1 Mayıs ufukta belirdi. Her yıl olduğu gibi yine milyonların yüzünü döndüğü bir tarih olarak değil yalnızca bir hesaplaşma, bir irade ve bir sınav günü olarak geliyor. İşçilerin, işsizlerin, güvencesizlerin, kent yoksullarının, kadınların, gençlerin ve doğanın çığlığıyla yükseliyor. Ama bu yıl da sahne değişmiyor. Devletin icazetli sendikası Türk-İş, kutlamalar için Kartal’ı gösteriyor. Öte yanda isminde “devrimci” sıfatını hâlâ taşıyan bürokratlaşmış DİSK, KESK, TMMOB ve TTB İstanbul için Kadıköy’ü adres göstererek Taksim iradesinin üzerini örtmeye devam ediyor.
Sözde farklı yerlerde durduklarını iddia eden bu yapılar gerçekte aynı politik çizgide buluşuyorlar. Çünkü her iki yaklaşım da Taksim iradesinden kaçıyor. Taksim’e gitmemenin gerekçesi bu yıl da değişmiyor: Faşist rejimin çizdiği sınırlar… Öte yandan AYM ve AİHM kararlarına atıflarla hukuki tartışmalarla çıplak gerçekliği boğuntuya getiriyorlar. Fakat bu söylemler artık kimseyi ikna etmiyor. Çünkü herkes biliyor ki bir meydanın “hukuken” 1 Mayıs’a ait olması orada fiilen olunmadığında sadece bir anıya dönüşür. Meydanı özgürleştiren, kâğıt üzerindeki kararlar değil sokakta bedel ödemeye hazır olanların kararlılığıdır.
Beşiktaş’ta yapılan ortak açıklamada 1 Mayıs’ın “Türkiye’nin dört bir yanında örgütlendiği” söylense de bu sözlerin arkasında gerçek bir politik kararlılık değil pasif bir yönelimsizlik var. DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu’nun “Bu ülkenin gerçek sahipleri olarak meydanlarda biz kazanacağız” sözleri, kulağa hoş gelse de işçi sınıfının gerçek sorunlarına sırt çevrildiği gerçeğini gizleyemiyor. Çünkü o meydan yani Taksim lafta sahipleniliyormuş görüntüsü yaratılıyor ama fiiliyatta Taksim’den kaçılıyor.
Sendika bürokrasilerinin Taksim’den kaçışı, bir “taktik” değil doğrudan doğruya bir politik tercih daha doğrusu teslimiyetçi bir geri çekilme stratejisidir. Bu tercih, sınıfla arasına koyduğu mesafeyi büyüten emek mücadelesini basın açıklamalarına indirgeyen bir yabancılaşmanın sonucudur. Taksim iradesi yıllardır yalnızca dillendiriliyor ama örgütlenmiyor. Taksim’e dair sözler romantizmle süslenirken fiili meşruiyeti örmekten özellikle kaçınılıyor.
Oysa Taksim sadece bir sembol değil iş cinayetlerinde katledilen işçilerin, taşeron cehenneminde çalışan güvencesizlerin, asgari ücretle ay sonunu getiremeyen milyonların, barikatlara çarpan kadınların ve zincirlerine saldıran gençlerin kolektif hafızasıdır. Taksim, sermaye düzeninin işçi sınıfına uyguladığı şiddetin karşısında bir direnç odağıdır. Bu yüzden Taksim’den kaçış sınıfla birlikte değil sınıf adına konuşan bürokratik bir aklın çürümüşlüğüdür.
Bugün “genel grev, genel direniş” çağrısı sokakta yankılanırken, emekçi halk korku duvarlarını yıkıp meydanları zorlarken, gençlik yalnızca barikatlara değil zincirlerine saldırırken bürokratik sendika yöneticileri ve “emek örgütleri” kulaklarını bu sese tıkamaktalar. Çünkü onlar için 1 Mayıs, hücrelerinde duyumsadıkları bir kavga günü değil vaziyeti idare edip görüntüyü kurtarma mecburiyetini hissetikleri bir gündür.
Artık yeter! Emek örgütlerini kariyer rampasına çevirenler, halkı temsilden değil yönetişimden barikattan değil salondan konuşanlar şunu bilmeli o rampalar kırılacak!
1 Mayıs yalnızca bir anma değil bir irade sınavıdır. Kimin sınıfa yaslandığı, kimin yalnızca kendi pozisyonunu korumaya çalıştığı apaçık ortadadır. Bu nedenle bu 1 Mayıs yeni bir dönüm noktası olmalıdır! “Taksim bizimdir” deyip Kadıköy’e çekilenlerden değil barikatları gerçekten yıkmak için sokağa çıkanlardan yana bir hat kurulmalıdır! Taksim kararlılığında samimi olan hiçbir devrimci bu yıl Kadıköy’de sahnelenmek istenen karnavalda boy göstermemeli, çürümüş sendikal bürokrasinin fiili yancısı durumuna düşmemelidir!
Çünkü bu meydan öyle bir meydandır ki, yalnızca kazanıldığında değil ona yürürken gösterilen iradeyle özgürleşir. Ve Taksim’e yürüyenler, yalnızca bir meydanı değil bir geleceği kurmak için yürüyor. Tarihi yeniden yazacak olanlar bu düzenden icazet alanlar değil bu düzenle cepheden hesaplaşanlardır!
Çağrımız Net:
Türk-İş’in devletçi tavrını, DİSK’in korkaklığını, KESK’in ikiyüzlülüğünü teşhir edeceğiz!
Taksim’i “yasak” diyenlere karşı fiili meşruiyeti sokakta inşa edeceğiz!
İşçi sınıfının tarihini bürokratların değil barikatları yıkanların kalemiyle yazacağız!
Direnişin gücüyle haydi Taksim barikatlarını yıkmaya!
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!