Birleşik Mücadele için ne dediler -VII



İşçi ve emekçilere, kadınlara ve gençlere, yurt içinde ve yurt dışında yaşayan, yüreği herkesin elele vererek sömürü ve zorbalığa karşı karşı dikilmesi gerektiğini düşünenlere Birleşik Mücadele Güçleri’nden beklentilerinin ne olduğunu birleşik mücadelenin nasıl büyütüleceğini sorduk.


Alınteri: Geçtiğimiz günlerde 7 devrimci yapı (Alınteri, Demokratik Bölgeler Partisi, Devrimci Parti, Ezilenlerin Sosyalist Partisi, Mücadele Birliği Platformu, Partizan, Sosyalist Meclisler Federasyonu) birleşerek BMG’ni kurdu. Herkesin “birleşmiyorsunuz, dağınıksınız, parça parçasınız” diye eleştirdiği bu yapıların oluşturduğu Birleşik Mücadele Güçleri’nden beklentiniz nedir? Sizce bu güçler ilk olarak neye el atmalı, ne yapmalı?

Eğitim Emekçisi / İzmir: Öncelikle Birleşik Mücadele Güçleri’ni kutluyorum, bir araya gelmenin kaçınılmaz olduğu günümüz koşullarında büyük bir eksikliği gidereceğine inandığım BMG içindeki yapıların birleşme yönündeki kararı oldukça önemlidir.

Elbette, sosyalist mücadelede belirli bir geçmişi ve birikimi olan yapıların bir araya gelmesi ile oluşan BMG’ye, “şunu yapmalı”, “böyle davranmalı” demek kimsenin haddine düşmez. BMG içindeki her bileşenin birikimi çok kıymetlidir. Ancak, beklenti yönünde, hepimizin içinde olduğu kimi zaman sendika kimi zaman parti kimi zaman başka demokratik kitle örgütü ya da yapılardaki tartışmalarımızdan bazı hatırlatmalar yapılabilir.

Yaşadığımız coğrafyada özellikle son dönemde, toplumsal değişimlerin çok hızlı olduğunu görüyor; çoğu zaman anlamakta, anlatmakta, değişimi yakalamakta ve dönüştürmekte zorlanıyoruz. Toplumsal hafızanın ve dolayısıyla sınıf hafızasının böylesine zayıflatıldığı bir dönemde ideolojik mücadelede mevzi kazanmak, ancak değişeni/dönüşeni anlamaktan geçiyor. Emek-sermaye çelişkisinin çok hızlı form değiştirdiği, karşımızda farklı farklı görünümlerde çıktığı günümüzde, emekten yana bir dünyanın mücadelesini veren bizlerin önündeki görev öncelikle değişimi sınıf eksenini kaybetmeden yeniden yorumlamaktır. Yarının yükünü sırtlayacak olan yeni nesli anlamak, onların davranışlarını/tavırlarını/düşüncelerini dışarlayıp “geleneksel kalıplarımıza” uydurmaya çalışmak yerine değişeni görmek önümüzdeki görevlerin ilkidir. Toplumdaki ve emek süreçlerindeki değişimi görüp yorumlamak ile yetinmeyecek olan bizler için elbette bu süreç dönüştürmek ile devam edecektir. “Yenilenme” tartışmaları yürütülmeden gidilecek bir yol olduğunu düşünmüyorum. BMG’den ilk beklentim, “yenilenme” tartışmalarının -yeniden ve yeniden- yürütülmesidir.

Bu süreç boyunca alandaki tüm yapıların birbiri ile ilişkisini güçlendirmesi görevinin de önümüzde olduğunu düşünüyorum. İşçi sınıfı içerisinde bir kesimi diğer kesimden öncelikli kılan bir ayrım hemen hemen kalmamıştır. Kol emeği ne kadar vasıfsızlaşmışsa kafa emeği de kimi kesimlerde vasıfsızlaşmıştır, diğer kesimlerde de hızla vasıfsızlaşmaktadır. Teorik olarak bu böyle iken, pratikte özlük haklarında, ücretlerde hızla eşitlenmeye giden farklı emek süreçlerindeki emekçileri görüyoruz. Mücadele anlamında, toplumsal üretim sürecinde bir sürecin diğerine üstünlüğü/belirleyiciliği diye bir şeyden bahsetmek -kapitalizmin görece gelişmemiş olduğu aşamalara göre- eskisi kadar mümkün değildir. Bu anlamda, örneğin, fabrikalarda örgütlenmek ne kadar önemli ise okullarda örgütlenmek de o kadar önemlidir. Bugün artık, mücadelede emek süreçlerinden birisini ötekinin önüne koymadan, bütüncül bir yaklaşım gözetmek şeklinde bir yol izlemenin zamanının geldiğine inanıyorum. Bu da BMG’den diğer beklentimdir.

Alınteri: Her türlü zoru ve zorbalığı kullandığı halde rejim toplumun büyük bir çoğunluğuna boyun eğdiremedi. Kürtler, kadınlar, gençler, doğasına sahip çıkan köylüler direniyor. Siz de bu dinamiklerin bir parçasısınız, bu dinamikleri bir kanalda birleştirebilmek için somut olarak herkes kendi çapında neler yapabilir, neler yapmalı?

Eğitim Emekçisi / İzmir: Öncelikle mücadeledeki tüm bu yapıların birbiri ile daha sıkı bir ilişki içinde olması yönünde, hepimiz içinde var olduğumuz yapıyı (sendika, parti…) zorlamalıyız. Etkileşimin eskisine göre çok daha kolay olduğu günümüzde bunu sağlamak zor olmasa gerek. Elbette her yapının dayandığı kendi temel ilkeleri, izlediği kendi stratejisi vardır. Bu ilkeleri ve stratejiyi, alanda mücadele eden diğer yapıları dışlamayan yerlere taşımak gerekiyor.

Emekçilerin mücadeledeki konumlanışında, sıkça “diktatörlük”, “faşizm” kavramlarını kullandığımız bugünlerde, yaratılan korku iklimi belki de her zamankinden daha belirleyici. Korkuyu aşmanın yolu ise birbirimize daha fazla yaklaşmamızdan, birbirimizin gündelik yaşamına daha fazla dokunmamızdan geçiyor. Günlük yaşam pratiğinde karşımıza çıkan sorunlara dair kolektif eylemler planlamak yoluyla çözüm aramakta ısrarcı olmak iyi bir deneyim olacaktır.

Bilim ve sanat alanlarında yürütülen faaliyetlerin birleştirici etkisini gözlemlememiş olan yoktur. Birleştirici olmasının ötesinde, bu faaliyetlerin toplumu dönüştürmedeki rolü de hepimizin malumu. Bu faaliyetlerin öznesi olmak da yapabileceğimiz şeylerden bir diğeri. Elbette somut bir soruna dair eylemlerde ortaklaşma çabası sürmelidir, ancak ortaklaşa düzenlenen bilimsel ya da sanatsal faaliyetlerin de birleştirici etkisini küçümseyemeyiz.

Alınteri’nin notu: Bu iki soru doğrultusunda görüşlerinizi bizimle paylaşırsanız ortak mücadelemize katkıda bulunmuş olursunuz:

alinterimb@gmail.com

alinteriyle@gmail.com