Perşembe, 25 Haziran 2026

Arkada bir şeyler oluyor…



Görülen o ki, iktidar bloku içinde bundan sonraki “günah keçisi” olma korkusunun kızıştırdığı iç tepişmeler artmış.


AKP-MHP- Ergenekon faşist koalisyonu korona salgını yaşanmaya başladığından beri süreci yönetmekte akıl almaz bir beceriksizlik ve dağınıklık sergiliyor.

İşin ciddiyetinin hâlâ farkında değiller. Bilimsel uyarı ve önerilere oldum olası kulak verdikleri yok. Fakat “bildiklerini de tam okuyamıyorlar”. Bir söyledikleri bir öncekini tutmuyor, birinin söylediğini diğeri yalanlıyor, dün yaptıklarını bugün bozuyorlar. Tam bir kafası kesik horoz manzarası.

Bu çapaçulluk yüzünden Türkiye’nin ödeyeceği fatura muhtemelen çok büyük olacak. Salgının gerçek boyutları ve korona yüzünden ölenlerin sayısı saklanıyor. Dünya Sağlık Örgütü (WHO)’nün kurallarına göre kayıt tutulmuyor. Çok sayıda ölüm “zatürre”, “kalp krizi”, “KOAH” ya da “Yüksek tansiyon” olarak gösteriliyor. Başvurulan ayak oyunlarına rağmen vak’a sayısındaki artış hızıyla ölüm oranları bakımından Türkiye dünya sıralamasında hızla yukarılara tırmanmaya başladı. Kaldı ki salgın Türkiye’de henüz tepe noktasına çıkmadı.

Toplum sağlığı çok büyük bir tehdit altındayken Tayyip Erdoğan’dan başlayarak her birinin içerde ve dışarda siyasi show ve reklam peşinde koşması işin başka yönü. “Önlemlerimizi aldık, salgın bize teğet geçecek” gevşekliğinden Umre’den dönenlerin karantina altına alınmadan dört bir yana dağılmalarına seyirci kalmanın sonradan ortaya çıkan sonuçlarına, millet can derdindeyken Kanal İstanbul ihalelerine çıkmanın gözlere soktuğu talan hırsına, işçisinden esnafına kadar çok geniş bir kesim “halimiz ne olacak” kaygısı yaşarken “Büyük ve güçlü Türkiye”nin vatandaşa IBAN numarası göndererek para dilenmeye çıkmasına öte yandan İngiltere’den İspanya’ya, İtalya’dan Balkan ülkelerine kadar çok sayıda ülkeye koli koli maske ve sağlık malzemesi gönderilmesi türünden hovardalıklar türünden sergilenen tutarsızlıklar AKP tabanının bile gözünden kaçacak gibi değildi.

Geçen Cuma gecesi hangi akla hizmet alındığı belli olmayan “2 günlük sokağa çıkma” yasağı hepsinin üzerine adeta tüy dikti. Açık buldukları market ve fırınlara hücum eden insanlar sokaklarda birbirlerine girdiler. Önümüzdeki günlerde yaşanacak bir korona patlamasının pimi o gece çekildi.

Bu günlerin korku ve telaşı geçtikten sonra sürecin yönetiminde sergilenen bu çapaçulluğun siyasi bir faturasının çıkacağı çok açık. AKP’nin beklenmedik biçimde iktidara gelmesiyle sonuçlanan 2002 siyasi depreminde Ecevit-Bahçeli-Mesut Yılmaz koalisyonunun sonunu yönetemedikleri ekonomik krizin ağırlaşması yanında 17 Ağustos depremi sonrası süreci yönetmekte sergiledikleri beceriksizliğin tayin edici olduğunu unutmamak gerekiyor.

Zaten doğada nasıl bazı hayvanlar depremin gelişini önceden sezerlerse Saray çetesinin bütün mensupları ve yancı takımı da bugün bu gerçeğin farkında. O yüzden her biri şimdiden siper kazıp kendini sağlama almanın derdine düşmüş durumda. Tayyip Erdoğan, kamuoyundaki tepkilerin yükselişine paralel olarak bazı günah keçilerini kurban ederek yapmayı deneyecektir bunu. Korona günlerinde Kanal İstanbul ihalesi düzenleyen Ulaştırma Bakanı’nı harcayarak ilk örneğini verdi bu taktiğin.

O adım geride kalanlara da bir uyarı ve sinyaldi. Sonraki “günah keçisi” olma korkusunun kızıştırdığı iç tepişmeler arttı. Saray’ın piyonları arasında en fazla öne çıkan iki isim gece yarıları boy gösteren “ölü sayıcı” Sağlık Bakanı ile üzerine vazife olsun olmasın her şeye maydanoz olmayı alışkanlık haline getirmiş İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ydu. Gemi su aldıkça atılacak ilk safralar muhtemelen bunlar olacaktı.

Tehlikeyi sezen Soylu çakallığını bu konuda da konuşturdu. Önce gündüz sahte bir özeleştiri showu sergiledi, arkasından akşam pat diye bu kez “istifa” showu geldi. Hatta Soylu’nun –arkasına başka destekler alarak- el büyüttüğü bile söylenebilir. Gelen tepkiler sonucu önce “Sokağa çıkma yasağını ben kendi başıma almadım ki, talimat Saray’dan geldi” diyerek Tayyip Erdoğan’ı hedef göstermişti. Dün gündüz showunda bu kez “Gelen eleştirileri de hakaretleri de üzerime alıyorum” diyerek “kahraman”ı oynadı. Akşamki “istifa” showunda ise “Cumhurbaşkanım beni bağışlasın. (Ama) Hayatımın sonuna kadar ona bağlı kalacağım” şeklinde bir sadakat andı içme gereği duydu. Tükürdüklerini yalamasıyla ünlü Soylu’nun yeminlerine ve sözlerine ne kadar sadık olduğunu en iyi bilenlerin başında herhalde Tayyip Erdoğan gelir. Onun için işin bu kısmı üzerinde bile durulmayacak bir ayrıntı.

Süleyman Soylu -MHP’nin tam desteğini aldığı Devlet Bahçeli’nin demecinden anlaşılan- bu hamlesiyle sadece kendisini sağlama alan bir ön kesme hamlesi yapmakla kalmadı. Sahte bağlılık yeminleri ettiği Reis’ini, istifayı kabul etse bir türlü etmese başka türlü bir açmazla karşı karşıya bıraktı. Sonuçta Saray bu istifa restini görmezden gelip reddetti ama görüldü ki iktidar cephesinde testi fena çatlamış, faturanın çıkarılacağı günah keçisi olmamak için birbirlerini topun ağzına sürüp pozisyonlarını sağlamlaştıracak tepişmeler şiddetlenmiş.

Bu süreç başka hangi sürprizleri beraberinde getirir, öte yandan “Ben yapmadım o yaptı” diye birbirlerini satmak şu günlerin telaşı geçtikten sonra yaşanabilecek toplu bir çöküşü önlemeye yeter mi… Bunları yaşayarak göreceğiz.