Serhat Tuna
İsrail’in Filistinlilere karşı yürüttüğü soykırım savaşında 15 ay süren çatışma, yıkım ve insani kriz sonrasında Gazze için beklenen ateşkes nihayet sağlandı. Mısır, Katar ve ABD’nin aracılığıyla imzalanan bu çok aşamalı anlaşma insani yardımın ulaşması ve rehinelerin serbest bırakılmasını öngörüyor. Ancak bu kalıcı bir barışın garantisi olmaktan uzak, hassas bir ara dönem niteliği taşıyor.
Ateşkesin ilk aşaması 42 günlük bir süreyi kapsıyor. Bu süreçte 33 İsrailli rehine serbest bırakılacak ve buna karşılık 1737 Filistinli tutuklu özgürlüğüne kavuşacak. Aynı zamanda insani yardım koridorlarının açılması ve İsrail askerlerinin aşamalı olarak çekilmesi öngörülüyor. Ancak ateşkesin duyurulmasının hemen ardından İsrail’in Han Yunus’a yönelik saldırıları anlaşmanın ne kadar kırılgan olduğunu gözler önüne seriyor.
Netanyahu’nun Hamas’ı “son dakika tavizleri koparmaya çalışmakla” suçlaması ve Hamas’ın bu iddiaları reddederek anlaşmaya bağlı olduklarını ifade etmesi taraflar arasındaki derin güvensizliğin devamlılığına işaret ediyor. İsrail’in iç siyaseti de bu güvensizliğin bir yansıması olarak göze çarpıyor. Aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’in ateşkes anlaşmasını “düşkünce” diyerek istifa tehdidinde bulunması İsrail yönetimindeki çatlakların boyutunu gösteriyor.
İsrail’in hamisi ABD, Katar ve Mısır gibi ülkeler bu anlaşmanın sağlanmasında kritik bir rol oynadı. Ancak bu ülkelerin ateşkesin uygulanması ve sürdürülmesindeki pozisyonları belirsizliğini koruyor. Özellikle soykırımın finansörü ve baş aktörü ABD bir yandan kendisine diplomatik başarı hikayesi yazarken diğer yandan faşist Netanyahu yönetiminin tasmasını nereye kadar tutacağı belirsizliğini koruyor.
Trump’ın yeni ABD başkanı olarak bölgeye yoğun ilgi göstermesi anlaşmanın kabulünü hızlandırıcı bir unsur olarak öne çıkıyor. Trump’ın Abraham Anlaşmaları kapsamında Suudi Arabistan gibi gerici Arap ülkelerini İsrail ile daha yakın ilişkiler kurmaya ikna etmeye çalışması Filistin meselesinin daha da gölgelenmesini beraberinde getirecektir.
İnsani Krizin Boyutu
Birleşmiş Milletler verilerine göre, Gazze’deki 2,3 milyon insanın 1,9 milyonu yerinden edilmiş durumda ve konutların yüzde 92’si yıkılmış. 47 bin Filistinlinin hayatını kaybettiği bu savaşta, ölenlerin çoğunluğunu kadın ve çocuklar oluşturuyor. Ateşkes anlaşmasının ilk aşaması insani yardımın sağlanması ve bazı rehinelerin kurtarılmasını hedefliyor. Ancak bu yardımların Gazze’deki sistematik yıkımı telafi etmekten uzak olduğu açık.
Ateşkes, Filistin yönetiminin yapısal zaaflarını ve teslimiyetçi çizgisini de gözler önüne seriyor. Çürümüş El Fetih’in İsrail’le uzlaşmaya dayalı politikaları, Filistin halkının bağımsızlık taleplerini ve direniş gücünü zayıflatan bir faktör olarak dikkat çekiyor. Kahire’de devam eden Hamas ve El Fetih müzakereleri, Filistin siyasetinin yeniden şekillenmesi için bir fırsat sunar gibi görünse de El Fetih’in bu süreçteki uzlaşmacı tavrı Filistin davasını daha da zayıflatma riskini beraberinde getiriyor. Bu tarihsel çatışmalar ve politik tercihler süreci karmaşıklaştırıyor.
Anlaşmanın öngördüğü ateşkes süreci insani bir nefes alma alanı yaratabilir, ancak savaşın kökenindeki siyonist genişlemeci politikalar ve Filistin halkının temel haklarını tanımayan bir yönetim anlayışı devam ettikçe kalıcı bir barış uzak bir ihtimal olarak kalıyor. İsrail’in Gazze’ye yönelik askeri ve siyasi planları ile Filistin direnişi arasındaki derin uçurum varlığını sürdürecek gibi görünüyor.
Bu ateşkes taraflara savaşın derin yıkıcı etkilerini yeniden değerlendirme ve uluslararası kamuoyunun etkin diplomasi yürütmesi için bir fırsat sunabilir. Ancak kalıcı bir barışın yolu, Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkının tanınmasından geçmektedir. Filistin’in özgürlüğü amasız fakatsız tanınmalıdır!
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!