TOMİS: ‘25 Kasım’ın çağrısı: Şiddet varsa direniş de vardır!’



Tüm Otomotiv ve metal İşçileri Sendikası (TOMİS) tarafından yapılan açıklamada 25 Kasım’ın güncel anlamı, kadına yönelik şiddetin nesnel nedenleri anlatılarak, eylem yasakları ve polis şiddetine ilişkin şunlar ifade edildi: “İşyerinde, sokakta, evinde şiddete maruz kalan kadınların korkmasını, sinmesini bekliyorlar. Korku yaratmak, baskı kurmak için sermaye devletinin tüm imkanları seferberliği ediliyor. İşe yaramayan yargı kararları, sözde …


Tüm Otomotiv ve metal İşçileri Sendikası (TOMİS) tarafından yapılan açıklamada 25 Kasım’ın güncel anlamı, kadına yönelik şiddetin nesnel nedenleri anlatılarak, eylem yasakları ve polis şiddetine ilişkin şunlar ifade edildi:

“İşyerinde, sokakta, evinde şiddete maruz kalan kadınların korkmasını, sinmesini bekliyorlar. Korku yaratmak, baskı kurmak için sermaye devletinin tüm imkanları seferberliği ediliyor. İşe yaramayan yargı kararları, sözde güvenlik altında olan binlerce kadının katledilmesiyle, tepki gösteren kadın örgütlerine yönelik saldırılar ile gerici AKP-MHP iktidarının politikalarıyla kadınlar dört bir taraftan kıskaca alınmak isteniyor.”

Ama buna yönelik tüm çabaların nafile olduğu belirtilen açıklamada, kadınların ülkenin tüm kentlerinde sokaklara çıkarak, yasakları tanımayarak 25 Kasım ruhuna sahip çıktıkları, korkmayıp itaat etmediklerini gösterdikleri, özellikle İstanbul Taksim eylemlerindeki kararlılığın herkes için örnek oluşturduğu ifade edildi.

Alanlara, meydanlara çıkan kadınlara yönelik şiddetin bizzat sorumlusu olan polis şiddetinden geriye kalanların ise darp, gözaltı, ters kelepçe, avukat hakkının gaspedilmesi olduğu vurgulanan açıklamada, “Sinbo direnişçimiz ve MYK üyemiz Dilbent Türker de İşçi-Emekçi Kadın Komisyonları ile katıldığı Taksim eyleminde polis şiddetine maruz kaldı. Katillerin, tecavüzcülerin elini kolunu sallayarak gezdiği bir ülkede tepki gösteren, direnen, örgütlenen kadınların önüne polis barikatları dikiliyor. Nerede bir grup kadın biraraya gelse etrafları onlarca polis ile çevriliyor” diye belirtildi.

Türker’e yapılanların “Azgın polis şiddeti sonucu yöneticimizin bacağı iki yerinden kırılmıştır. İşkencede sınır tanımayan polis, Dilbent Türker’i yere yatırıp üzerine basmıştır. Polisin fiziki şiddetini psikoloji şiddet takip etmiştir. Sendika yöneticimizin bacağının kırıldığını bağırmasına rağmen, işkenceye devam eden polisler, “Bacağın mı kırıldı, olmaz öyle şey” diyerek sendika yöneticimizle adeta alay etmiştir” şeklinde özetlendi. Türker’e yönelik saldırıya ilişkin açılan davanın takibinin 25 Kasım ruhuna sahip çıkmakla özdeş olduğu kaydedilen açıklama şöyle devam etti:

Kadına yönelik bu nefrete, bu yasakçı tutuma, bu işkenceye yabancı değiliz. Kadına yönelik şiddet, yasak kararı ile başlayıp, fiziksel ve psikolojik şiddetle devam etmiştir. Çünkü yaşamın olduğu her alanda kadınların eşitlik, özgürlük mücadelesinin de olduğunu biliyorlar. Yaşamın yarısı olan kadınların kavganın yarısının da olduğu bilinciyle hareket eden Dilbent Türker, milyonlarca işçi, emekçi kadınların sesidir.

Sinbo fabrikasındaki ağır çalışma koşulları ve düşük ücretlere karşı anayasal hakkı olan sendikal faaliyet yürüttüğü için işten çıkarılan Dilbent Türker, fabrika önünde direnirken de fabrikanın bölüm şefi tarafından saldırıya uğramıştı. Fabrikada şiddete uğrayan bir kadın işçinin, 25 Kasım günü polis eliyle de şiddete uğraması kadına yönelik şiddetin toplumsal yaşamın tüm alanlarında olduğunu göstermektedir.

Kadına yönelik şiddetle mücadelemiz sürecek. Fabrikalarda, atölyelerde işçi, emekçi kadınların yaşadığı sorunlara karşı kadın-erkek el ele örgütlü mücadeleyi büyüteceğiz. Dilbent Türker’e yönelik polis işkencesinin takipçisi olacak, sorumlular hakkında gerekli tüm hukukî süreçleri başlatıyoruz. Kadına yönelik şiddete karşı mücadele eden tüm siyasi parti, sendika, kadın örgütlerini, platformları haklı davamıza sahip çıkmaya, davamızın takipçisi olmaya çağırıyoruz.

AKP-MHP iktidarının kadın düşmanı politikalarına, kadına yönelik şiddete karşı mücadeleyi büyütmek, Dilbent Türker’in davasına sahip çıkmaktan geçiyor. İran’dan Türkiye’ye mücadelenin en ön saflarında direnmeye devam eden kadınları selamlıyor, sokakları, meydanları terk etmiyoruz.