Kadın cinayetlerinde gelinen nokta: Cinayet aletini sosyal medyada paylaşmak



Kadınlara nispi can güvenliği sağlayan İstanbul Sözleşmesi’nin tek adamın imzasıyla feshedilmesi, yargının kadın katillerine ardı ardına “haksız tahrik indirimine” giderek kadın düşmanlığını adeta meşrulaştırmasının sonuçları dramatik biçimlerle karşımıza çıkıyor. Daha planlı daha vahşi biçimlerle gerçekleşen kadın cinayetlerinin sonuncusu Kocaeli Gölcük’te yaşandı. Ayrılmak isteyen ve bir akrabasının yanında yaşayan Birgül Göksu’yu bıçaklayarak katleden Yakup Göksu, kanlı …


Kadınlara nispi can güvenliği sağlayan İstanbul Sözleşmesi’nin tek adamın imzasıyla feshedilmesi, yargının kadın katillerine ardı ardına “haksız tahrik indirimine” giderek kadın düşmanlığını adeta meşrulaştırmasının sonuçları dramatik biçimlerle karşımıza çıkıyor. Daha planlı daha vahşi biçimlerle gerçekleşen kadın cinayetlerinin sonuncusu Kocaeli Gölcük’te yaşandı. Ayrılmak isteyen ve bir akrabasının yanında yaşayan Birgül Göksu’yu bıçaklayarak katleden Yakup Göksu, kanlı elleriyle tuttuğu cinayet aletinin fotoğrafını çekip cep telefonunun durum kısmında paylaştı.

Katil, kendisinden boşanmak isteyen kadını katletmesini “aldatma”yla meşrulaştırdı.

Ne de olsa cinayetin gerekçesi “aldatma” olunca mahkemelerin “kutsal aile” ya da “incitilmiş erkeğin duygularına” verdikleri özel değer hatırına anında “haksız tahrik indirimine” gideceğini iyi biliyordu.

Cinayetin ardından kanlı elindeki bıçakla görüntü çekerek cep telefonunun durum kısmında, “Yapılan her kahpeliği bir ziyaret borcum olsun demiştim. Ve borçlarımı ödemeye başlıyorum” diye paylaşım yapan Yakup Göksu devlet kurumlarının bu tutumundan aldığı güçle herkese “racon” kesiyordu.

Kadın düşmanlığı devletin siyaseti haline geldikçe bu cinayetlerin ardı arkasının kesilmeyeceği açık. Önündeki tek barikatsa kadın hareketi başta olmak üzere toplumsal duyarlılık! Toplumsal çürüme ve canavarlaşmanın önündeki esas bariyer budur, bunu güçlendirmekte mesele.