Suriye’de Türk-İsrail Ortaklığı



Olasılıklara dair daha çok şey söylenebilir. Fakat şimdiden kesin olan bir şey var: Ortadoğu’da savaş alevleri sönmeye yüz tutmak şurada dursun yayılmaya devam ediyor ve edecek görünüyor. Bu ürkütücü gidişin bölgeyle sınırlı kalacağını düşünmek ise aymazlığın daniskası olur.


Suriye’de birkaç yıldır yatışmaya yüz tutmuş gibi görünen iç savaş yeniden alevlendi. Türkiye’nin koruması ve desteği sayesinde İdlip ve çevresinde yuvalanmış cihatçı çeteler ‘beklenmedik’ bir anda saldırıya geçip Suriye Ordusu’nu ve İran yanlısı milisleri hazırlıksız yakaladılar. Üç koldan saldırıya geçip 3 gün içinde 20 kilometre ilerleyerek Suriye’nin ikinci büyük kenti, ekonomik ve ticari kalbi Halep’e girdiler. Yanı sıra Suriye’nin E-5’i denebilecek M-4 ve M-5 yolları dahil birçok stratejik noktayı ele geçirdiler.

Bu hamlenin ‘beklenmedik’ diye tanımlanması sözün gelişi. Yoksa ABD, İngiltere, Fransa ve Almanya dörtlüsünün yoğun askeri, mali, siyasi ve propaganda desteğiyle bölgede buldozer olarak kullandıkları Siyonist İsrail’in başındaki kasap Netanyahu sıranın Suriye’ye geldiğini günler öncesinden duyurmuştu. Keza başını MHP lideri Bahçeli’nin çektiği “iç cepheyi sağlamlaştırma” hamlesi de Suriye’yi parçalama hesaplarının yeniden ısıtılmaya başlandığının bir diğer göstergesiydi.

Türkiye-İsrail ortaklığı, cihatçı sürülerin son harekatı sırasında askeri alanda da kendisini gösteriyor. El Kaide ve IŞİD’in kılık değiştirmiş devamcılarıyla Türkiye’nin parayla kendisine bağlayıp donattığı cihatçı beslemeleri tanklar, zırhlı araçlar, gelişkin füze sistemleri yanında SİHA’larla başka kim donatmış olabilir? Keza cihatçı sürülerinin giriştikleri harekat istihbarat ve planlama yönüyle de ustaca hazırlanmış görünüyor. Bu aklı onlara kimler vermiş olabilir? Ayrıca İsrail saldırganlığının Hizbullah ve İran’ın güçlerini ve dikkatlerini Suriye’den uzaklaştırmasına neden olan darbelerinin cihatçı sürülerin işini nasıl kolaylaştırdığı görülüyor.

Burada Rusya’ya özel bir parantez açmak gerekiyor. Rusya, Batılı emperyalistler ve bölgedeki işbirlikçi rejimlerin kışkırtıp finanse ettikleri Suriye’deki iç savaşa 2015 yılında aktif olarak katılmakla Esad rejimini hezimetten hatta yıkılmaktan kurtardı. Rusya bu desteği Esad’ın kara kaşı kara gözü için vermedi. Irak’ta Saddam rejiminin yıkılmasından sonra Suriye’deki geleneksel müttefiki Baas rejimi de çökecek olursa hem Akdeniz kapılarının kendisine kapanacağını hem de Ortadoğu gibi stratejik bir bölgede esamesinin fazla okunamayacağını gördü. Ayrıca çok sayıda Çeçen, Kırgız, Türkmen, Uygur cihatçı barındıran İslamcılar Suriye’nin belirli bir parçasında bile hüküm sürecekleri bir model kurmayı başaracak olurlarsa bunun Kafkaslar ve Orta Asya’da esin kaynağı olup başına yeni belalar açmasından korktu. Ukrayna batağına saplanana kadar da Rusya Suriye’de ve onun dolayımıyla bölgede umduğundan daha geniş bir etki sağladı. Ancak özellikle Türkiye ve İsrail’in baş düşmanları olarak gördükleri Kürtlere ve İran yanlısı gruplara yönelik saldırılarına sürekli göz yumdu. Dahası cesaret verdi. Cihatçı sürülerin son harekatı sırasında da Tel Rıfat ve M-4 çevresindeki stratejik mevzilerden alelacele ilk çekilen Rus birlikleri oldu. Rus uçakları ve füze sistemlerinin etkin bir biçimde devreye gireceği korkusunu duymaya devam ediyor olsalardı cihatçı sürüler ve arkasındaki Türk-İsrail ortaklığı bu kadar pervasız hareket edip bu kadar hızlı yol alamazlardı.

Arkasında Türkiye’nin bulunduğu bu Türk-İsrail hamlesiyle Astana Süreci denilen diplomatik oyalama mekanizması muhtemelen çöktü. Çünkü bu hamle şu an Esad rejimine yönelik görünüyor ama arkasındaki asıl hedef İran. Gazze ve Lübnan süreçlerinde yıpratıcı askeri, siyasi ve moral darbeler yemiş olan İran’daki mollalar rejiminin buna nasıl, daha doğrusu ne ölçüde yanıt vereceği şu an için belirsiz. Muhtemelen Rusya da büsbütün seyirci kalmayacaktır işlerin bundan sonraki gidişine. Olasılıklara dair daha çok şey söylenebilir. Fakat şimdiden kesin olan bir şey var: Ortadoğu’da savaş alevleri sönmeye yüz tutmak şurada dursun yayılmaya devam ediyor ve edecek görünüyor. Bu ürkütücü gidişin bölgeyle sınırlı kalacağını düşünmek ise aymazlığın daniskası olur.