Pazartesi, 29 Haziran 2026

Aslında hepimiz biriz!



Yaşadıklarını somut bir deneyim olarak anlatmasını istediğimizde bile kimliğinin teşhir olmasından çekinen ve fakat aşağıda anlattıklarıyla neler yaşadığını az çok ortaya koyan bir trans bireyle yaptığımız röportajı yayınlıyoruz.


24 saat önce sitelere bir haber düştü: “İstanbul Beyoğlu’nda bulunan Sadri Alışık Sokak’ta 17 yaşındaki trans kadının yüzüne kezzap atarak bir gözünü kaybetmesine neden olan 28 yaşındaki Emre Bozkurt adlı erkek tutuklandı.” Binlercesinden biriydi, kadın cinayetleriyle inleyen coğrafya LGBTİ+’lara karşı tanımlanmaz bir nefretle çalkalanıyor.

Bu atmosferde bir transla konuştuk. Yaşadıklarını somut bir deneyim olarak anlatmasını istediğimizde bile kimliğinin teşhir olmasından çekinen ve fakat aşağıda anlattıklarıyla neler yaşadığını az çok ortaya koyan bu röportajı yayınlıyoruz:

Alınteri: LGBTİ+’lar içinden geçtiğimiz bu süreçte yaşadıkları en belirgin temel sıkıntı nedir, asıl olarak neye ihtiyaç duyuyorlar?

Trans: En temel sıkıntıdan başlamak gerekirse, toplum LGBTİ+’lara karşı nefret, kin ve düşmanlık ile doldurulmaktadır. Sistem, ataerki, devlet LGBTİ+’lara karşıdır. Birçok kesime bakıldığında LGBTİ+’ların yaşama hakkını elinden almaya çalışır, işte en temel ihtiyaçlar burada ortaya çıkar.

Aile tarafından, toplum tarafından, devlet tarafından dışlanmış olan LGBTİ+’lar çoğu zaman “iş” bulamaz. Bir bireyin hayatta kalması, temel ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için öncelikle çalışması gerekir. Zor bela buldukları işlerde çalışırken ise psikolojik şiddete, fiziksel şiddete, tacize maruz kalır. Örnek verecek olursak, birçok trans kadın iş bulamadığı, toplum tarafından kabul görmediği için seks işçiliği yapmak zorunda kalmıştır. Can güvenlikleri olmadan çalışmaktadır. En temel ihtiyaçlar iştir, yaşam hakkıdır. Devletin, polisin, toplumun yok saydığı LGBTİ+’lar varlıklarını gösterdikçe bu birçok kesimi rahatsız etmektedir. Toplumun geneline baktığımızda aslında en temel ihtiyaç “eğitim” dir.

Alınteri: LGBTİ+’ların politik mücadelesini bugünün koşullarında ve geçmiş deneyimleriyle birlikte bakıldığında yeterli buluyor musunuz?

Trans: LGBTİ+’lar politik bir mücadelenin içine doğmuştur. Doğduğu günden bu yana aile, okul, arkadaş, toplum, devletle bir mücadele içerisindedir. LGBTİ+’ların ayrımcılıkla mücadelesi dünya üzerinde 1960’lı yıllar, Türkiye’de ise 1980 ve sonrasında görünürlük kazanmıştır.

1980 sonrasında ivme kazanan bu mücadelede haklarını aramakta ve birçok baskıya direnmektedirler. Türkiye’de son 30 yılda sesini olabildiğince çıkaran, ayrımcılığa karşı direnen, varolduğunu toplumun gözüne sokarak, direnerek, korkmayarak, bütün zorluklara rağmen göstermiş ve göstermeye devam edecektir. Bugün devletin dolaylı yoldan homofobiyle yetiştirilmiş ve kendini eğitmemiş kesimin, LGBTİ+’lara karşı bu kadar nefret söylemi içerisinde olması, birçok faktör ile yok etme, yok sayma çabası mücadelenin artık birçok kesime ulaşması ve daha çok mücadele edileceğini gördükleri için dışa vurdukları korkularıdır.

Alınteri: Bugün LGBTİ+ mücadelesi hem politik açıdan hem de yaşamın diğer alanları açısından nasıl bir konumlanma ve politik bir yöne ihtiyaç duymaktadır?

Trans: Her insanın hakkı olan yaşama hakkını, özgürlüğünü, direnerek sesimizi her kesimden insanla çıkararak mücadeleye devam edilmelidir. Ve Türkiye’nin bekasının özgürlükten geçtiğini, haksızlığa karşı susmadan, direnerek bu ülke her bireyi için elde etmelidir. Direnmeyi hiçbir zaman bırakmamalıdır. İşte, okulda, yolda her yerde varlığımızı, var olduğumuz şekilde korumalı ve kendimizi baskılamadan, yılmadan direnmeye devam edilmelidir. Yönümüz bu ülkede her türlü haksızlık karşısında dik bir şekilde durup hakkımızı aramaktan geçmektedir.

Alınteri: Kadınlar ve LGBTİ+’lara yönelik nefret, saldırı ve katliamlarına karşı nasıl mücadele edilebilir?

Trans: Her türlü şiddete maruz kalan kadınlar, translar karakola şikayette bulundukları zaman hiç bir şekilde güvenlikleri sağlanmamıştır. Devletin yok saydığı kadınlar, LGBTİ+’lar bu şiddetin önlemi alınmadığı için hayatlarını kaybetmişlerdir.

Devlet kadınların, LGBTİ+’ların şiddete maruz kalması hakkında hiçbir çalışma başlatmamıştır. Medya devleti sorgulamamış, yargı cinayetleri meşrulaştırmaya çalışmıştır. Yargı erkek şiddetini meşrulaştırmış, devlet kadınları, LGBTİ+’ları özelde de transları yok saymıştır. Türkiye kendi yargısını twitter gibi sosyal platformlar üzerinden yaratmaya çalışıp cinayet faillerinin cezalarını almaları için mücadele vermektedir. Yasalar hiçbir şekilde caydırıcı değildir.

Sistem, ataerkil toplum, devlet bu cinayetlerin sorumlularıdır. Kamu kurumlarında, iş yaşamında, sosyal hayatta ve hizmetlere erişimde en temel haklarına dahi ulaşamayan LGBTİ+’lar ve kadınlar muğlak, ayrımcı ve önyargılı bir ‘genel ahlak’ tanımıyla cezalandırılmaktadırlar.

Eğitim sisteminden kaynaklı ülkemiz çok büyük bir gericilik içerisindedir. Erkek otoritesine dayanan bu toplum düzenini mücadele ile yıkmalı, özgür ve hür bir biçimde gericilik içerisinde olmayan bir hayatta var olmak için mücadeleye devam edilmelidir.

Kadın cinayetleri politiktir!

Trans cinayetleri politiktir!