Türk-İş Genel Başkanı Atalay, Türkiye işçi sınıfının ezici çocukluğuna “geçim ücreti” olarak dayatılan ve ortalama ücret haline gelen, fakat dört kişilik bir ailenin tüm masrafları bir yana mutfak masraflarına bile yetmeyen asgari ücretin 2021 yılı için ne olacağına dair yapılacak komisyon toplantıları öncesinde zavallıca, ama bir o kadar da sinsi açıklamalarda bulunarak, “asgari ücrette yaptırım hakkımız yok” dedi.
Atalay epey ağlak konuşmasında asgari ücretin değil bir ay, 15 güne bile yetmediğini, bunu herkesin bildiğini belirterek, klasik klişeyi yineledi: “Komisyonda işveren ve hükümeti temsil eden üyeler, bugünden itibaren başlasınlar bakalım 2 bin 324 lirayla kaç gün idare edebiliyorlar?”.
Asgari ücretin geçinmeye yetmeyeceğine dair sayısız kelime sarfettikten sonra baklayı ağzından çıkaran Atalay, 15 kişilik Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nda beş oyla temsil edilmenin anlam taşımadığını, beş hükümet ve beş de patronlardan oluşan temsilcilerin oylarının belirleyici olduğunu söyledi ve “yaptırım hakkımız yok” cümlesiyle bu gerçeği birleştirerek o büyük satışa önden kılıf uydurmaya çalıştı. Hatta “bu sene komisyona gitmesek mi” diye tartıştıklarını da söyleyerek, işçi sınıfına dayatılacak kölelik ücretinin belirlenmesinde hiçbir rollerinin olmadığını ilan etmiş oldu, aklınca. Yüzbinlerce işçiyi temsil eden bir konfederasyonun başkanı değil de dilenen bir zavallıymış gidi, “İşveren ve hükümetin, insanları tebessüm ettirecek, bizim de ‘evet’ diyeceğimiz bir rakam getireceğini bekliyor ve umut ediyoruz” diye eklemeyi de unutmadan rolünü tamamladığını düşündü. Ha bu arada DİSK ve Hak-İş’le de görüşeceklerini belirterek, ortaya çıkacak sonuca diğer “zavallıları” da dahil etmiş oldu.
Atalay’ın konuşması baştan sona mevcut sendikaların-konfederasyonların nasıl bir tıynette olduğunun çarpıcı bir özeti oldu. Her satışlarına kılıf yaratan bu satılık takımının literatüründe meşru mücadele diye bir kavram yok. Hoş, yasal sınırlar içindeki mücadele konusunda bile solukları kalmamış birer kadavradan farkları kalmamıştır. Onların bildiği en ileri şey Meclis koridorlarında ya da bürokrasi masalarında mekik dokumak, sonuçta patronlar ve devletlerinden “umut” etmektir.
Onlara “sendikalar biraz bastırsa patronlara da devlete de geri adım attırır” diyenlere, “Kamu sözleşmelerinde ya da özel sektör sözleşmesinde bir sürü yaptırım hakkımız var ama asgari ücrette böyle bir yaptırım hakkımız yok” yanıtı veren bir anlayışın en iyi ustalaştığı konunun satışlara kılıf yaratmak olduğu açıktır. Ki kamu sözleşmeleri ya da özel sektör sözleşmelerindeki yaptırım haklarını kullanıyorlarmış gibi konuşan Atalay gibilerinin ustalaştıkları konu bunun da ötesindedir. Onlar satışta oldukları gibi bu satışı gözümüzün içine baka baka pazarlamakta da inandırıcılık kaygısı duymayacak kadar pişkindirler.
İşçi sınıfının zihninden fiili meşru mücadelenin kültürünü bırak lafzını bile sokamamakta kararlı olan bu sınıf düşmanı zaptiyelerin bugünlerinin sonsuz olmadığını görmeleriyse çok uzak bir ihtimal değil!
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!