Pazar, 28 Haziran 2026

“Ezilenlerin” Akademisi: Karaburun Bilim Kongresi 



Cihan Çetin Kongre düzenleyicileri geçen yıl olduğu gibi bu yıl da salon sorununun yerelden kaynaklı nedenler ve zorunluluklardan, ekonomik krizin getirdiği sonuçlardan dolayı kongreyi Karaburun yerelinde yapamayacaklarını ilan etmişlerdi.  Kongreye izleyici olarak katılım sayısının önceki yıllara göre gözle görülür düzeyde azaldığı ilk not olarak yazılmalı. Bunun önemli bir nedeni İzmir dışından gelebilecek katılımcıların (özellikle öğrencilerin) …


Cihan Çetin

Kongre düzenleyicileri geçen yıl olduğu gibi bu yıl da salon sorununun yerelden kaynaklı nedenler ve zorunluluklardan, ekonomik krizin getirdiği sonuçlardan dolayı kongreyi Karaburun yerelinde yapamayacaklarını ilan etmişlerdi. 

Kongreye izleyici olarak katılım sayısının önceki yıllara göre gözle görülür düzeyde azaldığı ilk not olarak yazılmalı. Bunun önemli bir nedeni İzmir dışından gelebilecek katılımcıların (özellikle öğrencilerin) ekonomik nedenlerle kongreye katılamaması olduğu söylenebilir. Ancak diğer taraftan İzmir’deki sol-sosyalist-devrimcilerin kelimenin tam anlamıyla ayaklarına kadar gelmiş Marksist bir kongreye karşı ilgisizliklerini kongrenin içeriği-programı ile açıklamak da pek mümkün olmasa gerek. Çünkü kongre programında sadece oturum-sunum başlıklarına bile bakılarak, en azından meraktan, izlemeye değer pek çok oturum-sunum olmasına rağmen, İzmir’in sol çeperinin kongreyi izlemek için güçlerini -bir nedenle- harekete geçirmedikleri akla geliyor. 

Kongre öncesinde, 14 Eylül’de, Tunç Soyer’in 9 Eylül’de yaptığı konuşmanın bir devamı olarak MHP İzmir milletvekili Prof. Dr. Hasan Kalyoncu, akademik rütbesini de kullanarak, kongreyi hedef alan bir tweet serisi attı. Yeni Asır gazetesi de kongre düzenleme kurulunda yer alan tutsak Selçuk Mızraklı, Selçuk Kozağaçlı ve Alp Altınörs üzerinden karalama bir haber yaptı. 

Ancak işin komik tarafı kongrenin açılış gününde gerçekleşti. Geçen yıl Tunç Soyer’in açılış konuşması üzerinden Yeni Asır gazetesi kongreye saldırmıştı. Bu yıl programda yer almasına rağmen açılışa Tunç Soyer’in gelmemesinden olsa gerek, muhabirlerini göndermiş olmalarına rağmen, tek bir satır haber dahi yapmayarak kirli akıllarını bir kez daha göstermiş oldular. 

Kongrede sanat, siyaset, kadın, emperyalizm, yeni medya, öğrenci mücadelesi, felsefe üst başlıklarında toplam 16 oturum gerçekleştirildi. 

Kongre, oturum başkanlığını Onur Hamzaoğlu’nun yaptığı, iki duayen akademisyen Korkut Boratav ve Taner Timur’un da yer aldığı açılış oturumu ile başladı. Korkut Boratav son verilere dayanarak Türkiye’de yaşanan mevcut ekonomik krize hükümet değişse de değişmese de ancak bir IMF programı ile müdahale edilebileceği, kitlelere de daha şimdiden bunun gösterilmesi gerektiğine vurgu yaptı. Taner Timur, AKP’nin iddia ettiği gibi gömlek değiştirmediğini, sol güçlerin bunu en başından söylediğini, ancak tarihsel olarak 2011 itibariyle AKP’nin esas gömleğini göstermeye başladığını ifade etti. Otokrasi parantezinin kapanmakta olduğunu belirten Timur, HDP de dahil olmak üzere yurtsever-demokrat-devrimci güçlerin bu dönemde kendisine düşeni yapmak zorunda olduğunu ifade etti. 

Şebnem Oğuz ise konuşmasında Türkiye’deki rejimin faşist karakterine dair tespitlerinden sonra bu faşist rejimin emperyalizm içindeki işbölümü ve rolü üzerine vurgu yaptı. Rüşvet ve yolsuzluğun emperyalist ilişkiler içindeki yerine, ekonomi-politiğine kısaca değinen Oğuz, Sedat Peker açıklamalarının sanılanın aksine bir uyuşturucu etkisi ile rejimin bu türden ifşalarla kendiliğinden değişeceğine dair bir fikri beslediğine işaret etti. Özgür Öztürk konuşmasında kapitalizmin iddia edildiği gibi bir otobüs ve sürücüsünün iyi ya da kötü oluşuna bağlı bir üretim biçimi olmadığını, bir benzetme yapılacak ise kapitalizmin bir fil olduğunu ve yeri geldiğinde tepesindekileri yere atabilecek bir yapıda olduğunu söyledi. Öztürk emperyalizme bağlı Türkiye’deki kapitalizmin nasıl şekillediğini verlerle gösterdikten sonra bu bağımlılık ilişkisi içinde hiçbir burjuva siyasetin, hükümetin Türkiye’yi “teknoloji üssü” yapamayacağını belirtti. Öztürk kapitalizmin geldiği noktada Türkiye de dahil sorunların reformla değil ancak devrimle çözüleceğini söyledi.

Açılış oturumu kongrenin yaşanan dönemin de bir yansıması olarak canlı ve dinamik geçeceğinin işareti oldu. Kongredeki oturumlardaki sunumlardan -pek çok kişi tarafından da ifade edebilecek düzeyde- bir nitelik kaybı olsa da kongre birkaç yönden canlı ve dinamik geçti. Öncelikle zaman zaman sertleşse de sunumlara itiraz, eleştiriler oturumların canlı geçmesini sağladı. Tartışmalar kongrenin klasik bir hali olarak oturum dışına da taşarak devam etti. Dinamikliği sağlayan ise hem sunumlar hem de sunumlara itirazların esas amacı her gün artarak büyüyen ve ağırlaşan krize bir şekilde çözüm arayışına katkı sunma irade ve isteğiydi. Öyle ki, en sert gözüken tartışmalar bile taraflar kendi düşüncesini karşındakine kabul ettirmekten uzak bir biçimde, anlamak ve anlatmak ekseninde yürütüldü. 

Son oturum kongrenin de ana temasına bağlı olarak “2023 Seçimlerine Giderken Ezilenlerin Seçimi” olarak gerçekleşti. EMEP, Sol Parti, TİP, TKH, HDP, TÖP temsilcileri   “Türkiye ne durumda, nasıl mücadele etmeli, nereye gidecek” sorularına cevap verdiler. Verilen cevaplarda da solun bir kısmının pür melali de ortaya çıktı. 

Öncelikle aralarında ton farkı olmakla birlikte her siyasetin temsilcisi Türkiye’nin mevcut durumundaki fecaati doğru tespit etti. Ancak tespitlerde ton farkı olmakla birlikte farkı ortaya çıkaran tonun kendisinin olmazsa olmaz biçiminde tarif edildiği anlar oldu. Öncelikle korkunç bir yanlışlıkla -ister emek cephesinden ister sınıf cephesinden tarif edilmiş olsun-, Türkiye’deki mevcut durum  Erdoğan-Saray Rejimi’ne bağlandı. Buradaki korkunçluk ise, kitle çalışmasındayken propaganda-ajitasyon sırasında yapılabilecek bir söylemin Marksist bir kongrede siyasi teorinin kendisi olarak kullanılmasıydı. TİP konuşmacısı emperyalizmle ilişkili olarak başka ülkelerdeki kişi kültüne işaret etse de Erdoğan-Saray Rejimi teorisi aşılamadı. 

Elbette konuşmacılar “Erdoğan gidecek her şey düzelecek” basitliğinde de   olmadı. Burjuva muhalefetin de kapitalizmin sorunlarını çözme yeteneğinden uzak olduğu vurgusu yapıldı. Ancak mesele doğrudan “seçim”in kendisine geldiğinde ise şu ikilem kendisini gösterdi: Hayaldeki siyasete karşı reel siyaset. Konuşmacılar, üzerine basa basa kapitalizmin burjuva tarzda çözülemeyeceğini, anti-kapitalizm/sosyalizm vurgusunu yapsalar da bu arzu nihayetinde “kim istemez ki bir halk devrimini” cümlesine bağlandı. O zaman reel olarak yapılması gerekeni acı biçimde TİP sözcüsü ifade etti. “Az çok demeden Millet İttifakı’na giden oylara talip olmalıyız!”

Engels kapitalizmin yükselmekte olduğu 19. yüzyılda burjuva seçimlerini proletaryanın gücünün bir test alanı olarak tarif etmişti. 20. yüzyılda, emperyalizm çağında, ise Lenin parlamentoyu kapitalist siyasetinin devrim lehine krize sokulma aracı olarak tanımlamıştı. Türkiye’de   ise günümüzde sola sempati duyan seçmenlerden oy toplamak olarak tarif edildikten sonra, 2023 seçimlerinde solun temcilerinin parlamentoda yer bulması halinde, bu temsiliyetin burjuva siyasetinin ve kapitalizmin restorasyonunda kullanılıp kullanılmayacağının bir pazarlık meselesi olacağını şimdiden öngörmek pek de zor olmasa gerek. 

Karaburun Bilim Kongresi kendisini Marksizm içinde tarif eden kelimenin tam anlamıyla bir avuç akademisyenin Türkiye devrimci siyasetine, aslında sadece akademik sınırlar içinde de kalmadan tüm renkleriyle bir müdahalede bulunma irade ve çabasıdır. Türkiye’deki akademinin ve siyasetinin mevcut düzeyinin sorumluluğunu kongre düzenleyicilerine yıkmak kongrenin 16 yıllık birikimine, deneyimine de büyük haksızlık olur. 

“Karaburun Bilim Kongresi -2023 seçimleri olsun ya da olmasın-, 17. sini 2023 yılında ortaya çıkacak atmosfer içinde var etmeye çalışacaktır. Türkiye’nin devrim mücadelesinde yer alanların bu kongreye katkı sunması, izlemesi, takip etmesi elzemdir. Aksi takdirde kapitalizmin sınırları dışında bilimsel ve toplumsal bilgi üretmek bir avuç akademisyenin irade, istek ve çabalarıyla sürdürmek pek de mümkün olmaz. 

*Fotoğraflar via Twitter @kongrekaraburun