Reyhan Karadereli: Kadın, işçi, sendikacı ve anne…



İbni Sina Hastanesi’nde taşeron temizlik işçisi olarak çalışan, aynı zamanda Devrimci Sağlık İşçileri Sendikası (Dev Sağlık-İş) İşyeri Temsilcisi de olan Reyhan Karadereli’yle sağlık emekçilerinin, özellikle de kadın emekçilerin sorunları üzerine sohbet ettik.


Devrimci Sağlık İşçileri Sendikası (Dev Sağlık-İş) İbni Sina Hastanesi İşyeri Temsilcisi de olan Reyhan Karadereli’yle kadın işçi olmayı, sendikal mücadeleyi, işçilerin bu mücadeleyle nereden ilişkilendiklerini, hangi zorluklarla karşı karşıya kaldıklarını, bir anne ve eş olarak ne tür sorunlarla boğuştuğunu, bunları aşmak için neler yaptığını, ideallerini, hayattan beklentilerini, aile ilişkilerini, nasıl solcu olduğunu, sendikal mücadeleye nasıl katıldığını ve daha pek çok şey hakkında konuştuk. Kendisini sendikal mücadele içinde yeniden üreten Reyhan’ın çıkardığı dersler, biriktirdiği özgüven birçok kadın emekçi açısından öğretici, esinleyici nitelikler taşıyor.

Hastanede çalışmaya başlayınca işçilerin durumunu anladım’

Reyhan: Taşeron işçilerin sendikalaşabilmelerinin önü açıldığında daha doğrusu hastanede işe başladığımda taşeron çalışmanın ne kadar zor olduğunu gördüm. Ben ‘92 yılından bu yana çalışıyorum. Kendi işyerim de vardı, kapatmak zorunda kaldım. Çünkü kızımla ilgili sağlık sorunlarından kaynaklı problemlerimiz vardı. Hastanede işe başladığımda insanların ne kadar zor şartlar altında çalıştığını gördüm. Bekarken, gençliğimde bu kadar koymuyordu, daha gençtim falan… Hastaneden önce, Metro Gros’ta çalışırken ucundan kıyısından sendikal mücadelem başlamıştı ve o zaman sırf sendikadan istifa etmedim diye işten atıldım.

Sendikayla ucundan kıyısından ilgilenmiştim, ama siyaset hep yaşlıların işi gibi geliyordu. Mesela benim babam sırf siyasetle uğraşmayayım, bulaşmayayım diye okutmadı. İlkokuldan sonra okutmadılar beni, ortaokulu kendim dışarıdan bitirdim, şimdi lise öğrencisiyim. Okutmadı babam, ben ise hemşire olmayı çok istemiştim.

Bu ülkenin bugünkü güvensizlik duygusu aslında geçmişte de vardı. ‘80’lerden sonra da vardı. “Tacize uğrarsın, başına bir şey gelir, siyasete karışırsın…” diye okutmadılar. Benim amcam eski solculardan, bu kaygılar da yaşadıkları birçok sıkıntıdan kaynaklı.

Ailem eski Yugoslavya şimdiki Kosovalı. Genelde göçmenler çok büyük katliamlar yaşamışlar, ezilmişler ve yüzlerini hep bir hükümetten yana dönmüşler. Çünkü ezilmekten korkmuşlar. Zaten başka bir ülkeden gelmenin ezilmişliği de var. O dönemler amcam Dev-Solcu’ydu. Hatırlıyorum da amcam 10-15 gün gelmezdi eve, büyük bir aileydik. Dedem, amcam, babam aynı evde yaşıyorduk. O dönem bunların etkisiyle babam beni okutmadı. Evde okutulmayan tek ben oldum. Dört kardeşiz. Erkek kardeşim babamın mesleğini yapmak istediğini söyleyerek ortaokuldan sonra okumadı, ben para kazanacağım, dedi. Ailede hiç kimseye baskı yapılmadı. Biz bir erkek, üç kız kardeştik. Sadece beni okutmadı babam. Bir de ben hareketliydim. Karşımızda Kürt aile vardı, iki bina ileride…

Alınteri: Ailenin Kürtlere bakışı nasıldı?

Reyhan: Hiç Sevmiyorlardı. ‘80 sonrası aslında sanki şeymiş gibi bakılıyordu. Hatta Kürt komşumuzun çocuklarıyla mahallede oynarken babaannem çok kızardı bana. Ama büyüyünce Alevi birisiyle evlendim.

Alınteri: Aile nasıl karşıladı bu evlilik kararını?

Reyhan: Ben 27 yaşımda evlendim. Çok korkmuştum. Eşimle çıktığımız zamanlarda, babama nasıl söyleyeceğiz diye çok korkmuştum hatta o zaman eşim ‘olmaz derlerse kaçar mısın?’ diye sormuştu. Mümkün değil, benim tabularım vardı. ‘Kaçamam, onaylarlarsa tamam, ama onaylamazlarsa kaçamam, biter bu iş’ diyordum. Sonra ilk anneme söyledik, annem de babama söyledi. Bu işler böyle olur ya. Babam da ‘olsun’ demiş. ‘Ne olacak yani iki eli, iki ayağı yok mu? Kızım bunların da gözü, kulağı yok mu?’ dedi. ‘Sadece anlaşabileceğine emin misin? Hem kültür olarak hem de daha solcular’ diye belirtti. Aslında benim solculuğum da biraz oradan başladı. Ailem kendimce moderndi, ama babamdan beklemediğim bir şeydi bu.

Alınteri: Bu değişikliğin nedeni üzerine hiç konuştunuz mu babanızla?

Reyhan: O zaman hiç konuşmadık bu konu üzerine, şimdi çok iyi sohbet ediyoruz, konuşuyoruz.

Bu ülkede yaşam şeklini seçmek solculuksa ben solcuyum’

Alınteri: Amcanızın etkisi olabilir mi peki bu değişiklikte.

Reyhan: Hayır, kesinlikle hayır. Çünkü amcama babam hep çok tersti. Babam Kenan Evren’i hep çok severdi, amcam Kenan Evren’e hep küfrederdi. Ama mesela Ecevit için de akrabamız olan karşı komşumuzla kavga ederdi. Ben o zamanlar çocuktum. 9-10 yaşlarında bir çocuğum, bir bakmışız Celal Amcayla babam kavga etmişler. Evliliğim de böyle olunca, benim solculuğum ne kadar solculuk bilmiyorum ama, öyle deniyorsa ben solcuyum. Bu ülkede yaşam şeklini seçmek solculuksa ben solcuyum. Başka bir şeyse başka bir şeyim.

Dediğim gibi hastanede işe başladıktan sonra insanların neler yaşadığını, nelere katlanmak zorunda kaldıklarını anladım. Molaların bile keyfi kesildiğini, hor görüldüğünü, aşağılandığını. Yaşadıklarımızı anlatırken tamam üzülüyoruz da, kendi sınıfından insanlara bile anlatamıyorsun derdini.

Sendikalı olacağım ve temsilci olacağım dedim ve sendikaya üye oldum’

Alınteri: İnsanlar işlerinde yükselebilmek için birçok eziyete katlanıyorlar. Ama yükseldikten sonra da aynı şeyleri bu sefer kendi altında çalışanlara uyguluyorlar ve kendileriyle yüzleşip sorunun kaynağının yönetimde olduğunu düşünmek istemiyorlar.

Reyhan: Hiçbir zaman. Eğer yönetimde bulunursam kendi yerimden olurum, diye düşünüyor. Ben sendikal faaliyete 2012’de başladım. Sendikalı olmanın önü açılınca sendikalı olacağım ve temsilci olacağım, dedim ve sendikaya üye oldum. Daha sonra da sendikada işyeri temsilcisi oldum. Sonra, sendikacı olmak yetmiyor bunu öğrendim. Covid olduğumda bilgisayar, internet almak zorunda kaldığımı ifade etmek zorlarına gitmiş. Bunu kendim için söylemişim gibi algılandı. Aslında aynı durumda olan bir sürü çalışan insan için de söylediğimi anlamıyorlar. Bana, “Hasta yatağında böyle demiş de biz bu kadar artniyetli insanlar mıyız?” gibi şeyler söylediler. O kocaman kocaman genel sekreterler benim bunları bireysel bir şey olarak söylemediğimi ya da herhangi bir artniyet güderek dile getirmediğimi anlamak istemiyorlar.

Kendimin de içinde yaşadığı sorunlar oluyor, ama ben konuşurken bireysel sorunum olduğunu düşünmediğim için sadece kendi sorunum olarak görmüyorum. Bir sürü röportajım var, bir sürü insanla konuştum, işçi arkadaşlarımla da konuştum. ‘Arkadaşlar ben burada temizlikte hala çalışan bir işçiyim, senin bir sorunun varsa benim sorunumdur zaten, aynı sorunları birebir yaşıyoruz. Belki ben sendika temsilcisi olmamdan kaynaklı dişliyim’ diye söyledim. Siyasetle ilgileniyorum diye benden biraz daha uzakta duruyorlarsa ben onlardan daha çok üzülüyorum. Konuşurken, anlatırken ben şahsım adına bir şey anlatmıyorum, biz hepimiz aynı şeyi yaşıyoruz. Dışarıda sokağı süpüren işçi arkadaşım da aynı şeyi yaşıyor, biz de aynı şeyi yaşıyoruz. Okuyamadık.

İyi ki de hastaneye işe girmişim’

Alınteri: Bir işte çalışan insanların aslında hepsi aynı şeyleri yaşıyor. Biraz kendi işine sahip olanlar belki farkı olabilir.

Reyhan: Benim de kendi tuhafiye dükkanım vardı mesela, orada da kadınlara örgü kursları falan vermeye çalışıyordum. Kadın çalışması yapmaya çalışıyordum. Tadilat falan yaparken mahalledeki kadınlar geliyordu, örgü öğretiyordum. Kadınlarla sorunlarını tartışıyorduk. Nasıl çözeriz, ne yapabiliriz bunlara kafa yoruyordum. Ama ezilenlerin yanında olmaktan onur duyuyorum. İyi ki de hastaneye işe girmişim.

Pandemide her şey daha da zorlaştı’

Alınteri: Pandemi öncesi ve pandemi dönemini değerlendirdiğinde çalışma koşulları açısından neler söyleyebilirsin?

Reyhan: Pandemi öncesinde en azından hastalanacağız, covid olacağız korkusu yoktu. Hastalığı eve taşıma korkusu yoktu. Evde iki çocuğum var, eşim var. Eşim belediye işçisi, ama daha işe başlamadı. Ben gece covid bölümünde çalışıyorum. Onları korumak ve koruyamamak endişesi, çocukların okul endişesi. Her gün sabah nöbetten çıkıp eve gidiyorum, ‘hadi kızım hadi kızım dersine’ diyerek kızımı bilgisayarın başına oturtmaya çalışıyorum. Tam yatıyorum ki, ‘sistem kapalı anne’ diye sesleniyor kızım, zorluklar çok. Mesela benim gibi olan, evde yaşlı yakınları olanlar, yaşlısı bakıma muhtaç olanlar çok fazla var. Bu dönüşümlü çalışma bize hiç uğramadı. Daha çok masa başı çalışanlara uygulandı. İşçilere uğramadı, devlet memurları gibi diğer kurumlarda uygulandı. Bizde uygulanmadı, aksine birkaç gündür saatlerimiz arttırıldı, bununla uğraşıyoruz.

Personel eksik, maaşlar düşük, saatler uzun’

Alınteri: Normalde kaç saat çalışmanız gerekiyor?

Reyhan: Normalde 8 saat çalışmamız gerekiyor. Ama öğle paydosu kullanmayan arkadaşlarımız var. 12-13 saat çalışan arkadaşlarımız var. 12 saat diye başlıyor ama 14 saate bile çıkıyor öğlen saatini kullanmadığınız zaman. Personel eksikliği var. Maaşlar çok düşük, son asgari ücrete gelen zamlar var, biliyorsunuz. Komik derecede, kendileri söylediler ek ödeme konusunu. Bize hiçbir şekilde yansımıyor, yok yani.

Alınteri: Çalışma saatleriniz arttırıldı, peki ücretleriniz arttırıldı mı?

Reyhan: Çalışma saatlerimiz için arttırıldı demiyorlar. Keşke deseler, eksik çalışıyorsunuz diyorlar. Hesaplıyoruz eksik çalışmıyoruz. Bakanlık’tan geliyorlar hiçbir şey yapmadan gidiyorlar. Niye bir şey yapmıyorlar, neden bir şey yapamıyorlar, bilmiyorum. CİMER’e şikayet eden arkadaşlarımız oluyor.

Alınteri: Bir iş yerinde şikayet varsa ve bunun için geliyorlarsa tutanak tutup bildirmek zorunda değiller mi?

Reyhan: Yasayı baştan çiğniyorlar. Hastane yönetiminin bu yasayı çiğnemesi bana çok acayip gelmiyor açıkçası, zaten yasayı koyanlar yasayı çiğniyor, ek ödeme konusu da öyle. Kendileri söylediler kendileri vermediler, vermiyorlar. Kendi keyiflerine göre hareket ediyorlar.

Sendikalı olmanın bedeli: Hasta bakıcı olduğum halde temizliğe verdiler!

Alınteri: Sendikalı olduktan sonra nasıl bir değişiklik oldu yaşamında ve iş hayatında?

Reyhan: Hala çok konuşuyorsun diyorlar. Ben yıllardır geceye geçmek için yalvardım kızımın sağlık sorunlarından dolayı, ama geçirmediler. Ben hasta bakıcı olarak çalışıyordum. Şimdi geceye geçtim ama temizlik bölümünde, adeta cezalandırır gibi. Ben her fırsatta hasta bakıcısı olduğumu söylüyorum ve o bölüme geçmek istediğimi ifade ediyorum, seviyorum hasta bakıcılığını. Önce söz veriyorlar, tamam diyorlar. Açık olmasına rağmen yapmıyorlar. Zaten emekliliğime çok bir şey de kalmadı.

Pandemi başladığında, ‘Geceye geçme talebin vardı hala istiyor musun?’ dediler, ben de ‘evet istiyorum’ dedim. Bir yıl olacak Mart ayında hala covid bölümünde çalışıyorum. Çünkü ben yıllarca yalvardım yapmadılar. Gündüze geçmek istemiyorum kızım için. ‘Gece istiyorsan bu bölüm, yoksa olmaz,’ diyorlar. Şimdi şöyle ki, yasayı çıkarıyorlar ama kurumların inisiyatifine bırakıyorlar. Kurum da o kadar güzel kullanıyor ki bunu… Haftalık çalışma 45 saat. ‘Hastanede 40 saat çalışma olması gerekirken neden 45 saat çalışıyoruz’ diyorum, ‘ben bunu uygularım’ diyor. Yıllık izinler konusunda da sorunlar yaşıyoruz, biliyorsunuz. Daha yıllık izinlerin durdurulduğu yazısı hastaneye gelmemişti. Benim 2020 yılından 7 gün iznim duruyor. Bunu kullanmak istedim, bana 6 gününü veriyor, bir günümü vermiyor. Neden? Ben iki çocuğu olan bir kadınım yani o bir gün iznimi hafta sonuyla birleştirsem ilaç gibi gelir.

İşten eve gidince…

Alınteri: Çalışan bir kadın olarak bunca ağır koşullar, baskı, üstelik pandemi süreci… eve geldiğinizde neler yapabiliyorsunuz, neleri yapamıyorsunuz?

Reyhan: Eve geldiğimde kızımın ders telaşı, oğlum kendini kurtardı ama kızımla ilgilenmem gerekiyor. Gece çalıştığım için onlar geç yatıyor, ben başında değilim. Eşim de -erkekler nedenini bilmiyorum ama- ilgilenmiyorlar çocuklarla. ‘Dersini yap’ diyor, bağırıyor çağırıyor, yapmıyorsa bırakıyor. Ben öyle değilim. Bağırıp çağırmam. Evde olduğum gece onu yatırana kadar beklerim, oyalarım. Gece nöbetten eve geldiğim zaman bakıyorum gece geç yatmış, kalkmıyor. ‘Hadi kızım hadi kızım’ saat 10 oluyor, kahvaltı saati gelmiş. Kahvaltı hazırla, yapılacak ev işlerini yap. Gazetelere bakmak lazım, gitmem gereken yerler var, toplantılar var, sendika var. Bunları şikayet olarak söylemiyorum kesinlikle, hayatımdan memnunum, koşturmayı seven bir insanım, ama artık yaş belli bir yere geldi.

Erkekler, kadınlar…

Alınteri: Erkekler ilgilenmiyor dedin ya, hiç eşinle konuştun mu bu durumu?

Reyhan: Evet konuştuk. Eşim bazen kızıma sert davranıyor. Ona, “Bu kıza böyle yaptığın sürece yarın bir gün önüne çıkan, ilk ilgi gösterene kapılır, sen bir baba olarak, bir abi olarak duygularını beslemezsen duygusal gelişimi tamamlanmayacak. Eminim bir baba olarak bunu hiç istemezsin. Çünkü benim sana katlanmamın sebebi çocuklar, yoksa ben sana neden katlanayım!” diyorum. Bunu da kendisine böyle söyledim, ama…

Alınteri: Eşin nasıl biri?

Reyhan: Aslında iyi bir eşti. Şimdi daha iyi bir eş, çünkü artık bana çok diş geçiremiyor. Zamanında çok hengameli bir dönem atlattık. İşsiz kaldı çok uzun zaman. Şansım solculuktan yana, eşimden yana, hiç itiraz etmedi. Bazen sızlansa da, “nasıl yani” dese de, “ne işin var toplantılarda” dediği zaman “hani sen bunları savunuyordun ya” dediğimde de geri basıyor. Bazen “Ne konuşuyorsunuz, ülkeyi mi kurtaracaksınız” falan diyor. Ben de, “Ben seninle solcusun diye evlendim” diyorum o zaman susuyor. Özgürlüğümü ilan etmiş durumdayım

Alınteri: Eşin evde yardımcı oluyor mu?

Reyhan: İsterse, içinden gelirse çok güzel yardımcı olur. Ama istemezse, “Hazır sofraya oturduğun günleri unuttun mu?” der. “Nöbetten geliyorum neden beni bekliyorsun? Kahvaltıyı hazırlayıp yapın, ben de açsam yerim. Yatıp dinleneyim” diyorum. “Hazır kahvaltı sofrasına oturduğun günleri unuttun mu?” deyiveriyor. Yani o sofranın hazırlanması için illaki benim kalkmamı bekliyorlar. Bu bizim iyi mesafe almış halimiz. Bazen ev temizliği yaparken eşime viledayı, oğluma süpürgeyi, kızıma başka bir şey verip haydi temizlik yapıyoruz diyorum

Alınteri: Evliliğin gerçekten sadece çocuklar için mi devam ediyor, yoksa eşinde de bir ilerleme oldu mu?

Reyhan: Ama o da şunu gördü. Gerçekten çocuklar için katlandığımı ve bunun da bir yere kadar gideceğini o da sonunda anladı tabii. Bazen “ayrılacağım” dediğimde, “çocuklar ne olacak?” diyor. “Onlar büyüdü artık. Bize ihtiyaçları kalmadı” diyorum. İster sende ister bende benim için fark etmez diyorum. Çünkü benlik bir işleri kalmadı. O nedenle işin ciddiyetinin eşim de farkında .

Alınteri: Kadınlar biraz daha bilinçli ve kararlı olunca eşler de kendilerine çeki-düzen vermek zorunda kalıyorlar. Eğer devam ettirmek istiyorlarsa.

Reyhan: Aynen öyle. İşin gerçeği ben artık eşimin memnuniyetiyle ilgilenmiyorum. Geleceğe dair planlarım var, çocuklarımla ilgili. Eğer çocuklarım da benim gibi büyür yetişirse bu iş böyle olmaz. Bütün annelerin de bana göre bunu yapması gerekiyor. Babalar da yapsa iyi olur da ama özellikle anneler geleceğin gençliğini yetiştirmek zorunda.

İnsanın idealleri olmalı

Alınteri: Nasıl bir gençlik yetiştirmek lazım?

Reyhan: Öncelikle idealleri olmalı. Ben mesela böyle arabalar, evler falan çok yüksek şeyler istemiyorum. Kendi gençliğimde kendim için de istemedim. Anneler gördüğüm kadarıyla mal-mülk edinilince çocuklarına gelecek kurduklarını sanıyorlar. Çocuklarımız severek okuyacağı okulları kazanması çok büyük bir mutluluk. Arada bir birbirimize zaman ayırıp birlikte küçük de olsa tatil yapabilmek, ama herkesin yapabilmesini de istemek. Biz yapabiliyorsak çocuğumun arkadaşı da gelebilmeli mesela. Bir dayanışma kültürü vermek istiyorum çocuklarıma, kendilerine vakit ayırabilsinler istiyorum. Geleceği için, kendi hayalleri olsun. Seçimlerini, tercihlerini kendileri belirlesinler, bizler çocuklarımızla arkadaş olabilelim, onlar bizimle her şeylerini paylaşabilsin, konuşabilsin istiyorum.

Çocuklarımın örgütlü mücadele içinde olmalarını çok isterim. Kendilerine nereyi doğru buluyorlarsa orada örgütlü olsunlar. Örgütlülükten zarar gelmez, bunu 40 yaşımdan sonra öğrendim. İyi ki de örgütlü mücadeleyi öğrenmişim. İyi ki de örgütlü mücadele içindeyim. Çok güzel insanlarla tanıştım, çok güzel dostlarım, yoldaşlarım, yol arkadaşlarım oldu. Çok güzel şeyler öğrendim. Tek endişem yetememe endişesi. Kapitalizmin bizlere dayattığı bir şey var. Bundan çok rahatsızım. Kitap okuyamıyorum, çünkü sürekli bir şeylere yetişmek zorundayım. Kitabı elime alıp okumaya başlayınca uyuyup kalıyorum yorgunluktan. Bir ayda ya da iki ayda bir kitap okunamaz mı? Ama elimden geldiği kadar okumaya zorluyorum kendimi.

Alınteri: Hastahanede çalıştığınız arkadaşlarınız ne düşünüyorlar içinde bulundukları koşullar hakkında?

Reyhan: Herkes çok şikayetçi. Ama bakıyordum her seçim döneminde yine vazgeçmemişler egemenlere oy vermekten. Şimdi biraz daha farkındalar gibi, en çok da haklarını alamamaktan şikayet ediyorlar. Çok çalışıyorlar ama az ücret alıyorlar. Ek ödeneklerin verilmemesi, dönüşümlü çalışmanın uygulanmaması onları çok etkiledi, herkesi çok yıprattı. Ama yıkamadığımız bir şey var. O da köylü kurnazlığı, gemisini kurtaran kaptan misali bencillikten, çıkarcılıktan kurtulamıyorlar. İzne gidebilmek için amirinle memurunla aranı iyi tutuyorsun ama ücretini arttırma şansın yok. Ne yapıyor, izne gidince ek iş yapıyor. Biz diyoruz ki, birilerine iyi gözüküp izin alabilip ek işte çalışacağına gel hep birlikte iyi koşullarda çalışmak, daha kısa saatlerde çalışmak için birlikte mücadele edelim, kazanalım. Boş zamanında ek işe gideceğine sinemaya git, tiyatroya git, sana faydalı ve iyi gelebilecek şekilde değerlendir. Tatil yap, günde 8 saat yerine 6 saat çalışsan da kalan zamanı ailene, çocuklarına ayırabilsen kötü mü olur?