Atık kağıtçılar: Kuşluk vaktinden geceye kadar…



Amcayı bir çöp konteynırının yanında çekçeğiyle dururken görmüştüm. Muhtemelen biraz dinleniyordu. Yoldan geçenler onu görmüyordu bile, sanki orada sadece çöp konteynırı var da çekçekli amca onun bir parçasıydı. Görünen sadece konteynırdı.


Zehra Çaldağ

Biraz dolaşmak için sokağa çıktığımda atık toplayan amcaya ‘kolay gelsin’ dedim. Önce duymamazlıktan geldi. Ben cümlemi tekrarladığımda çok şaşırdı ve “Bir şey mi istiyorsunuz?” diye sordu. “Yok amca, sadece selam vermek istedim…” dedim. Şaşkın şaşkın “sağolun, iyiyim” diye mırıldandı. Sanırım ötekinin ötekisi olmak, kendini dışlanmış hissetmek ve etrafındakileri duymamaya başlamak böyle oluyor.

Amcayı bir çöp konteynırının yanında çekçeğiyle dururken görmüştüm. Muhtemelen biraz dinleniyordu. Yoldan geçenler onu görmüyordu bile, sanki orada sadece çöp konteynırı var da çekçekli amca onun bir parçasıydı. Görünen sadece konteynırdı.

Toplum olarak aslında kendimize ne kadar yabancılaşmış olduğumuzun acı bir fotoğrafıydı bu görüntü. Halbuki o çekçekli amca bizden farklı biri değildi. Toplum olarak bizler hangi sorunları yaşıyor hangi sıkıntıları çekiyorsak o da bunları ya da daha fazlasını yaşıyordu. Yanından gelip geçenler onu farketmiyordu bile… Selam verişime şaşkınlığı da bunun göstergesiydi.

Amcayla selamlaştıktan sonra biraz sohbet edebildik. Daha sonra halini hatırını sorduğum, durup sohbet ettiğim için teşekkür etti.

Devletin malı deniz…

Yıllarca Mamak Belediyesi’nde çalışmış ve emekli olmuş. Emekli olmayı dört gözle beklemiş ama emekli olunca hüsrana uğramış. Çünkü 2000 sonrası değiştirilen emeklilik kanunu ve aylık bağlanma oranlarının mağdurlarından biri de o. Bağlanan emekli aylığı 1600, son zamlarla birlikte 1800 olmuş…

“Neye yetireyim ben bu 1800 TL’yi” diyor. “Emekli olduktan sonra başka bir iş bulamadığım, evimi geçindirmek, çocuğumu okutabilmek için sokaklarda kağıt toplamaya başladım”, “O dediğiniz şeyler daha merkezi yerlerde oluyormuş, öyle duydum” diyor.

Katı atık toplama işini kaç yıldır yaptığını soruyorum:

Ne yapayım dilenmiyoruz, ayıp bir şey yapmıyoruz, milletin çöpe attıklarını alınterimizle toplayıp ardiyeye satıyoruz. Allah bereket versin. Emekli maaşı kiraya ancak yetiyor. Bir kızım evli, bir kızım üniversitede okuyor. Sırf o okuyabilsin diye bu işi yapıyorum. Şükür ki sağlığım yerinde, hasta falan değilim de katı atık toplamak için sokağa çıkıyorum. Yoksa halimiz harap, olması gerektiği gibi 3000-4000 emekli maaşı alsaydım idare eder çıkmazdım kağıt toplamaya… Hani derler ya devletin malı deniz, yemeyen… Ama bu söz bizim için geçerli değil. Bize hakkımız olan emekli maaşımız bile verilmeyip açlık ve sefaleti reva görenler için geçerliymiş. Yiyorlar, yiyorlar… doymuyorlar. Ne istiyorlar elin garip kağıt toplayıcısından?.. Evlerine bir lokma ekmeği alınteriyle götürmeye çalışıyorlar. Çalmıyorlar, çırpmıyorlar… Biz de mi hırsız olalım, haydut olalım? Biz onların yaptığını yapsak, hemen ensemize binerler.

“Bir de şu var,” diyor amca, “marketlerin falan çöpünü zaten belediye kendi şirketlerindeki elemanlarına toplattırıyor. Yasaksa onlar neden topluyor, böyle ayrımcılık olur mu?!. Bizi o market çöplerine yanaştırmıyorlar bile… Biz ancak ara sokaklardaki evlerin çöplerine yanaşabiliyoruz.”

Günde kaç saat çalıştığını soruyorum, “Kızım, biz kuşluk vakti (sabah saat 04:00) çıkıyoruz sokağa. Öğlene kadar ne toplarsak onu ardiyeye satıyoruz. Bir yemek molası verip öğleden sonra yeniden başlıyoruz. Akşam saat 19:00’a kadar ne toplarsak onu da ardiyeye satıp evimize gidiyoruz.”

Günlük ne kadar kazandığını sorduğumda ise “Vallahi günlük 100 lira geçiyor elimize, bazen 150 lirayı buluyor. ‘Allah bereket versin’ idare ediyoruz bu şekilde…”