Romain Gary
“Size şunu da söylemem gerekir ki, tutsaklığım sırasında fillere karşı borçlandım ve hâlâ onu ödemeye çalışıyorum. Aslında bu bir arkadaşımın fikriydi, bir metre on santime, bir buçuk metrelik bir zindanın içinde birkaç gün geçirdikten sonra duvarların üzerine gelmeye başladığını hissettiğinde, özgürce gezinmekte olan fil sürülerini hayal etmeye başlamış, bu sayede Almanlar onu her sabah gayet zinde, şakalaşıp gülüşürken bulmuş, yıkılmaz olduğunu düşünmeye başlamışlar. Hücreden çıktığında bunu bize de anlattı ve biz de kafesimizin içinde ne zaman daha fazla dayanamayacağımızı hissetsek Afrika’nın engin açıklıklarında karşı konulmaz biçimde gezinen o devleri düşünmeye koyulduk. Bu iş yoğun bir düş gücü gerektirse de bu çaba bizi hayatta tutuyordu.
Tek başımıza bırakıldığımızda, yarı yarıya ölgün bir halde dişlerimizi sıkarak gülümsüyor ve gözlerimizi yumarak önlerine geleni süpürüp geçen, durdurmaya hiçbir şeyin gücünün yetmeyeceği fillerimizi izlemeye koyuluyorduk. Bu muhteşem özgürlüğün adımları altında titreyen toprağın çatırtılarını bile neredeyse duyabiliyor, açık havanın rüzgarının ciğerlerimize doluşunu hissedebiliyorduk.
Bizim blokta morallerin giderek yükselmesi ve ölümlerin azalması karşısında kamp yetkilileri doğal olarak kuşkulanmaya başladılar. Bizi daha sıkı izlemeye koyuldular. Arkadaşlardan birini hatırlıyorum, Fluche adında bir Parisliydi ve benim bitişiğimdeki yatakta yatıyordu. Akşamları onun kımıldayamayacak halde olduğunu görüyordum, nabzı otuz beşlere düşüyordu. Ama zaman zaman göz göze geldiğimizde bakışlarında güçlükle seçebildiğim bir neşe pırıltısı buluyor ve onun o anda, ufuktaki filleri görmekte olduğunu anlıyordum…
Gardiyanlar bizim içimize ne türden iblislerin girmiş olduğunu çözemiyorlardı. Derken aramızdan bir gammaz sırrımızı ele verdi. Bunun nasıl bir sonuca yol açtığını tahmin edebilirsiniz. İçimizde ele geçiremedikleri bir şeylerin, bizden alamayacakları, üstelik bize dayanma gücü veren bir kurmaca, bir efsanenin hâlâ var olabiliyor oluşu onları çılgına çeviriyordu. Bundan sonra tavırlarına dikkat eder oldular!
Bir akşam Fluche bloğa sürünerek geldi, köşesine çekilmesine yardım etmem gerekti. Bir süre orada öylece yattıktan sonra, gözlerini sanki bir şey görmeye çalışıyormuş gibi kocaman açtı ve bana her şeyin bittiğini söyledi. Filleri göremiyordu artık, var olduklarına bile inanamıyordu. Dayanabilmesi için elimizden geleni yaptık. Hepimiz iskeletlerden oluşan bir çete gibi onun çevresini büyük bir coşkuyla sardık, parmaklarımızı hayali bir ufka doğru uzatarak hiçbir baskının, hiçbir ideolojinin yeryüzünden kovamayacağı o devleri ona betimlemeye koyulduk. Ne var ki, bizim Fluche artık doğanın harikalarına inancını yitirmişti. Yeryüzünde, Afrika’da bile olsa insanların doğaya saygılı olabilecekleri türden, böyle bir özgürlüğün hala var olabileceğini düşleyecek gücü kalmamıştı. Yine de çaba gösterdi. Kirli yüzünü bana doğru çevirdi ve gözünü kırptı. ‘Bir tanesi hâlâ benimle,’ diye mırıldandı. ‘Onu en derinlere iyice gizlemiştim, ama artık ona bakamayacağım… Yeterli gücüm kalmadı artık… Seninkilerin yanına al onu da.’ Zavallı Fluche’ün, konuşabilmek için bile çok gayret göstermesi gerekiyordu, ama gözlerindeki o minik ışık hâlâ yerli yerinde duruyordu. ‘Seninkilerin yanına al onu da… Adı Rodolphe.’ ‘Ne aptalca bir ad,’ dedim ona, ‘ben istemem, kendin bak ona…’ Ama yüzüme öyle bir bakıyordu ki… ‘Haydi öyleyse,’ dedim. ‘Rodolphe’unu şimdilik alıyorum, kendini daha iyi hissettiğinde sana geri veririm.’ Ama onun elini avucumun içinde tutarken, Rodolphe’un ömrüm boyunca benimle kalacağını biliyordum. O gün bugündür nereye gitsem yanımda götürüyorum onu da. İşte, küçük hanım, Afrika’ya bu nedenle geldim ben ve işte bu fikri savunuyorum. Ne zaman bir yerlerde bir fili vuran pislik bir avcı görsem onun en sevdiği yerine bir kurşun sıkmak için öyle bir istek duyuyorum ki geceleri uyuyamıyorum. Ve yine işte bu yüzden, yetkililerin küçücük bir önlem almalarını sağlamaya çalışıyorum…”
Evrak çantasını açıp içinden bir kağıt parçası çıkarttı ve sonra onu özenle açarak tezgahın üstüne koydu.
“Burada fil avının her türlüsünün, en iğrenç biçimi olan zevk için, spor olsun diye yapılanından başlamak üzere yasaklanması için bir dilekçem var. Bu yalnızca bir ilk adım ve fazla bir şey sayılmaz. Sizden çok büyük bir şey istemiyorum, ama eğer bunu imzalarsanız beni çok mutlu edersiniz…”
Kız imzaladı.
[Cennetin Kökleri, Romain Gary, Türkçesi: Hasan Can Utku, Sel Yayıncılık, 2024]
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!