Don Quijote yolculuğunun bir yerinde şunları söyler:
“Eskilerin altın çağ dedikleri çağ ne mutlu bir çağmış, ne mutlu yüzyıllarmış. İçinde bulunduğumuz demir çağda bu kadar değerli olan altın, o talihli çağda kolaylıkla bulunabildiği için değil; o çağda yaşayanlar senin ve benim kelimelerini bilmedikleri için. O kutsal çağda her şey ortaktı; günlük besinini elde etmek için kimsenin, tatlı, olgun meyveleriyle kendisini davet eden sağlam meşelere elini uzatıp koparmaktan başka bir iş yapması gerekmezdi. Olağanüstü bolluktaki duru pınarlar, ırmaklar, insanlara lezzetli, berrak sular sunardı. Kayaların yarıklarında, ağaçların oyuklarında, çalışkan ve becerikli arılar cumhuriyetlerini kurarlar, hiçbir çıkar gütmeden, uzanan her ele, tatlı emeklerinin verimli mahsulünü bağışlarlardı. Ulu mantar meşeleri, hiçbir araç gerece ihtiyaç olmadan geniş, hafif kabuklarını kendiliğinden, kibarca bırakıverirlerdi; bunlarla, sırf gökyüzünün gazabından korunmak için, kaba kazıklarla destek yapılarak evlerin üstü örtülmeye başlandı. O zamanlar sadece huzur, sadece dostluk, sadece uyum vardı; kıvrık sabanın ağır demiri, henüz ilk anamızın cömert karnını değişmeye cesaret etmemişti. O kendisi, verimli ve geniş göğsünün her yanından, o zamanlar kendisine sahip olan çocuklarını doyuracak, yaşatacak, sevindirecek şeyleri zorlanmadan sunardı. […]
O zamanlar, ruhun aşkla ilgili kavramları, tıpkı algılandıkları şekilde, basitçe, safça ifade edilir, daha şatafatlı olsun diye yapmacıklı, dolambaçlı laflar aranmazdı. Gerçeğe ve içtenliğe hile, yalan ve kötülük karışmazdı. Adalet kendi amaçlarını güder, şimdi olduğu gibi çıkar ve iltimas amacıyla bulandırılmaya, lekelenmeye, hırpalanmaya cesaret edilemezdi. Gelişigüzel yargı alışkanlığı, henüz yargıçların kafasına yerleşmemişti, çünkü o zamanlar yargılamaya gerek yoktu, yargılanacak kişi yoktu.”
Don Quijote’yi sınıfsız bir toplum düşüyle yanan, ama yüzünü geriye veya geçmişe çevirmiş bir ütopyacı olarak okumak muhakkak ki ilginç olacaktır, zaten bu etkileyici satırları okurken komünist bir romancının satırlarını okuduğumuz hissine kapılmamak mümkün değil; fakat barındırdığı tehlikelere de dikkat etmekte fayda var. Sonuçta, yukarıda da açıklandığı üzere, La Mancha’lı Asılzade son kertede eski üretim ilişkilerini ve onun üzerinde yükselen toplumsal şekillenmeyi temsil etmektedir. Başka bir deyişle, Don Quijote devrimci olgunun karşısında tarihin tekerleğini gerisin geri döndürmeye çalışan bir Romantik’e meyleder. Don Quijote’nin gerçek hayatta bir aristokrat, kurmaca düzlemde bir şövalye olduğunu ve şövalyenin kökensel anlamı gibi hiç de köle (veya hizmetkar) anlamına gelmediğini düşünerek okumakta fayda var.
Roman türü ve onun erken dönem örneklerinden biri olan Don Quijote yeni bir çağı müjdeler. Bir geçiş döneminin sancılarını olduğu kadar (hatta ondan da fazla oranda) devrimci özler ve insanlık tarihine damgasını vuracak unsurlar içerir. Bu ikisinin birbirleriyle bağlantılı tarihsel gelişimini izlemek bize toplumların tarihleri, sınıf mücadelesinin toplumların tarihindeki rolü üzerine eşsiz ipuçları sunacaktır.
Bu bağlamda, Don Quijote gibi çağının çok ötesinde bir eserin ve aynı şekilde bu eserin bağlı olduğu yeni edebi tür olan romanın başarısında, bulunduğu tarihsel dönem fevkalade önemli bir yere sahiptir. Her şeyin değiştiği, bu değişikliklerin kökensel belirleyeni olarak sınıf ilişkilerinin irdelenmesi gerektiği tezi de böylelikle haklılığını göstermiş olmaktadır. Don Quijote’nin bıraktığı yerdeyiz.
[Klasik Okumaları, Ferit Burak Aydar, 2021, Sel Yayıncılık]
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!