Haydar…



’82’de Amed Zindanı’nda Mazlum’lar, Kemal’ler, Hayri’ler, Akif’ler ve Ali Çiçek’ler, ’84’te Türkiye zindanlarında Abdullah Meral, Haydar Başbağ, M. Fatih Öktülmüş ve Hasan Telci’yi, faşizme karşı direnişin zindan cephesinde gerçekleştirdikleri eylemlerle tarihe damgalarını vuran öncü devrimciler olarak anmak gerekiyor.


Ne bir adresleri vardır onların / Ne de aşktan başka bir sığınakları

Ama yaşarlar dünyanın dört bir yanında / Ölümle alay ederler sanki…

Güneş Arduç Eliuygun

Her çağın devrimcisinin içinden geçtiği zamana özgü karakteristik özellikleri vardır. Ama tüm çağların devrimcileri için söylenebilecek ortak özelliklerden biri, içinde bulundukları zamanın ve mekanın çok ötesinde bir yapıya sahip olmalarıdır. Yaşam ölçüleri, hayata bakışları, beklentileri… toplumun ortalama ölçülerinin çok ötesindedir. Hem bulundukları toprağa sağlam basıp o toprağın tarihinden, kültüründen, geleneklerinden beslenmek hem kendi toplumunu, coğrafyasını iyi tanıyıp sevmek, sahiplenmek ama hem de o toplumun halihazırdaki ölçülerine aykırı durmak, aykırı yaşamak kolay değildir elbet. Devrimcilik de kolay olmayan yaşamı seçmek değil midir zaten?..

Ülkemizde yarım asrı bulan devrimci mücadele, nice öncü-devrimci çağımız modernitesinin topluma dayattığı baskı-sömürü-zulüm ve geriliklere karşı hayatın her alanında direnişin savunucusu oldu; direnişi büyüttü, büyütüyor.

’82’de Amed Zindanı’nda Mazlum’lar, Kemal’ler, Hayri’ler, Akif’ler ve Ali Çiçek’ler, ’84’te Türkiye zindanlarında Abdullah Meral, Haydar Başbağ, M. Fatih Öktülmüş ve Hasan Telci’yi, faşizme karşı direnişin zindan cephesinde gerçekleştirdikleri eylemlerle tarihe damgalarını vuran öncü devrimciler olarak anmak gerekiyor.

’84 Ölüm Orucu direnişçilerinden Haydar Başbağ, Dersim’in asi coğrafyasında büyüyüp Elazığ-Fevzi Çakmak Mahallesi’nde liseli bir gençken antifaşist mücadeleye katıldı ve öğrenim için geldiği Türkye metropollerinde, yükselen antifaşist mücadele içinde yerini aldı. Gençlik heyecanı, merakı ile sürekli bir arayış, koşuşturma içinde bu mücadelenin hep en önünde yer alanlardan oldu.

İnsan nasıl hissediyorsa öyle yaşar.

Bir devrimcinin, ülkesine ve halkına olan sevgisini, coşkuyla eyleme dönüştürebildiği oranda tutkulu bir devrimci olduğundan söz edilebilir. İşte Haydar’ı da en iyi anlatan sözcüklerden birinin “tutku” olduğu söylenebilir. O, kendi kuşağındaki devrimcilerin hayal ve özlemlerinin ısrarlı takipçisi olup o hayallerin gerçekleşeceğine olan inancı bir gün dahi sarsılmadan yoluna devam ederek günü geldiğinde aynı tutkuyla bedenini ölüme yatıranlardan biri oldu. Kendisinden sonra yeni kuşaklardan yoldaşlarının, aynı hayal ve özlemlerle bayrağı devralacağına inananarak ölüme yattı. Yarım asra varan mücadelede elden ele devredilen bu bayrak, büyüyen mücadelelerle, özgürlük tutkusunda ve adanmışlıkta ifadesini buldu.

Her Kürt genci gibi Haydar da erken yaşlarda hayatın haksız tarafıyla yüzleşti. Bundandır ki, yönünü devrimci mücadeye yöneltti ve düşmana olan kin ve nefretini bu mücadele içine akıttıkça olgun-bilinçli bir devrimciye dönüşmeyi öğrendi. Askeri faşist cunta yıllarında 90 günü bulan sorgu sürecinde, bu kin ve nefretini işkencecilerin yüzüne çarparak 90 gün boyunca işkenceciler karşısında moral üstünlüğü hep elinde tuttu. Onun sorgu sürecindeki bu rahatlığı, hatta kimi zaman işkencecilerle adeta alay edip dalga geçen halleri karşısında işkencecilerin durumu ancak “bozgun” sözcüğüyle anlatılabilir.

’70’li-’80’li yılların yoğun ideolojik-politik tartışma platformları, pekçok devrimci gibi Haydar’ı da şekillendiren etmenlerden biriydi. İdeolojik tartışmalara coşkuyla katılıp dinmek bilmeyen açlıkla okudu-araştırdı. Ancak yaşamı teoride değil pratikte öğrenenlerden olmayı tercih etti ve pratik zekasıyla hep yeniliklerin arayışı içinde oldu. Pratikçiliğiyle emek veren, örgütçü yanlarıyla bulunduğu ortamlarda hep sevildi, sevdi.

Anlam arayışı, insanın en yüce erdemlerinden biridir. Haydar, hayatın anlamını yüksek bir moralle aradı. Espri anlayışıyla bulunduğu ortamlarda hep neşe kaynağı oldu. Kendisi de yüzünden gülümsemeyi eksik etmedi. Örgütün en ağır görev ve sorumluluklarını da aynı güçlü moral-motivasyonla üstlendi. Zor günlerde bu moralle yoluna devam etti. Yaşama verdiği emek kadar yoldaşlarına emek verdi ve hiçbir zorlanma karşısında pes etmeden yoldaşlarına güç vermeyi, onlardan güç almayı bildi. Haydar için önemli olan anlamlı ve doğru yoldaşlık kurmaktı. İçten gülüşü ve kahkahası bu yoldaşlığı yansıttığı en güzel yollardan biriydi belki de…

Onun anlam arayışı ifadesini, zamanı geldiğinde son nefesini fedaice vermesinde buldu. Ölümsüzleştiğinde bile yüzünde kesinlikle aynı gülümseme olduğundan neredeyse eminim…