Cihan Çetin
KAYMAKAM: Ağlıyor musun Hatice? Hadi hadi çocuk olma, ağlayacağına gül. Kadına gülmek yakışır. Neyse konuyu değiştirelim. Bak sana bir hikâye anlatayım. Sokaktan gelen bir adam tımarhanenin kapısına yaklaşıp suratını demir parmaklıklara yapıştırarak bahçede gezinen deliye seslenmiş, “Hey bana bak, siz içerde kaç kişisiniz?” Deli durmuş, düşünmüş cevap vermiş, “Bu sualin mühim değil asıl sen cevap ver bana? Siz dışarda kaç kişisiniz?” (Kimse gülmez. Kaymakam birer birer Hatice’nin, Tahrirat Kâtibi’nin, Jandarma Kumandanı’nın, Kaymakam Vekili’nin yüzlerine bakar en sonunda gözleri ısrarla Hatice’nin yüzünde durur) Gülsene Hatice, sana en güzel deli hikayelerinden birini anlattım. (Kaymakam Vekiline) Gülmeyi unutan bu insanlara ben onu yeniden bir türlü öğretemedim. Şeytan diyor ki, al eline kamçıyı bunları döve döve güldür.
Ülkede “ihtilâl” olur. Bu karmaşada akıl hastanesinden kaçan “deliler” yakındaki kasabanın idaresini ele geçirirler. Ancak kasaba idaresini ele geçiren delilerin başı kaymakam bilmektedir ki iktidarları “buzlar çözülünceye” kadardır. Çünkü buzlar çözüldükten sonra merkezle irtibat yeniden kurulacak ve delilerin kurduğu iktidar “akıllılar” tarafından alaşağı edilecektir. Zaman kısa eli çabuk tutmak gerekir.
Cevat Fehmi Başkut’un oyunudur “Buzlar Çözülmeden”.* Çökmüş bürokrasiden fırsatçı zengin eşrafa kadar pek çok konuya gönderme yapar oyununda. Kaymakam “yeni, Tahrirat Kâtibiise “eski” düzenin temsilcisidir (Not: Deli Deli Küpeli filminde yeni düzenin temsilcisi olarak kaymakamın yanında bir de “hakimciğim” eklenir.)
Kaymakamın ilk işi bürokrasiyi ortadan kaldırmak, devlete yazılmış tüm dilekçeleri yaktırmak olur. Vatandaşın dileğini dile getirmek için kaymakamın açık kapısından içeri girmesi artık yeterlidir. Ardından kasabada fahiş fiyatla mal satan karaborsacılarla, insanlara yüksek faizle para veren tefecilerin ümüğü sıkılır. Eşraf ve ayan kaymakama, “Efendi, efendi teşebbüs hürriyeti var” diye diklense de işe yaramaz.
Halkın desteğini arkalarına alan deliler “yeni iktidarı” inşa ederler. Ancak müesses nizamı yeniden kurmak isteyen kasabanın eşrafı ve ayanları eşkiya Yılanoğlu ile anlaşmıştır. Yılanoğlu kasabaya iner, Hükümet Konağı’nda çakır keyif halde nutuk atan Deli Çavuş’u kaymakam sanıp öldürür.
Kaymakam Yılanoğlu’nu öldürüp Deli Çavuş’u intikamını alsa da artık bahar gelmiş ve buzlar çözülmüştür. Kasabada kışın yaşanan bahar, merkezle irtibat kurulunca akıllıların delileri derdest etmesiyle ile kışa döner tekrar.
Genel vaziyet
Türkiye genel seçim, yerel seçim, anayasa referandumu derken son beş yılda ortalama 1,5 yılda bir seçim yaşadı. Kazanma-kaybetme heyecanı yanında seçimlerin artık bıkkınlık verdiği söylenebilir. Seçimlere dair kurulacak cümle, yapılacak analiz kalmadı ve iş ne zaman geleceği belirsiz devrime bırakıldı sanki.
Parlamentarizme bel bağlayanların 2023 Mayıs seçimleri hezimeti sonrasında 2024 yerel seçimlerine halkın ilgisinde de gözle görülür bir gerileme var. Kitleler henüz mevcut sistemden yüz görü etmemiş olsalar da düzen siyasetine karşı boş vermişlik hâkim. Öyle ki siyasetin ana akım aktörleri, coşku yaratacak dile dolanır bir seçim şarkısı bile üretemedi.
Türkiye Devrimci Hareketi’nde (TDH) de seçime ilişkin hararetli tartışmalardan eser yok. Genel analiz ve saptamaların ötesine geçilemiyor. “Sol siyaset adına” aday gösterme süreçleri ise “kitlelerin sola güvenmemesi için ne yapılması gerekir” sorusunun bir cevabı niteliğinde. Hatay ve Dersim’deki ittifak süreçlerinde yaşananlardan tutalım Maçoğlu’nun Kadıköy adaylığı uğruna devrimci bir tarih ve geleneklerin ayaklar altına alınışına, TİP’in kendisini “sol’un rakipsiz adresi” olarak gösterebilmek için çevirdiği dolaplardan koca İzmir’de başka kimse kalmamış gibi Doğu Perinçek’in Vatan Partisi’nin İzmir eski il başkanını Karaburun’dan aday göstermesine kadar insanın içini kaldıran tutumlara tanık olduk.
Kürt halkının mücadelesinde yerel seçimlerin önemi uzun zamandır reddedilemeyecek bir gerçektir. Her şey bir yana ertesi gün kayyum atanacağı bilinse de gasp edilen bir belediyeyi faşizmin elinden almanın siyasal anlamını ve devrimci heyecanını kimse yadsıyamaz. DEM Parti’nin bir taraftan Kürt illerindeki adaylarını önseçim gibi bir yöntemle belirlerken diğer yandan Batı’da “kent uzlaşısı” diye reklam ettiği anlayışın altından özellikle İstanbul, Ankara ve İzmir’de el altından CHP’yle pazarlık kokularının çıkması gibi yalpalamaları bir yana bırakacak olursak, şu an seçim coşkusu yaşayan tek kitlenin Kürt halkı olduğunu söylemek abartı olmaz.
Lenin ne demiş?
Türkiye Devrimci Hareketi’nin devrim bilinci ne kadar güçlü gözükse de iktidar bilinci o kadar güçlü sayılmaz. Devrimcilik daha çok devrimci muhalefet anlayışıyla sınırlıdır. Bu zihniyet seçimler konusunda da burjuvazinin iktidarı altında yapılan her seçimi kategorik olarak reddetmekten koşullara baş aşağı bakıp seçimleri mutlak bir araç olarak görmeye kadar değişen geniş bir yelpazede kendisini gösterir
Ancak bugün Türkiye’deki devrimci bir siyasete, “şu belediye sizin. Ne yaparsanız?” diye sorulacak olsa, halkı yönetime katmak, denetlenir olmak, insana ve çevreye saygılı olmak… türünden belirli -tabii ki yanlış olmayan- kalıpların şu ya da bu biçimde tekrarı dışında kapsamlı ve bütünlüklü bir yerel yönetim programının yokluğu kendisini hemen gösterir. İşin tuhafı, merkezi iktidar sorunundan koparılmış bir belediyeciliği neredeyse her şey haline getirenler bile bu çerçevenin fazla dışında değillerdir.
Yaşama dair teori üretilirken entelektüel ataları yardıma çağırmak âdettendir. Seçimle ilgili olarak da Marx, Engels, Lenin ne yazmış diye bakmak normaldir. Ancak atalarımız ne demiş diye bakarken – seçim meselesinde de – çoğu zaman güncel koşullar pek gözetilmez, esas olarak baştan belirlenen pozisyona uygun pasajlar kullanılır.
Yerel seçimler konusunda ise M-L literatürde alıntı yapılacak pek metin bulunmaz. Elde sadece Lenin’in “Toprağın Belediyeleştirilmesi ve Belediye Sosyalizmi” ve” Belediyeleştirmenin Neden Olduğu Kafa Karışıklığına Birkaç Örnek” başlıklı metinleri vardır. (Lenin, Seçme Eserler, Cit-3, s.252-259 arası).
Yerel seçimlerde devrimci tavır için kullanılması muhtemel olan bu metinler de esas olarak yerelin devrimci bir biçimde yönetimi ile ilgili değildir. Lenin’in bu yazıları, toplumsal belediyeciliğin sosyalizmle eş tutulmasına, bu nedenle proleter devrim fikrinden uzaklaşılmasına, proleter iktidar bilincinin sulandırılmasına bir reddiyedir. Bu iki durum birbirine karıştırılarak Lenin’in bu pasajlardaki düşünceleri devrimcilerin yerel seçimlere katılmamasının aday çıkarmamalarının gerekçesi olarak sunulur. Bir yerde belediyenin kazanılması sosyalizm olmayacağı gibi belediye seçimlerindeki çalışmalar da tek başına sosyalizm propagandası olamaz. Bunun aksini düşünen zaten meseleyi zerre anlamamış demektir.
Ancak yerel-genel fark etmez seçimlerden zinhar uzak durmak devrimci bir yaklaşım olarak gözükse de bu karşı çıkış diğer yandan iktidar bilincindeki zayıflığı örtmenin aracı haline dönüşmektedir. Bugün yerelde aday olunmasa dahi belediye işçilerinin durumlarından ve kent yağmasına nasıl karşı durulacağından bir belediyenin kadın, gençlik, engelli, hayvan hakları, politikalarının ne olması gerektiğine kadar pek çok başlık temelinde oy istemeye gelenlerin karşısına dikilmek mümkündür. Yerel seçim çalışmalarını sırf kazanmak-kaybetmek eksenine darlaştırmadan sosyalist devrimci iktidar bilincinin bir yansıması, kitleleri bu temelde aydınlatıp örgütleme faaliyeti ele almak gerekir ki, seçim kaybedilecek olsa bile Kaymakam’ın aşağıda dediği gibi egemen sınıflara korku salabilmeli:
KAYMAKAM: Gidelim Yüzbaşı. Yalnız bir saniye (Tahrirat Kâtibi’ne ) Kâtip, eşrafa ve esnafa söyle, evvela tembihlerimi, sonra da beni unutmasınlar! İşi yine azıtırlarsa belli olmaz, yolların kapandığı bir gün bizler belki yine geliriz.
(*) Aynı isimle 1965 yılında Fikret Hakan’ın başrolünde; 1986 yılında ise “Deli Deli Küpeli” ismi ile Kemal Sunal’ın başrolünde film olarak da çekilmiştir.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!