günlük olarak Sağlık Bakanlığı ve il sağlık müdürlüğüne bilgi akışının sağlanması,

 

Pandemi döneminde ilaç arz politikasına göre SGK’den Sağlık Bakanlığı’na gerçek zamanlı ilaç kullanımı veri aktarımının sağlanması,

 

İşyerlerinde pandemi planının hazırlanmasının sağlanması.

Planın birçok yerinde toplu yerlerde hastalığın yayılmasına ilişkin risklere değinilip mesela okulların tatil edilmesinden bahsedilirken; şantiyelerde, fabrikalarda, tarım alanlarında, tersanelerde, madenlerde… kapitalist üretim ve dağıtım ağlarında çalışan milyonlarca işçi açısından nasıl bir risk oluşturduğundan dahi bahsedilmiyor.

Oysaki 12 Nisan 2019 tarihli Cumhurbaşkanlığı Genelgesi’nde adına korona değil, “influenza” dense de yapılan tanım oldukça ciddi:

İnfluenza virüslerinin genetik yapısında meydana gelen değişikliklere bağlı yeni tipte bir influenza virüsü ortaya çıkabilmekte ve insandan insana kolayca geçiş yeteneği kazanabilmektedir. Yeni tipte influenza virüsü ile daha önce hiç teması olmayan ve/veya virüsün yol açacağı enfeksiyonun gelişmesine yatkın olan kişilerin önemli bir kısmının etkilenmesiyle pandemi ortaya çıkabilmektedir.

Salgının karakteri böyle tanımlanmakta ve nüfusun büyük çoğunluğunu etkileyebilecek böyle bir pandemi ihtimaline karşı kamu kurum ve kuruluşlarınca alınması gereken tedbirler sıralanmaktadır.

Belirttiğimiz gibi oldukça ciddi tespitler üzerinden hazırlanan ve fakat devasa ölçekte sonuçlar yaratacağı öngörülse de toplumsal acı ve yıkımlara kör olunduğu için bu sonuçlardan biri olan ekonomik-sosyal yıkıma ve bu yıkım karşısında devletin alması gereken önlemlere tek bir satırında bile rastlanmayan bu rapor, gelinen noktada 5 milyon emekçinin işsiz kaldığı ve korona salgınına bir de açlık-işsizlik salgınının eklendiği bu koşullarla da bilinçli bir yabancılaşma ilişkisi kuruyor!

Dünya genelinde olduğu gibi Türkiye’de de viral gribal salgınlar konusunda 2000’lerin başından itibaren sayısız rapor hazırlanmış. 2019 tarihli Pandemik İnfluenza Ulusal Hazırlık Planı belgesinde de bundan bahsediliyor. Hatta raporun bir yerinde 2004 yılından beri bu tür raporların hazırlandığı belirtiliyor. Dünyada üretilen senaryolardan birinde hayvandan insana geçen bir virüsün yaratabileceği devasa kayıplardan bahsedildiğine değiniliyor. Hatta bu hastalığın Çin’den başlayabileceği söyleniyor. Fakat bunca ciddi veriye rağmen alınması gereken önlemler kapsamında gerek önleyici tıp açısından gerekse pandeminin yaratacağı ekonomik-sosyal yıkım karşısında alınacak önlemler bahsinde tek bir belirleme yok.

İşçiler sadece birkaç yerde gündeme geliyor. Bunlardan biri üretimin devamı için yapılacak aşılama (ki aşısı yok ve koruyucu tıp büyük oranda tasfiye edilmiş durumda!) faaliyetinde. Diğeri de yukarıda da belirttiğimiz Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın görevleri bahsinde. O görevlerde de işsizlik, açlık, salgının yayılmasının önlenmesi için üretimin durması gibi başlıklar yok.

Raporda sık sık “kamu güvenliğinden” dem vuruluyor. Belli ki kapalı bir şekilde gündeme getirilen ve İçişleri Bakanlığı’na pas edilen bu güvenlik, mesela “işten kaçınma hakkının” kullanılması gibi başlıkları da içeriyor. Kocaeli Valliği’nin bu hakkı da yasaklayan sonra “yanlışlıkla” diyerek geri aldığı yasak kararında olduğu gibi!

Okulların tatili, seyahat yasakları, maske takılması, dezenfektan malzemesi temini, sağlık için gerekli malzemenin temini… vs. vs’den sık sık bahsedilen raporda doğru bir noktaya işaret edilerek, kışlalar, cezaevlerinin bu koşullarda önemli risk alanları olduğu kaydediliyor. Fakat “toplu yerler” bahsinde fabrikalar-şantiyeler, depolar, alabildiğine kötü koşullarda yapılan mevsimlik tarım işçiliği ve diğer işlerin adı bile zikredilmiyor!

Kısacası toplumun tümünü ilgilendiren pandemi gibi ciddi bir gündemle hazırlanan planda dönüp dolaşılıp sadece sağlık hizmetlerine, hasta yoğunluğunun kontrol edilmesine değiniliyor. Bu noktada bile mesela özel hastanelerin pandemi hastanesi ilan edilmesi ve pandemiyle ilgili tüm hizmetlerin ücretsiz yapılması, hijyen için gerekli materyalin sağlanması gibi basit kamu sağlığı önlemlerine değinilmiyor.

Toplumsal ihtiyaçlara, acılara, yıkımlara kelimenin gerçek anlamıyla yabancı bir mesafeden hazırlandığı açık olan bu planın, nasıl bir sınıf düşmanlığı-yabancılığıyla karakterize olduğunu söylemeye gerek yok, keza uygulamalarını yaşayıp-görüyoruz.

Devletin politikalarının tümünde işçiler, emekçiler sadece salgının kontrolden çıkmasında oynayacakları rollerle var! Bunun önlenmesi için alınacak yasak kararlarıyla var. Fakat işsiz ve aç kalmaları gibi başka bir salgın karşısında yapılabilecekler tek bir kelimeyle bile yok!

Bu haliyle bile planın ciddiyeti kavranmamış!

Ki bu haliyle bile raporun ciddiyetinin kavranmadığını yaşayıp, görüyoruz. Sağlık emekçilerinin bile maske bulmakta zorlandıkları, bol bol bahsedilen hijyen maddelerinin ateş pahasına satıldığı ve neredeyse karaborsaya düştüğü koşullardan bahsediyoruz. Planda sık sık yinelenen bir konuda bile gerekli önlemlerin alınmadığı koşullardan…

Nitekim Sağlık Bakanı’nın 3 gün önce yaptığı açıklamalarda bu hazırlıksızlık (ki o sadece sağlık hizmetleri odağından söylemişti) “bu kadar hızlı yayılacağını beklemiyorduk” sözleriyle itiraf edilmişti.

Bakan’ın bu sözlerinin hayattaki karşılığının aslında o güdük, işçi ve emekçilerin sorunlarından uzak planın da sözü edilen pandeminin de ciddiye alınmadığını, asgari önlemlerin geliştirilmediğini gösteriyor.

Şimdi günübirlik kararlarla idare edilen bu sürecin sonunda raporun 130. sayfasında belirtilen senaryoya göre 59 bin 200 kişinin hayatını kaybetmesiyse işten bile değil!

5 milyon kişi işsiz kaldı, umurlarında mı?

Her yeni gelişmeye göre taksit taksit önlem alan ve bu önlemleri de “en iyi biz yönetiyoruz” gibi bir havacılıkla takdim edecek kadar kendisini kaybeden AKP’li devletin her felaketten lütuf çıkarma beceresini pandemide de sürdürmesi dışında bir meziyeti yok! Kapitalist devletlerin tümü açısından bu böyle. Fakat emperyalist kapitalistlerin karikatürü bir neoliberal cambazlığın acentalığını yapan AKP’li Türkiye gibi yerlerde bu daha fazla böyle.

İşçi ve emekçilerin yaşayacakları yıkımı sadece “psikolojik-dinsel destek” sınırlarında ele alan bu kafanın pandemi sürecinde aldığı “önlemler” nedeniyle 144 bin işyeri ‘geçici’ olarak kapatıldı. Bu işyerlerinde geçici ya da kalıcı olarak yaklaşık 5 milyon 100 bin kişi işsiz kaldı. Vaka sayısının bu hızla artması halinde bu sayının daha da yükseleceği belirtiliyor.

İşçi ve emekçilere “evde kalın” derken aslında işçileri bu kategoriye koymayarak objektif olarak “siz insan değil, üretim aracısınız” diyen AKP’li devletin yaşanan ekonomik-sosyal yıkım karşısındaki ilk önleminin patronları kurtarma çabası olduğunu yaşayıp gördük. 100 milyar TL’lik paketle onlara kalkan olduğunu alenen ilan etti. O paketin içine inşaat patronlarına nakit para dışında ev satışlarının önünü açmak için kredi kolaylıkları koyacak kadar aleni bir halk düşmanlığı sergilemekten kaçınılmadı.

Kendi deyimleriyle “garibana” dağıtılan 2 milyar TL, 65 yaş üstündeki emekçilere henüz dağıttığını göremediğimiz bedava kolonyağı-maske, emekli aylıklarına sembolik zam, aslanın ağzında olan “kısa çalışma ödeneği” dışında bir şey yoktu. Bu arada isteyen faizle borçlanabilirdi! Kredi borçları da ek faizle birlikte 3 ay ötelenebilirdi. Elektrik-su-doğalgaz faturaları konusunda da halk bir destek beklerken aynı şey yinelendi!

“Herkes maske taksın” denilirken o maskelerin el yakan fiyatlarından bihaber ya da bilinçli bihaber olan devlet buna da “kolay ulaşılır yerlerde satışını örgütleyeceğiz” yanıtı verdi!

Ekonomik-sosyal yıkımın ürkütücü boyutlar kazanması karşısında bir de İBAN seferberliği başlattı tabi. Bağış kampanyası adı altında çalışan milyonlara yeni bir zorunlu vergi salmak dışında bir anlama gelmeyen bu “seferberlikle” biriken paraya rağmen “maskeleri bedava dağıtacağız” bile diyemedi!

Kısacası nereden baksak aleni bir sınıf düşmanlığı ve tutumuyla karşı karşıyayız.

Sonuçlarsa oldukça ağır.

Bu böyleyken, salgın öncesinde bile resmi rakamlarla 4 milyon 394 bin olarak ifade edilen (Ki gerçek sayının 7 milyonlara dayandığı biliniyordu) işsiz ordusuna son önlemlerle birlikte 5 milyonun daha eklenmesi umurunda bile değil.

CHP’nin hazırladığı rapora göre Türkiye genelinde faaliyetlerine geçici olarak son verilen işyeri sayısının 144 bin 690 olduğu tespit edildi. Bu işyerlerinde geçici ya da kalıcı olarak işten çıkarılanların sayısı ise yaklaşık olarak 5 milyon 190 bini buluyor.

İş kollarına göre salgında işsiz kalanlar

CHP’nin ekonomi açısından çeşitli senaryolar da ürettiği raporunda işkollarına göre salgında işsiz kalanlar şöyle:

-Berber, kuaför ve güzellik salonunda istihdam edilirken şu an salgın nedeniyle çalışamayan kişi sayısı 504 bin kişi.

–Alışveriş merkezlerinde istihdam edilen ve şu an çalışamayan kişi sayısı 500 bin kişi.

–Kahvehanelerde işletmeci ve garson olarak istihdam edilirken, şu anda çalışmayan kişi sayısı 259 bin kişi.

-Salgında eğitime ara verilen okullar, üniversiteler ve yurtların kantilerinde çalışan kişi sayısı yaklaşık 150 bin kişi.

–Okul servis araçlarındaki şoför ve görevlilerin sayısı yaklaşık 360 bin kişi.

–Faaliyetleri sınırlandırılan ya da kapatılan lokanta, restoran ve kafelerde çalışan kişi sayısı 1 milyon 900 bin kişi.

–Motorlu kurye çalışanlarının büyük bir kısmının da ticaretin azalması nedeniyle işsiz kaldığı belirtilirken, bu süreçte işsiz kalanların sayısı 500 bin kişi.

–Gündelik olarak evlerde çalışan yaklaşık 1 milyon kişi.

–Sokakların boşalması nedeniyle sokaklarda çeşitli gıda ve ürünleri satan sokak satıcılarının 1 milyonunun da işsiz kaldığı tahmin ediliyor.